KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, mevcut Türk iktidar bloku ve anlayışının Kürtleri yok etmeye dayandığını, bu durumu sürdüreceklerini, çünkü geri dönüşü olmayan böyle bir mecraya girdiklerini söyledi. Bu kadar şiddetli saldırıların uzun süremeyeceğini de kaydeden Cemil Bayık, "Bir süreden sonra sonuç almadığı zaman kırılma yaşar. AKP’nin korkusu budur" dedi.
Suriye’deki savaş yeni bir aşamaya vardığını; bundan sonra Suriye siyasetinde kim ne kadar yer alacak savaşının olacağını söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, şunları ifade etti: "Kürtler bu savaş içinde ve oluşacak statükolarda siyasi ve askeri varlıklarıyla etkili olmaya devam edecek. Kürtlerin siyasi ve askeri varlığı dikkate alınmadan yeni Suriye kurulamaz. Ortadoğu’da dinci, mezhepçi, milliyetçi çatışma yaratan politikalar yerine Kürtlerin siyasal anlayışı etkili olacak. Ortadoğu’yu eskisi gibi milliyetçi, mezhepçi çatışmalar ve Kürtlerin soykırımı üzerine kurmak mümkün değildir. Kürtlerin demokratik zihniyeti, siyasal anlayışı 21. yüzyılın yükselen değeri olacak. Hiçbir zor, baskı bunu engelleyemez."
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın ANF’nin sorularını yanıtladı. Uzun söyleşiyi özetleyerek paylaşıyoruz.
AKP’nin Efrîn’le başlayan ve ‘Erdoğan’ın devamı olacak’ şeklindeki yeni savaş konsepti devrede. Türk devletinin kendisini Kürtlerin yok edilmesi üzerine şartlandırması neden?
Türk devletinin Kürt politikaları kapsamlıdır, derindir. Tarihsel temelleri vardır… Türk devleti hala Kürtleri tamamen soykırıma uğratmak istemektedir. Bu soykırım politikası, güncellenerek sürdürülüyor. Çünkü dünya koşulları değişiyor, bölge koşulları değişiyor. Soykırım politikasında belirli rötuşlar bu nedenle yapılıyor. Ama öz ve esas olarak Kürtleri yok etme politikası Türk devletinin temel politikasıdır, temel anayasasıdır, temel kanunudur, temel stratejisidir. Bunun dün olduğu gibi bugün de böyle olduğunu görmek gerekiyor. Buna bir de Erdoğan’ın, AKP'nin, siyasal İslam’ın devleti ele geçirme ve kendisini iktidar yapma boyutu eklenince Kürt düşmanlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir dönemde olmadığı kadar azgın, saldırgan, açık bir yok etme zihniyeti, söylemi ve politikasına dönüşmüştür. Bir taraftan ideolojik ve siyasi olarak temel politika buyken, diğer taraftan iktidarı elde tutmanın, iktidarda kalmanın bir aracı olarak Kürt düşmanlığı yapılmaktadır.
Sizce bu politika ve durum nereye evrilebilir?
Ortadoğu’da Üçüncü Dünya Savaşı sürüyor. Kürtler sadece Bakurê Kurdistan’da değil, Rojavayê Kurdistan’da da uyanmışlar. Başûr’da belirli bir mevzi kazanmışlar. Rojhilat’ta Kürtler uyanmış, dünyada Kürtler uyanmış. Özgür ve demokratik yaşam istiyorlar ve bunu da Önderliğin demokratik ulus çizgisinde bütün bölge devletlerinin siyasi sınırları içerisinde çözmek istiyor. Kürtlerin uyanışı, örgütlenmesi ve öngördüğü çözümler, Kürt soykırımına dayalı Türk devlet stratejisine, AKP-MHP iktidarı politikalarına terstir. Kürtleri yok etmek istiyorlar; bunun için demokratikleşmeye de şiddetle karşıdırlar.
Bu durumu sürdürecekler mi?
