Bölgemizde iktidarların çıkardığı kargaşa ve kaosu anlayabilmek için tarihin sayfalarına not düşen Thomas Hobbes’un iktidarı meşrulaştırıcı kuramına bakmak gerekir. Hobbes’un felsefi kuramının arka planını 17. yüzyılın kargaşası ve kaosu oluşturur. Bu kargaşa ve kaos, otuz yıl savaşları ve 1648 İngiliz devrimidir. Bu savaş ve devrim Hobbes’u derinden etkilemiştir.
Hobbes, döneminin birçok düşünüründen farklı olarak, insanların zihin ve vücut bakımından tabiatta eşit olduğunu savunuyordu. Bu eşitlik, Hobbes’a göre zorluk ve sefaletin kaynağıdır. Çünkü ona göre, insanlar genel olarak eşit yeteneklere sahiptir. Benzer ümitler ve benzer arzular duyarlar. Böylece bütün insanlar, bir anda elde edemeyecekleri aynı şeyi ister ve ulaşmaya çalışırlar. Bu istek, insanları birbirine düşman eder ve birbirlerini yok etmeye çabalarına neden olur. Bu nedenle, insanlar "doğa koşullarında” savaş şartları içindedir ve bu doğa içindeki durum da "Herkes herkese karşıdır.”
Bu savaş korkusu ve mücadele, Hobbes’a göre üç psikolojik sebebe dayanır: yarışma (hayatta kalma mücadelesi), çekingenlik (savaş çekingenliği) ve görkem (iktidar arzusu ve ego). Bu şartlar altında, Hobbes’a göre; ticaret, tarım, denizcilik yoktur; kültür ve sanat, edebiyat yoktur; toplum yoktur ve hepsinden kötüsü "şiddet sonucu ölmenin devamlı korkusu ve tehlikesi” vardır ve "insanın yaşamı yalnız, zavallı, çirkin, kaba ve kısadır.”
Güçlü bir rasyonalist olan Habbes’e göre insan bu "korku ve tehlikelerden” ve "yalnız, zavallı, çirkin, kaba ve kısa” olan hayattan aklını kullanarak bir kurtuluş yolu bulacaktır. Bu yol, toplum sözleşmesidir. Bu sözleşme, uyruk ile uyruk arasında yapılır. Ancak insanın iktidar ve ihtişam arzusu, bu anlaşmayı (sözleşmeyi) bozması için onu aldatabilir. Bunun için sözleşme yaratılmak zorundadır. Ona göre, bu otorite sözleşmeye müdahil değildir. Onun bir ürünüdür. Bu da egemenlik sahibi bir iktidardan -tek kişiden ya da birçok insandan oluşan bir meclis- başkası değildir.
Hobbes’un teorisindeki en büyük yanlışlık, devlet öncesi toplumda sosyal birimin temelinin "birey” olmasıdır. Ancak hakikat bize "ilkel” toplumda sosyal birimin temelinin birey değil aile veya klan olduğunu söylüyor. Hobbes’un bir diğer çarpıtması da, kuralın ve ahlakın devletin ortaya çıkmasıyla oluştuğunu ileri sürmesidir. Ancak aksine insanlar, devlet öncesinde, kendini öz yönetimle, komünal ekonomi ve üretimle idare etmiştir. Bu idarenin kuralları da, zora dayanmayan kurallar bütünü olan ahlaktır.
Hobbes’un diğer bir önemli çarpıtması da, sözleşmenin iktidara devri konusudur. Toplum hiçbir şart ve koşul altında, zora dayanan ve kendisinin yapmadığı ya da yapımına müdahil olmadığı bir kanunla "düzenini” sağlamaya ve toplumun başat düşmanı olan zora dayalı bir otoriteyi kabul etmez. Hobbes’un dünyaca ünlü olan sözleri "herkes herkese karşıdır” ve "insan insanın kurdudur” tam bir çarpıtma ve iktidarın özünü saklama amaçlıdır. Aslında birbirinin kurdu olan ve insanları birbirinin kurdu yapan iktidarlardır. İktidarlar toplumu daha rahat yönetmek için insanları birbirine düşürerek onlara birbirinin kurdu yapar.
Nitekim iktidarın oluşumundan günümüze kadar halen iktidar insanları bir birinin kurdu yapmaya çalışmakta. Bugün tüm dünyada, özelde de Ortadoğu’da iktidarlar toplumları birbirine düşürüp onları birbirinin kurdu yapmaktadır. Ancak bu insanları birbirine düşürerek kurdu yapma iktidara ulaşma amaçlı olduğundan iktidarlar arasında da iktidar mücadelesi çıkar. Bunun en açık örneği bugün Türkiye’deki iktidar mücadelesidir. Bu mücadelede taraflar günü geldiğinde uzlaşıyor. Karşıtlarını alt ettikten sonra, iktidar için birbirlerine karşı akla gelebilecek her türlü ahlak dışı yöntemlere başvuruyor.

Çareyse birbirine karşı komplo değil, kolektif aklın ve vicdanın sesine kulak verip, toplum yararına hizmet edecek müzakereler geliştirmek, geçmişin yanlışlarına karşı samimi bir yüzleşme, toplumsal barışı gerçekleştirmektir. Bunu başarabilen toplum ve ülkelerde huzur ve refah gelişecek, iktidar ve birbirini öteleme yöntemleri de buharlaşacaktır.


 Kandıra 2 nolu F Tipi Cezaevi