Daha önce Bağdadi ve şimdi de Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile birlikte, dini sadece iktidar olarak kullananlar ve istismar edenler, toplumlara ve insana yıkım ve ölüm dışında, bir netice vermemişlerdir. Bu durum hem tarihi vakalarla hem de güncel gerçeklik olarak bir kez daha ispatlanmıştır. Dinlerin rehberleri olan peygamberlerin vefatlarından sonra, inançlı kesimlerin içlerine sızarak, iktidarı ve maddi gücü eline geçirmeyi gaye edinen gurup ve şahsiyetler, adı geçen inançları binlerce yıldır istismar etmekteler. Özellikle bir kısım elit ve kurnaz insan, inancı kullanmayı ve kendi tahakkümünü diğer insanlar üzerinde derinleştirmeyi, bu yoldan maddi çıkar elde etmeyi meslek edinmişlerdir.
İnsanlık ve dinler tarihi irdelendiğinde, değişik isimler altında karşımıza bu durum bir hakikat olarak çıkmaktadır. Bazen ‘Ahura Mazda ve Zerdeşt’, bazen ‘Ra ve Atum’ adına, bazen ‘Musa’ as adına, bazen ‘İsa as ve Kutsal Ruh’ adına, bazen ‘Menat Lat Uzza’adına, bazen ‘Muhammed sav ve Ali’ ra adına tahakkümünü sürdürmüşlerdir. Allah, tanrılar, tanrıçalar ve putlar adına kurulmuş olan, iktidarların bir çoğu tarihte ve günümüzde insanlara ekseriyetle, yıkım ve ölüm getirmiştir. Peki gerçekten Tevhidi Dinler bu durumu hak ediyorlar mı? Amaçları yıkım ve ölüm mü? Hakikatlerinde bütün Tevhidi Dinlerin kitabelerinde, suhuflarında eşitlik ve adaletten söz edilmektedir. Bu dinlerin peygamberleri yaşamları boyunca adalet ve eşitlik mücadelesi içerisinde olmuşlardır. Bundan dolayı büyük zulümlerle ve vahşetlerle karşılaşmışlardır. Kimisi iktidar sahipleri tarafından öldürülmüş, istisnasız hepsi zorla ülke ve ailelerinden koparılmışlardır. Sahte dinler ve dindarlara karşı mücadele eden peygamberlerin durumlar böyle iken, tarihte ve günümüzde din adına hükümranlık kuranların çoğu, dini satarak siyasi, sosyal ve iktisadi iktidarlar kurmuş, dini hoyratça kendi emelleri için kullanmaktan imtina etmemişlerdir.
Allah Kur’an’da insanların nasıl da bilgiyi, dini arzuları (iktidar) için kullandıklarını anlatır:
“Tuttular, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tâbi oldular. Halbuki Süleyman küfre gitmemişti. Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler.
“Büyüye müşteri olan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını pek iyi biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü! Keşke bunu anlasalardı!” (Bakara, 2/102)
Bu ayette iktidarı hedefleyenlerin nasılda işleri çarpıttıkları örnek olarak ders almamız için verilmektedir. Sihirbazlık ve hokkabazlık yapan İktidar melunları, Hz Süleyman adına çarpıtmalara girişerek iktidar olmuşlardır. Bir tek Hz Süleyman ve onun getirdiği din değil, bütün inançlar bu istismara duçar kalmışlardır. En fazla İslam dini iktidar için istismar edilmiştir/edilmektedir.
Günümüz iktidar dincilerinin amellerine bakıldığı zaman, şöylesi soruyu aklı başında her mahluk sormaktadır. Yartıcının yol göstermiş olduğu peygamberler, nasıl olurda yıkıma ve ölüme öncülük etmişlerdir? Rahman ve Rezzak olan Allah, nasıl yarattıklarına halifesine yıkım ve acıyı görev olarak tevdi eder? Peygamberlerin ardından iktidarları için mücadele edenlerin hemen hepsi, hem vahyi hem de peygamberleri istismar etmişlerdir. Bu iktidarlaşma inanca göre değil, inançların özünde iktidar hedefi de yoktur. Çünkü Allah sahibul kainattır, bir devletin başkanı ya da bir imparatorluğun sultanı değildir. Bu iflah olmaz İblis’in takipçileri, nefsani arzularına göre bir iktidarlaşma yaşamışlardır. İktidarları hedefleyenler, toplum ve ümmet üzerine tahakkümü amaç edinenlerin şirkle iştigal ettiklerini söylememiz gerekir. Oysa Tevhid Dini öğretilerine göre, mutlak mülk Allahındır. Allah’ı birleme, yani tevhidi bir mücadele adalet ve inşa dışında bir önerme yapmamıştır. Mülkün yani varlığın yaratıcıya ait olduğu tebliğ edilmiştir. Herşeyin Allah’a ait olduğunu, mülkün ve varlığın yaratıcısının Allah olduğunu her boyutuyla vurgulamıştır.
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve dönüş yalnızca O’nadır”. (Nisa 42)
Kur’an rızkın Allah’a ait olduğunu söyler ve paylaşılması için, zekat, sadaka, kurban, kard-i hasan gibi kavramlarla paylaşılmasını faraziyet sayar. Toplumu yönetmenin ise; detaylarını ve ismini söylememiştir. Kur’an bu konuda bazı prensiplerden bahs eder: 1-Hakkaniyet 2-Adalet 3-Ehliyet (Liyakat) 4-Meşveret (danışarak iş yapma) 5-Merhamet (yönettiklerine merhametli yaklaşmak) Müslüman bir şahsiyetin yöneticide araması gereken vasıflar bunlardır. Bu sıfatlar kimde mevcut ise o yönetici olmalıdır/yapılmalıdır. Gerisi lafi güzaftır aldatmadır. Sünn-i olan Erdoğan ile Şii olan Hamaney sadece yıkım ve ölüm ile iktidarlarını sürdürmekteler. Birinin vekili olan Bağdadi, diğerinin vekili olan Kasım Süleymani, başta İslam alemi olmak üzere, iktidar ve hegemonya için çalıştıklarından dolayı, sadece ölüm ve yıkım bırakmışlardır. İslam’da hayat veren Allah’tır, inşa eden var eden Allah’tır.
“Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kimde bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Maide 32) Din adına iktidarlar Kasım veya Bağdadi fark etmeksizin öldürme ve yıkımla meşguller. Ama İslam yaşatmayı ve inşayı emreder.