AKP-MHP iktidarı bu durumu sürdürecektir. Onlar geri dönüşü olmayan böyle bir mecraya girmişler. AKP iktidarı kendi siyasal zemininde yeni bir Türkiye yapılandırmak istiyor. Kürt soykırımına dayalı, Kürdistan’ı Türk uluslaştırılmasının yayılma alanı haline getirmeye dayalı politikayı yeni bir konseptle, yeni bir yapılanmayla sürdürmek istiyor. Bu saldırılar sürecektir, sürdürülecektir. Birinci Dünya Savaşında Ermeni Soykırımı gerçekleştirilmiştir. Çünkü savaş ortamında bazı şeyleri daha kolay yapma imkanı vardır. AKP-MHP faşizmi, saldırganlığı Ortadoğu’da süren Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında bu defa da Kürtleri soykırıma uğratmak istemektedir. Kürtler üzerinde uygulanan soykırım tamamlanmak istenmektedir.
Ortadoğu’da eski dengeler değişiyor, yeni dengelere dayalı statükolar oluşacak. Türk devletinin bütün amacı 20. yüzyılda dağılan statükonun Kürtler lehine değişmesini engellemektir. Türk devleti yeni dengelerin de statükoların da tamamen Kürt soykırımını esas alan bir sistem biçiminde oluşmasını istiyor. Bu açıdan soykırımcı saldırgan politikası önümüzdeki dönemde de sürdürülecektir.
Yeni bir konseptle neyi kastettiğinizi biraz daha açabilir misiniz?
Yeni bir konsept olması şöyle; Üçüncü Dünya Savaşı sürüyor, Ortadoğu’da dengeler dağılmış, Türk devleti bu yeni dengelerin oluşması sürecinde var olan çelişkilerden, kendi imkanlarından yararlanarak çeşitli güçlerle ittifak yapıp Kürtlerin örgütlülüğünü, siyasi ve askeri güçlerini tasfiye etmek ve ezmek istiyor. Bir yönüyle 2014’te başlayan 'Çöktürme Planı’nın; 30 Ekim 2014’te alınan Milli Güvenlik Kurulu kararlarının ve 2015-2016’da Kürt şehirlerine ve kasabalarına yönelik saldırıların, yani içerde yürütülen şiddetle ezme politikasının dışa taşırılması söz konusudur. Zaten bu politikayı kabul etmişlerdi, yürütüyorlardı. Şimdi Efrîn işgaliyle bu açık biçimde dışa taşırılmıştır. Bu, Türk devletinin politikasıdır.
Efrîn işgaliyle bu süreç bitmedi mi?
Efrîn işgaliyle bu süreç bitmedi, devam ediyor. Onlar için de Kürtler için de devam ediyor. Kürtler, Efrîn’de direnip Türk devletinin işgaline son verecek. Türk devletinin bu politikası, Türkiye dışındaki Kürtler ve demokrasi güçleri açısından da şiddetli bir savaş ve mücadele dönemidir. Bunu böyle görmek lazım. Çünkü o her yerde Kürtleri ortadan kaldırmak istiyor. Gelinen aşamada Kürtler güç kazandı. Herhangi bir yerel isyan yok ya da sadece Bakurê Kurdistan'daki Kürtlerin güçlenmesi yok. Bütün bölgede Kürtlerin güçlenmesi var. Bütün Kürtlerin bu güçlenmesi bir birinin gücünü olumlu etkiliyor, besliyor. Türk devleti de bu nedenle sadece bir parçada değil, bütünlüklü Kürt düşmanlığını yürütmek istiyor. Bu nedenle savaş dışarıya taşırılmıştır. Yeni konsept savaşın bütün bölgeye taşırılmasıdır.
Savaşın tüm bölgeye taşırılması ne anlama geliyor?
