Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında hala farklılıklara tahammül edilmiyor ve farklılıklar bir zenginlik olarak kabul görmüyor, bu gidişle görülmesi de pek yakın değil.

İnsanlarımızı birbirine kırdıranlar, toplumu kutuplaştırıp şiddet sarmalına sürükleyenler, en küçük bir fırsatı bile diktatörlüğünü pekiştirmekte kullananlar, ahlaki, vicdani değerlerini yitirenler, ülkeyi uçuruma sürüklediklerinin farkındalar mı acaba?

Tarikat şeyhlerinin dizleri dibinden meteliksiz olarak büyüyen ve mağdurluk ruh haliyle iktidara geldikten bu yana küresel güçlerin Ortadoğu'daki maşası olan AKP'nin başı Tayyip ve şürekası baş aşağı gidişlerini durdurmaları artık imkansız...

Türkiye'nin önemli kaynaklarını küresel güçlere satan ve memleket hazinesini talan edip, sağa sola tehditvari seslerinin duyulmasını demokrasi sandılar.

İslam fetihlerinde talancılık, hırsızlık, ganimet meşru ama hortumladıkları bu ülke halklarının vergileri, emekleri… Bunca hırsızlık ve adaletsizliklerine rağmen bunları sırtında iktidara taşıyanları anlamak mümkün değil!

Ülkeyi yeni bir seçime zorlamaya çalışan Tayyip-AKP tayfasını tekrar sırtında iktidara taşıyacak olanlara demem o ki; katledilmeye, sömürülmeye, soyulmaya, kandırılmaya doymadınız mı? Gözlerinizi açmanız, uyanmanız için daha ne olmasını bekliyorsunuz? Bu köleliği ne zamana kadar sürdüreceksiniz?

* * *

Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, şu dünyada bir tek barınacağınız Anadolu kalmış! Buraya da Kürtler başta olmak üzere Anadolu ve Mezopotamya halkları sayesinde gelip, yerleştiniz! 

O halde öldürmek ve ölmek yerine harcadığınız enerjiyi farklılıklarla birlikte yaşamak için harcasanız dünya insanlık uygarlığı açısında yeriniz daha muteber olmaz mı?

Demem o ki, ya bu gidişi hakkaniyet doğrultusunda bir çözüme kavuşturursunuz ya da Anadolu'yu da kaybedersiniz.  

Bu, ırkçı güruh ve onunla aynı düşünceleri güden ve soysuz İslam çetelerini himaye ederek Kürtler ve Alevilerin üzerine sürmeye çalışan bu zihniyet; şunu milli hatırasına iyi kazısın; hakikatsal özgürlükler ve demokratik sistemi inşa etmede dinamik olan Kürtler, Aleviler Anadolu ve Mezopotamya'nın yüz akıdırlar!..

Bu ülkenin sağduyulu insanları Türkiye'nin neden uluslar arası alanda yalnızlaştığını iyi gözden geçirmeli.

Ortadoğu'daki komşularıyla ülkenin çıkarlarına göre değil, o ülke yönetimlerinin duygularına göre salvolarda bulunan uluslararası profesör unvanlı şu lümpen Küçük Ahmet Paşa'nın (A. Davutoğlu) diplomasi basiretsizliğinin getirdiği nokta bu. 

Görülüyor ki, ABD'nin Ortadoğu konsepti için Sünni İslam'la flörtü yeterli görülmüyor. Şiilerle de flört etmeye başlayınca bunlar telaşlandı. ABD'nin İncirlik üssü vs. talepleri hemen karşılık buldu. Bu iki mezhep arasında kimin daha demokrat, özgür bir topluma sahip olacağı konusunda yapılacak rekabet sonucu görülecektir. 

* * *

Akabinde AKP hegemonyası 12 Eylül anayasasını aratmayacak uygulamalarda bulunmaktadır. 

Barış sözcüğü; tüm insani hakları karşı güçler tarafından gasp edilmiş ve o karşı gücün elinde en insani haklarını savaşarak geri almak için yapılan antlaşmanın ortak ruhunu çağrıştırsa da günümüz küresel hegemonya koşullarında hileli bir tuzak argümanı olarak kullanılmaktadır.

Barış ortamını yaratmak için savaşa her zaman hazır olunduğu yansıtılmalı ki, barış ortamı olgunlaşsın!

Kutuplaştırılmaya çalışılan Türkiye halklarına iki seçenek bırakılmış adeta.

Bir; üst yapısı, devlet destekli, görgüsüz bir burjuva sınıfı, alt yapısı, din eksenli, kan dökücü, kindar bir toplum.  

İki; ya da bütün faklılıkların sesini yükseltip isyan ettiği demokratik, özgür bir seçenek...

Günümüzde öz savunması olmayan toplumların yapacağı barışın ise teslimiyet  ve modern kölelik ifadesinden başka bir anlamı olamaz. 

Ne diyelim, barış ufukta görünmese de içimde hala umut var. Zaten umudun tükendiği yerde hayat da tükenmiş demektir.

Sonuç olarak, değişim ve dönüşümü hedefin birinci önceliği yaparak, ayağı yere basan HDP ve tüm devrimci demokrat bileşenlerin gerçeği anlamaya çalışarak, korkusuzca üzerine gitmesi büyük önem taşıyor. Düşünceli, ilgili, anlayışlı insanı ortaya çıkarmak, onunla bir toplumsal değeri yaratmak, yüreklice adım atmakla olur. Akan kanın durması, kalıcı bir barış için bunun çabası sürekli kılınmalı, bunun mücadelesi korkusuzca sürdürülmeli. Sonuna kadar kendimizi bu amaca yatırmalıyız.