
Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarının önemli bir argümanı, Aleviliği Orta Asya’ya dayandırma safsatasıdır. Bu tür basit ve sıradan iddialarla amaçlanan şey ise, Alevilere Orta Asya kökenli Türk oldukları yalanını kabul ettirip Alevi Kürtleri devletin kuyruğuna takarak hem devlet dışı komünal demokratik değerlerinden uzaklaştırmak hem devrimci hareketlerin dayandığı zemini kurutmak ve hem de Kürtleri bölmektir. Bu teori halen de çok sıcak bir biçimde gündemde tutuluyor ve devletçi partilerin temel bir propaganda aracı haline getiriliyor. Oysa konunun birçok yerinde belirttiğimiz gibi Aleviliğin kökleri neolitik devrimin ilk yaşandığı yer olan Ortadoğu’nun ana soy ağacına dayanıyor. Ve her yere olduğu gibi Orta Asya’ya da neolitik kültür, Ortadoğu’dan yayılıyor. Neolitik kültürü güçlü özümsemiş bir toplum olan Aleviler, İslamiyet’in ezilenlere, baskı gören toplum kesimlerine yakın olan Ali-Ehlibeyt geleneğini de özümseyerek komünal, demokratik, özgür yaşama dayalı inançlarını zenginleştirip yeni bir senteze ulaştıklarında, Türkler halen Ortadoğu’ya gelmiş değildi. Türklerin Ortadoğu’ya gelişi ve yerleşmesi 1071 yılında Kürtlerin desteğiyle Malazgirt Savaşı’nı kazanmaları sonrası gerçekleşebiliyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi şaman inancının etkilerini yoğun taşıyan, neolitik kültürden de biraz etkilenerek iktidar odaklarına mesafeli duran ezilen Türk halk kesiminin önemli bir bölümü, Anadolu’da Alevilik inancıyla tanışınca çabucak kaynaşıp bu inancı sahipleniyor. Kendi geleneksel inançlarını da katarak kendi halk özgünlüğünde yeni bir sentez ortaya çıkarıyor.
Devletçi egemen güçler her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri oldukça çarpıtıyor. Gerçekleri çarpıtmalarındaki temel amaç ise güç ve iktidar kaygılarıdır, iktidarlarını sağlama alma arayışlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti de demokrasinin temel dinamik gücü olan Alevileri bir yandan katlederken, bir yandan da asimile etmenin binbir türlü yöntemini geliştiriyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan bir süre sonra nüfusunun yaklaşık yüzde 98’i Alevi Kürt olan ve 1936 yılına kadar binlerce yıl özerk yaşayan Dêrsim işgal edilmiş, sayıları 90-100 binlere varan sayıda Alevi Kürt, korkunç bir biçimde katliamdan geçirilmiş, binlercesi göçertilmiş, binlerce çocuğa ve gence ise eğitim adı altında devşirilmek üzere el konulmuştur. Diğer yandan çok planlı bir biçimde Alevi düşmanlığı geliştirilmiş, Alevileri öldürenlerin sevap işleyeceğine dair camilerde fetvalar verilmiştir. Farklı bir biçimde ise Aleviler, laiklik maskesi ve demagojisiyle devletin etki sahasına çekilmeye çalışılmıştır. Sözde laiklik söylemleriyle devlet ve din işleri birbirinden ayrıymış gibi bir görüntü oluşturulmuş, egemen mezhep Sünniliğin etkisi kırılmış havası yaratılarak binlerce Alevi bu yanılsamanın tuzağına düşürülmüştür. Bu aldatmacaya kanan çok sayıda Alevi, cumhuriyetin kurucu partisi CHP’yi adeta bir Hızır/kurtarıcı gibi karşılamıştır. Oysa CHP, cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin başına en büyük felaketleri ve katliamları getiren partidir. Laikçi kesilen CHP, hem sol hareketlerin devlet kontrolüne alınmasında ve hem de Alevilerin devlet içine çekilmesinde çok arsızca ve ahlaksızca bir rol oynamıştır. Devrimci, direnişçi kesimler üzerinde devlet ideolojisini hakim kılarak bu kesimlere en büyük saldırıyı ve kötülüğü CHP gerçekleştirmiştir. Maalesef bugün bile bu gerçeği yeterince idrak edemeyen çok sayıda Alevi halen, “Benim partim CHP’dir” demektedir.
