
İktidar herkesi değiştiriyor. Dönüştürüyor, sistemin yedeğine alıp orada öğütüyor. Kürt, Türk, muhafazakar, İslamcı, reformcu istersen de devrimci ol. İktidarın olanakları ve sınırsız nimetlerinden yararlandığın gün, iktidar seni dönüştürüyor. Sen iktidarı değil. 90’lı yıllar Kürtlerin ateş çemberinden geçtiği yıllardı. Tek başlarına ve onlara destek sunan dostlarının dışında hep yalnızlık duygusu yaşadılar. Aralık 1995 seçimlerinden sonra Refah Partisi’nin iktidara gelmemesi için o dönem askerler ve devlet bürokrasisi her yolu denedi. Tansu Çiller ile Mesut Yılmaz arasındaki çelişki RP’yi iktidara getirdi. Ve 28 Şubat’lı yıllar başladı. Kürtlerin yanında İslamcılar da açıktan tehdit olarak görülmeye başlandı. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi yayınlandı. Kürtler yine birinci tehdit, İslamcılar da onun yanında ikinci tehdit olarak görüldü.
Kürtler hiçbir zaman yayınlarında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde iç tehdit olarak görülen İslamcılara yönelik asparagas haberler, onları dıştalayıcı, hedef gösterici hiçbir yayına girmediler. 28 Şubat süreci bir ara Kürtler ile İslamcıları da birbirine yakınlaştırdı. 2002 seçimlerinde Saadet Partisi ile ittifak arayışı aslında 28 Şubat post modern darbenin zeminini hazırladı.
2002 seçimlerinde AKP iktidara geldi. İslamcılar iktidarın merkezine oturdular. Birkaç seçim üst üste iktidarlarını pekiştirdiler. İlk iki yıl asker ve bürokrasi ile yaşanan sorunlar aşıldı ve “Biz hükümetteyiz ama hala iktidar olamadık” söylemi de sona erdi. Son birkaç yıldır. Hükümete yakınlığıyla bilinen medya, AKP Hükümeti ile HDP arasında ilişkiler iyi olduğunda, HDP’yi görmezden geliyor, ilişkiler gerildiğinde en iyi savunma saldırı diye saldırıya geçiyor. Ve 8-10 televizyon kanalı, 5-6 gazete hep bir ağızdan yayına başlıyorlar. Ne gazetecilik ilkeleri, ne basın ahlakı ne de İslami hoşgörü geleneği bunlara hak getire. Asparagas ve yalanlarla süslenen haberler, gazete sayfaları ve televizyon programları. Nasılsa RTÜK, Basın Yayın enformasyon, her taraf onların emrinde. Çamur at tutmazsa, izi kalsın. Üstelik 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidarın sarsılmasıyla birlikte daha da saldırganlaşmaya başladılar. Çünkü, havuzun muslukları kesilecek. Bağırdıkça batıyorlar, battıkça çırpınıyorlar ama nereye kadar. Halk arasında “Bu dünya Sultan Süleyman’a da kalmadı” diye bir laf var, peki size nasıl kalacak?
HDP’liler nasıl yanıt verir diye soruyordu. HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın “Diyarbakır mitinginde bombayı patlatan kişi, devletin içerisindeki istihbarattan ve emniyetten destek almıştır” sözlerine kim yanıt verecek?
Ahmet Taşgetiren’in Star Gazetesi’nde yazdığı son yazı. Bu tarz yazılardan biri. Adeta kinini ve öfkesini kusmuş. Muhtemelen Demirtaş’ın o sorusuna yanıt aramış.
7 Haziran seçimleri öncesinde HDP’nin seçim bürolarına yönelik saldırılar günlük rutin hale geldi. HDP’nin barajı aşacağının ortaya çıkması ile birlikte fiziki saldırılarda artış, seçim kampanyalarını engellemeye dönük çalışmalar başladı. Seçimden birkaç gün önce HDP Karlıova seçim aracının sürücüsü Hamdullah Öğe öldürüldü. Erzurum mitinginde linç görüntüleri, araçta diri diri yakılmaya çalışılan HDP’liler. Tıpkı 1993 Sivas yangını gibi. Ve aslında dananın kuyruğunun koptuğu nokta Diyarbakır’dı. Yüzbinlerce insan, kadın, çocuk, genç, yaşlı. Diyarbakır İstasyon Meydanı bugüne kadar böyle bir miting görmemişti ve meydanda bir katliam girişimi. 4 ölü, 400’ü aşkın yaralı. 70’i aşkın kişi ise bu saldırının izini ömür boyu taşıyacak. Ya o gün alanda o patlamayı alanda izleyen yüzbinlerin psikolojisi, bu nasıl anlatılacak? Üstelik tüm Kürtler o gün Amed mitingini canlı yayında izlediler. Kısacası canlı yayında bir katliamı adım adım seyrettiler.
O gece Kürtler kafasını yastığa koyduğunda bu travmayı yeniden, yeniden yaşadı. AKP’ye oy veren Kürtler de aynı durumdaydı. Birçok kentte AKP’ye oy veren, yönetici olan Kürt de bu travmayı yaşadı.
Zaten seçim kampanyası boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kürt sorunu yoktur”, “Tek millet, tek devlet” söylemini daha çok dillendirmeye başladı. AKP’ye oy veren, vermeyen seçmenin, “tek devlet” ile sorunu yoktu, zaten binlerce yıldır da birlikte yaşıyor. Ama “tek millet” söylemini yeniden geriye dönüş olarak gördü. Bir Kürt sorunu vardır, bir Kürt sorunu yoktur bocalamasında, Kürt sorununun her seçimde askıya alınmasından rahatsızlık duymaya başladı.
Son olarak, AKP’nin bölgede adım adım bitişi, sadece HDP’nin çalışmaları, kampanyalarıyla değil, aynı zamanda MHP tabanından gelecek oylar için çözüm sürecini askıya alan AKP’nin buna zemin hazırlamasıyla hızlandı. Kürtlerin AKP’ye seçimde verdiği ders ve bölgede tükenmişliğinin nedenlerini dışarıda aramasına gerek yok. Kürtlere yönelik olarak son dönemlerde izlediği politikalara bakması yeterli.
Aslında medyanın bu saldırıları, iktidarla birlikte kendilerine açılan rant alanlarının yavaş yavaş altlarından kaymaya başladıklarıyla ilintisi var. Yönetim kurulu üyelikleri, köşe yazarlığı, iktidara yakın televizyon kanallarında yapılan anlaşmalı programlar ve halkın vergisiyle servete boğulan paralı kalemşörler, bu iktidarlarını artık kaybetmek istemiyorlar. Bu nedenle de ne kadar bağırırsak o kadar üste çıkarız hesabını yapıyorlar.
28 Şubat’ın mağdurları, bugünün iktidarları olarak 28 Şubat’tan ders çıkarmamış olacaklar ki, o dönemin egemenlerinin uygulamalarını, medya da dahil her yol ve yöntemi kullanarak uyguluyorlar. Artık medya üzerinden halkı kontrole almak, psikolojik savaş uygulamak yöntemleri sosyal medya ve iletişim kanallarının sonuna kadar açık olduğu bu çağda artık işlemiyor. Gerçekler asla karanlıkta kalmıyor.