Savaşın tüm bölgeye taşırılması şu anlama geliyor; Kürt soykırımı nasıl ki Birinci Dünya Savaşında belli uluslararası ilişkiler çerçevesinde yürüttülerse, bazı uluslararası güçlere dayandırdılarsa, şimdi de yeni dengeler kurulurken bu Kürt soykırımını, bu saldırılarını yeni bölgesel ve uluslararası güçlere dayandırarak tamamlamak istiyor. Bu politika doğrultusunda Türkiye’nin bütün imkanları da pazarlanıyor. Aslında Türkiye Kürt soykırımı amacıyla bir kumar masasına sürülmüştür. Özellikle de AKP iktidarı kendini ayakta tutmak için bütün Türkiye’yi kumar masasına sürmüştür. Kürt düşmanlığı var, politikalar esas olarak buradan kaynaklanıyor ya da ona dayanarak bu politika yürütülüyor. Öte yandan Kürt düşmanlığı kullanılarak iktidarını ayakta tutmayı esas alıyor. Bu politika uygulanırken bu boyutu küçümsememek gerekiyor. Hatta bu boyut öne çıkıyor. Kürt düşmanlığı, Türkiye'deki çeşitli şoven kesimleri yanına almak için AKP iktidarı tarafından kullanılıyor. İktidarını ayakta tutma kaygısı da bu politikanın en temel boyutlarından oluyor.
AKP iktidarı, uzun süre herkesi böyle bir politika etrafında tutabilir mi?
Uzun süre tutamaz. Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve dünya değişti. Günümüz dünyasında herkesi kendi düşündüğü gibi bir Kürt soykırım politikasına dayandırması kolay değil. Örneğin Efrîn işgalini Rusya desteğiyle sürdürdü. Hala da Suriye’deki politikalarını Rusya’ya dayandırarak sürdürmek istiyor. Birinci Dünya Savaşında Ermeni Soykırımı’nda Almanlar nasıl bir rol üstlenmişse şimdi de Kürt soykırımında Rusya böyle bir konuma düşmüş durumda. Ama öyle bir Kürt gerçekliği, bölge ve dünya gerçekliği var ki, Kürtler Birinci Dünya Savaşındaki Kürtler değildir. Bölgede de gelişmeler var; halkların demokrasi isteği var. Demokrasi isteği, Kürt düşmanlığı yan yana sürdürülemez. Rusya bile bir taraftan Türk devletinin Kürt soykırımına destek verirken diğer taraftan da Suriye’de siyasi çözüm Kürtsüz olamaz diye açıklamalar yapıyor.
Bunu niçin ifade etme gereği duyuyorsunuz?
Şunun için ifade ediyoruz; evet Türk devleti Kürt’ü soykırıma uğratmak istiyor, bu politikayı izliyor ama herkesi kendi düşündüğü düzeyde bir Kürt düşmanlığına getirmesi kolay değildir. Bu bakımdan yürüttüğü politikalarda zorlanacaktır. Bu politikayı istediği gibi yürütemeyecektir. Buna bir de Kürtlerin büyük direnişi eklenince böyle yeni bir konsept olsa da, bu konseptin öyle kolay yürütülmesi söz konusu olmayacaktır. Biz öyle kolay yürümesine fırsat vermeyeceğiz. Kürtler fırsat vermeyecektir.
Rusya’dan biraz bahsettiniz, hem Rusya hem de ABD’nin rolünü biraz açar mısınız?
Şu anda Rusya’nın Suriye'deki etkinliğinden en fazla yararlanan Türkiye’dir. Tüm işgaller Rusya’nın onayıyla gerçekleşti. Kirli bir pazarlık da vardı. Beslediği çeteleri tasfiye etmek için Türkiye'ye bu yollar, imkanlar açıldı. Suriye'yi yakıp yıkan, Suriye'de çeteleri destekleyen, Suriye'deki iç savaşın bu noktaya gelmesine neden olan Türkiye Rusya tarafından, hatta rejim tarafından ödüllendirdi. Çetelerin belirli yerlerden çekilmesi karşılığında Türkiye'nin en temel politikası olan Kürt politikasına destek verildi. Rusya, Efrîn işgalinin en büyük destekçisi olmuştur. Çok kötü rol oynamaktadır. Güya, Türkiye’yi Batı’dan koparacak, silah satacak, ekonomik ilişki ve yatırımları büyütecek. Kendilerine göre Türk sopasıyla Kürtleri terbiye edecekler. Bu kadar çirkince bir politika izleniyor.