Zincirin halkaları: Emeviler, AKP, CHP...
Emevilerin İslamiyet’in özünü saptırması gibi ve bu çağın Emevi hareketi olan AKP’nin de bu sapmayı derinleştirmesi gibi, CHP de laikliği saptırıp kendine göre yorumlayarak yeni bir dincilik ideolojisi üretmiştir. İnsanların din ve vicdan özgürlüğünün ifadesi olan laiklik, özünden saptırılarak dinciliğin yeni bir formu, versiyonu olarak topluma içirilmiştir. Böylelikle kapitalist sisteme laikçilik ideolojisiyle yeni bir açılım getiren CHP, kapitalist sistemin sadık bir savunucusu ve bekçisi olma rolünü layıkıyla üstlenmiş ve kusursuzca oynamıştır ve halen de oynuyor.
CHP’nin temel amaçlarından biri Alevileri Kürt halkının sorunlarından uzaklaştırmak, mezhepçiliği ön planda tutarak Kürt birliğinin önüne geçmek ve Alevileri Kürdistan Özgürlük Hareketi’nden koparmaktır. Alevilerin dini bağnazlığa olan tepkilerine hitap ederek, egemen Sünniliğe ve dinciliğe karşıymış gibi bir hava yaratıp yumuşak maske takarak, Alevileri kendi şoven ve milliyetçi siyasetine alet etmeye çalışmaktadır. Diğer yandan ise bu biçimde etkilediği Alevi tabanına dayanarak kendi iktidarı önünde engel gördüğü dinci partilere karşı iktidar mücadelesini de güçlendirmektedir. Tabii Alevilerin CHP’nin bu sahte yüzüne aldanmaları çok acı verici ve şaşırtıcı bir durumdur. Halbuki hiçbir güç ve politika bin yıllardır iktidarcı güçlere karşı direnen Alevileri, kendi ilkelerinden uzaklaştıramamıştır.
Kürt sorununun çözümünde Aleviliğin rolü
Cumhuriyet tarihi boyunca bu direnci besleyen çok önemli bir faktör de 1960’lar sonrası ortaya çıkan sol-sosyalist hareketlerdir. Bu hareketler Alevi direnişçiliğini beslerken, Alevilik de devrimci demokratik sol hareketlere önemli bir yaşam kaynağı olmuştur. Alevilerin yaşadığı alanlar devrimci demokratik hareketlerin dayandığı temel alanlar olmuş ve devrimci, demokratik hareketler açısından hazır ve doğal örgütlü bir taban olma özelliği taşımıştır. Alevilerin devrimci hareketlerle buluşması aslında bir bakıma siyasal, sosyal ve kültürel bir açılım anlamına da gelmiş ve komünal demokratik değerlerine yeni özgürlük değerleri kazandırmıştır.
Mevcut durumda Alevilik, Kürt sorununun demokratik temelde çözümünde ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde çok tarihi bir rol oynayabilir. Alevilik, demokratik toplumun ve sistemin kuruluşunda belirleyici bir rolün sahibi olabilir. Komünal demokratik değerleri canlı yaşayan Alevilik, bu değerleri daha da geliştirip yayarak bölgede demokratik, özgür yaşamın inşa edilmesinde öncü bir toplum olma görevi üstlenebilir.
Özgür yaşamın mevzisi olabilir
Alevilik nasıl ki altı bin yıldır insanlığın yüce değerlerini koruyan bir mevzi idiyse bundan sonra da bu mevzi olma rolünü özgür yaşam seçeneğinin hayat bulacağı bir vahaya dönüştürebilir. Aleviliğin şimdiye kadar yapamadığı da budur. Devletçi hiyerarşik sistemin baskı, zor ve zulmü karşısında kendi kabuğuna çekilerek marjinal bir durumu yaşadı. İnancını, kültürünü, felsefesini çağın yükselen demokratik değerleriyle doğru temelde, güçlü bir temelde buluşturup bir açılım yapamadı. Kendi dar kalıpları içinde sıkıştı ve tutuculaşarak dar bir mezhep seviyesine düşme tehlikesi yaşadı, yaşıyor. Bu durumu aşmanın yolu, komünal, demokratik, direnişçi özünü Ortadoğu’ya yayarak ve her halk gerçeğinde var olan olumlu insanlık değerlerini kendisine katarak kültürel alışverişi güçlü geliştirebilmektir. Alevilik kendisiyle sınırlı, dar kaldıkça komünal demokratik değerlerini kalıcılaştıramaz, direnişçi geleneğine sahip çıkamaz ve siyasal, sosyal, ekonomik anlamda açılım sağlayamaz. Ufuksuzluk, süreçle var olma koşullarını ortadan kaldırabilir. Tabii ki açılım, zulüm üreten sömürgeci sistemin çarkına girerek kendisini yitiren ve değerlerine tümden ters düşen keklik soyluların çizgisi de değildir. Devletçi sisteme yamanan Alevilik tükenişe gider. Devletçi/iktidarcı sistemin son sınırı olan kapitalist sistemin insanlık değerlerini tüketen modernizmine kapılmış bir Alevilik, özüne ters düşmüş ve bitmiş bir Aleviliktir. Zalim, sömürgeci sistemin maskarası durumuna gelen insanların Aleviliğin iradeli, özgür, hümanist, direnişçi gerçeğiyle bağı, alakaları olamaz. Bazıları, Alevi inancında, yaşam kültüründe hakim olan doğallık ve serbestlik özelliklerini, kapitalist modernitenin özden, insan doğallığından yoksun biçimciliği/biçimsizliği içinde eriterek tipsiz/tanımsız bir kişilikle toplum karşısına çıkıp “Ben Alevi’yim” diyebiliyor. Ama maalesef bu kişilikler özgürlük, doğallık, sadelik düşmanı bir sistemin kuklası olmanın dışında bir gerçeği temsil edemezler.
Alevilik marjinal mezhepçiliği aşıp demokratik açılım sağlayabilirse...
Yine belli bir kesim Alevi de hem ulusal ve hem de genel toplumsal sorunlar karşısında kayıtsız kalarak Alevicilik yapmaktadır. Oysa bu anlayışın da Alevilik’le bağdaşır bir yanı olmamaktadır. Alevicilik anlayışı da bir tür dincilik anlayışıdır. Muhafazakar, marjinal ve bağnaz zihniyetten kaynaklanan anti demokratik, bireyci, hiyerarşik ve tüketici bir anlayıştır. Bu durumda son derece komünal, evrensel ve hümanist olan Alevi inancını tasarrufuna almanın tek anlaşılır yanı varsa o da basit iktidar hesaplarıdır. Yani iktidar ve güç olmak için Alevi inancını kendine göre yorumlayarak politik bir araç olarak kullanmaktır. Aslında bu yaklaşım bazı Alevi dedeleri ve kurumları tarafından çok bilinçli bir biçimde geliştirilmektedir. Bu kesimler için Alevicilik adeta bir sermaye işlevi görmektedir. Sığ bir zihniyetle Alevi propagandası yaparak itibar ve güç toplamaya çalışmaktadırlar. Alevileri dünya toplumuna ve diğer kültürel zenginliklere kapatarak marjinal ve etkisiz bir mezhep düzeyine indirmektedirler. Alevi toplumunda günden güne gelişen çürümenin temel bir nedeni de kesinlikle bu anlayıştır. Dünyadaki değişim ve dönüşüme arkasını dönerek içine kapanan, gelişim diyalektiğini kendisinde durduran bir toplumsal gerçeklik, kendisindeki zenginliği dışarıya veremez ve dışarıdan da yeni zenginlikler alamaz, toplumsal siyaset yapamaz ve dolayısıyla tutuculaşarak çürümeyle yüz yüze kalır. Nitekim Alevi toplumunun karşı karşıya kaldığı bir diğer gerçeklik de budur. Konuyla bağlantılı olarak Önder Apo’nun şu değerlendirmesi son derece çarpıcıdır: “Sadece, ‘Ehlibeyte haksızlık yapıldı‘ demekle reform gerçekleştirilemez; ehlibeyte yapılan zulmün sosyal ve siyasal nedenleri çözümlenemez. Dolayısıyla haklı ve mazlum bir zemine dayanmasına rağmen, Alevi gelişimi bir Hıristiyanlık reformasyonu düzeyinde değildir. Beklenen ilerici rolü oynayacak kapsamdan yoksundur.”