ABD de başından beri Fırat’ın batısındaki Kürtleri feda eden bir politika yürüttü. Efrîn alanındaki gelişmelerde hep seyirci kaldı, işgaline açık karşı çıkmadı. Hatta tutumuyla teşvik etti. Böylelikle ABD de Fırat’ın doğusundaki Kürtler daha fazla kendisine muhtaç olsun, bağlansın gibi bir yaklaşım izledi. Bunun da nasıl bir politika olduğu açıktır.
Rusya Türkiye'yi kullanmak istiyor. ABD Türkiye'yi teskin etmek istiyor. Türkiye de bu politikaları görerek bundan yararlanıp Kürt düşmanlığını sürdürüyor.
Türk devletinin bu saldırıları nereye kadar varabilir?
Türkiye siyasal durumun, bölgesel durumun el verdiği ölçüde bu saldırılarını sürdürecektir. Onun yayılmacı, sömürgeci politikalarında bir sınır yok. Kürt düşmanıdır, Kürtleri tümden yok edene kadar, Kürtlerin her yerdeki kazanımlarını ezene kadar bu politika sürecektir. Bağımsızlık referandumu ve Kerkük krizi sırasında Türk devletinin nasıl tutum ortaya koyduğu açıktır.
Türkiye yayılmacı politikasını Kürt politikasından dolayı sürdürecek, ama bir de Osmanlı zihniyeti var. Evet, Türkiye hala o imparatorluk kültürünü, alışkanlığını bırakmamış, Osmanlı olmak, Osmanlının eski ayak izleri üzerinden hakimiyet kurmak istiyor. Bu da açıktır. Bunu da Araplar görüyor. Araplar şimdi yavaş yavaş şunu görüyorlar, Türkiye'nin Kürt düşmanlığı sadece Kürt düşmanlığı değil, bütün Arap dünyasına, Ortadoğu'ya düşmanlık oluyor. Kürt düşmanlığı üzerinden -bazı güçlerin de Kürt düşmanlığı ve Kürt kaygısından yararlanarak- Ortadoğu'da etkili olmak istiyor.
Arap devletleri mi görüyor?
Mesela Mısır açıkça görüyor. Mısır, Türkiye'nin Kürtleri hep hedef göstererek Kürtler üzerinden, Kürt düşmanlığı üzerinden Suriye'de, Irak’ta, Ortadoğu'da etkili olmak istediğini görüyor. Türk devletinin bir de böyle bir yayılmacı karakteri var. Bunlar sürdürülecek. Mevcut iktidar bloku ve anlayışı Kürtleri yok etmeye dayanıyor. Onun için mevcut anlayış değişmediği müddetçe bu saldırılar sürecektir.
Bu zihniyet nasıl değişir?
Mücadeleyle değişir. Demokrasi güçleri ve Kürtlerin mücadelesiyle değişir. Mevcut iktidardan ve bu zihniyetteki siyasi anlayışlardan hiçbir şey beklenemez. AKP'ye çağrılarla hiçbir şey elde edilemez. Mücadele dışında başka bir alternatif düşünülmeyecektir.
AKP-MHP faşizminin saldırıları kırılabilir mi?
Tabii ki kırılma yaşanacak. Bu zihniyetin, bu anlayışın sürdürülebilirliği, sürdürülebilirliğinin zemini yoktur. Ne uluslararası, ne bölgesel güçler, ne Kürtler, ne de Türkler açısından sürdürülebilir bir zemini var. Bu kadar şiddetli saldırılar ancak bir süre sürdürülebilir. Bir süreden sonra sonuç almadığı zaman kırılma yaşar. AKP’nin korkusu budur. 2018, bu yönüyle AKP-MHP faşizminin yıkılma yılı haline getirilecektir.
Suriye’deki bu yeni aşama göz önüne alındığında Ortadoğu satrancında Kürtlerin yeri nerede?
Suriye’deki savaş yeni bir aşamaya vardı. Bundan sonra Suriye siyasetinde kim ne kadar yer alacak savaşı olacak. Suriye’nin yeniden kuruluş sürecinde kimin gücünün ne kadar yer alacağı, siyasi etkisinin ne olacağı savaşı sürecek. Savaşın bu aşaması da kısa sürede son bulmayacaktır. Önceden yerel aktörler daha fazla devredeydi, giderek devletler daha fazla devreye girecek.
Kürtlerin önemli bir yeri vardır. Kürtler bu savaş içinde ve oluşacak statükolarda etkili role sahip olacaklar.
Kürtler Ortadoğu’nun en temel demokratik ve özgürlük gücüdür. Demokrasi zihniyeti ve gücü konusunda da Kürtler en temel ve en öncü güçtür. Bu yönüyle Kürtler Ortadoğu satrancında, Ortadoğu siyasal mücadelesinde etkinliğini sürdürecek. Irak’taki siyasi güçlerin yaklaşımları yetersiz de olsa Irak’ın demokratikleşmesinde de Kürtler esas güç olacaklar. Kim Türkiye’yi de demokratikleştirmek istiyorsa Kürtlerle ittifak yapacak. İran’da da demokratikleşme gelişecekse yine Kürtlerin etkisi olacak. Bu bakımdan Suriye’deki yeni aşamada Kürtler demokratik güçleriyle etkili olacak. Kürtler siyasi ve askeri varlıklarıyla da Suriye ve Ortadoğu'da etkili olmaya devam edeceklerdir. Kürtlerin siyasi ve askeri varlığı dikkate alınmadan yeni Suriye kurulamaz.
Soykırım politikalarına karşı Kürtler direnecektir. Efrîn’de direniş devam edecektir. Efrîn halkı topraklarına kavuşacak; özgür ve demokratik yaşamlarını sürdürecek. Suriye Kürtsüz ayakta kalamaz.
Kürtler demokratik ulus anlayışıyla hem Türkiye’de, hem Suriye’de, hem Irak’ta, hem İran’da Kürt sorununun çözümünde doğru bir yöntem ortaya koyarak çok önemli bir rol oynayacaklar. Sadece buralarda Kürt sorunu çözülmeyecek, bütün Ortadoğu’da dinci, mezhepçi, milliyetçi çatışma yaratan politikalar yerine Kürtlerin siyasal anlayışı etkili olacak. Ortadoğu’yu eskisi gibi milliyetçi, mezhepçi çatışmalar ve Kürtlerin soykırımı üzerine kurmak mümkün değildir. Kesinlikle Kürtlerin Ortadoğu satrancındaki yeri etkili olacaktır. Örgütlü güçleriyle, zihniyetleriyle, politik yaklaşımlarıyla etkili olacaklardır. Kürtler hem siyasi ve askeri güçleriyle Ortadoğu dengelerinin şekillenmesinde hem de Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin temelinde yer alacaklardır.
Yeni Suriye ne El Nusra’nın ne Türkiye’nin beslediği çetelerin yaklaşımıyla kurulabilir ne de eski siyasi zihniyetle. Kürtlerin dostları olan Arapların, Süryanilerin zihniyeti ve düşüncesiyle yeni bir demokratik Suriye kurulabilir. Suriye’de Rojava ve Kuzey Suriye’de Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin ve diğer halkların kurduğu siyasal sistem, siyasal oluşum ve zihniyet temelinde bir uzlaşma olabilir. Bunun dışında bir uzlaşma yaratılamaz.
21. yüzyılda Kürtler Ortadoğu siyasetinde etkili yer alacaklar. Toplumsal ve kültürel yaşamda etkili yer alacaklar. Çünkü Kürtlerin demokratik zihniyeti, siyasal anlayışı 21. yüzyılın yükselen değeri olacak. Ortadoğu’da 21.yüzyılın temel siyasal parametrelerini oluşturacak. Kadın özgürlükçü, ekolojik demokratik toplum paradigması, demokratik ulus anlayışı, demokratik topluma dayalı demokrasi, devleti sınırlayan demokratik konfederal anlayışları tabii ki Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde çok aktif yer alacaktır. Hiç bir zor, baskı bunu engelleyemez. Artık Ortadoğu eskisi gibi kurulamaz.