Alevi toplumunu günden güne tükenişe götüren dar mezhepçiliği aşmanın en temel yollarından biri, etnik ve ulusal çapta yaşadığı sorunlara yüksek bir duyarlılık göstermek ve sorunları sahiplenerek mücadeleye atılmaktır. Aleviliğin özünde var olan komünal, demokratik değerleri geniş bir sosyal ve siyasal taban yaratarak yaymaktır.
PKK ve Alevilik
Sonuç olarak, Alevilerin yaşadığı yerler genelde dağlık, ormanlık ve derin vadilere sahip, devletin etki sahasından uzak yerler olmuştur. Kendilerini koruma ancak bu temelde gelişmiştir. Devlet etkisinden kendilerini en fazla yalıtan da Kürt Alevileri olmuştur. Ciddi bir devlet gelenekleri olmayan Kürtler, komünal demokratik değerlerin temel koruyucu ve savunucu toplumu olmuştur. Kürt Alevi toplumsal yapısı birçok devrimci hareketin dayandığı taban olduğu gibi PKK’nin de dayandığı temel toplumsal tabanlardan biri olmuştur. PKK Kürdistan’a açılırken ilk açıldığı alanların başında Kürt Alevilerin yerleşim yerleri gelmiştir.Maraş Katliamı, özünde PKK’nin Kürt Aleviler içinde taban bulmasını engelleme girişimidir. PKK’nin Alevi Kürtler içinde etkisini kırmak için devletin geliştirdiği çok planlı bir katliam konseptidir. Benzer bir konsept 1993 yılında Sivas Madımak’ta da yaşandı.
PKK, Alevi toplumuna her zaman büyük değer vermiş, Alevi kimliğinin korunması için ciddi bir mücadele içinde olmuştur. Devletin Aleviler üzerinde geliştirdiği baskıları sürekli işleyerek toplumda duyarlılık yaratmıştır. Aleviliği her zaman demokratik uygarlığın en temel dinamik toplumu olarak ele almıştır. Komünal demokratik özgür toplum inşasında Alevilere çok temel bir rol biçmiştir. Baskıcı, sömürgeci devlet zihniyeti olan dinciliğin aşılmasında Alevi inancını ve yaşam felsefesini değiştirici bir motor güç olarak görmüş, Aleviliğe bu biçimde de bir anlam yüklemiştir.
Alevilik, devletçi hiyerarşik tarih boyunca büyük baskılar, saldırılar, katliamlar ve ezilmelerle karşı karşıya gelse de direnişçi geleneği sürdürmedeki iddiası, komünal demokratik duruşuyla, egemen sistemin sert yüzünü esneten bir rolün de sahibi olmuştur. Gelinen aşamada Alevilik marjinal mezhepçiliği aşıp ciddi bir demokratik açılım sağlayabilirse Ortadoğu gericiliğinin ve dinci bağnazlığın aşılmasında ve demokratikleşmenin sağlanmasında belirleyici düzeyde bir katkının sahibi olabilir. BİTTİ
Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi