Vurdumduymaz bir iktidar. Başındaki kabadayı. Burnundan kıl aldırmıyor. Soma’da olanlara dikkat çekildiğinde “Soma’ya da ulaşırız Somali’ye de” diyerek efelenen bir başbakan.

Acı duyan her kesime saldıran, tepki verenlere acımasızca saldırtan, yetmedi bizzat yumruklayan hatta öldürten bir başbakan. Ekonomisi ve demokrasisi ileri ülkelerden de daha ileri olduğu savlanan ülkenin diktatörlükle yönetildiği ve iş güvenliği açısından da en geri olduğu gerçeği ortaya çıktı. Tersane çalışanları, kot taşlamasında ve birçok iş kolunda çalışanların; güvenliği, sağlığı öteden beri bilinen ama önlem alınamayan iş kollarıydı. Ancak, Soma’da olanlar resmen cinayetti. Ölüm bağıra çağıra ‘geliyorum’ dedi ve kimse dönüp bakmadı. Olayları ortaya çıkarmaya çalışanlara da tomalarla, gazlarla, gaz fişekleriyle, tek tek öldürerek, saldırarak, tutuklayarak, susturmaya çalışarak, iktidarlarını sürdürme gayreti içine girdiler. Adına ‘ileri demokrasi’ deseler de, vahşi kapitalizmin göstergeleridir olanlar. Bitmiş tükenmiş olsalar da iktidarlarını ancak bu yöntemlerle sürdürebiliyorlar.
Soma’daki olaylar, çalmanın, çırpmanın hiçbir engel tanımadığının göstergesidir. Kapitalizmin özünün emek sömürüsü olduğunun da açık ifadesidir. İktidarın, özel sermaye ile şirketlerle işbirliği yaparak soymak için yapılan kıyımdır. Başka açıklaması olamaz. Onlarca kez o maden ocağının çalıştırılmasının sakıncalı olduğu uyarılarına karşın, önlem alınmaması, ocağın kapatılmamasının başka izahı olamaz. 301 işçinin öldüğü söyleniyor. Ölümler gizleniyor. Sendikaların, çalışanların açıklamasına bakılacak olursa yediyüzden fazla işçinin öldüğü, yarısından çoğunun da içerde gömülü kaldığı anlatılıyor. Ne kadar kolay; eş, kardeş, baba olan bireylerin sayılarla anılması ne kadar acı!
Televizyon kanalarında herkes ahkam kesiyor şimdi; yasa çıkaracaklarmış, ölenleri şehit sayacaklarmış mış… mış… mış… “İnsan gibi yaşamak varken ölmek niye” diye soramıyoruz; nedenini biliyoruz çünkü. Başbakan’ın dediği gibi kapitalizmin “fıtratında” var bu hırs. Bir de iktidarın öbür dünya teorileri işin içine girince şehitlik ve para öne çıkıyor. Hükümet bu tavrı ile işbirliği ile işlenen katliamın üstünü örtmeyi, sorumluluktan kaçmayı hedefliyor. Böylece özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarını da gözden kaçırarak, hedef olmaktan çıkarmayı amaçlıyor.
Tayyip Erdoğan’ı biliyoruz, Roboskî için de para teklif etmişti her öldürdüğü çocuk için. Analar razı olmadı evlatlarının acılarını para karşılığında unutmaya. Gerçi iktidar samimi değildi özür bile dilemedi, hala da dilemiyor ya, o da ayrı bir konu. İktidar çırpındıkça batıyor, gerçekleri herkesten gizliyor. Ayrımcılığın alasını yapıyor. Bu böyle gitmez diyeceğim ama, halk derin uykularda olduğu sürece gidecek.
İktidar da bunu bildiğinden, yapması gerekenleri yapmıyor. Arsızlığı her gün biraz daha  artarak devam ediyor. Öyle olmasa idi ilgili bakanlar, ilgili yöneticiler, tek tek istifa ederdi. Hatta Başbakan’ın bizzat kendisi istifa ederdi. Pişkin pişkin koltuğunda oturmaya devam etmezdi. “Dindar ve kindar” gençlik alkış yağmuruna tuttuğu sürece de etmeyecek. Kendisinin bile inanmadığı “İieri demokrasi” palavralarına devam edecek. İstanbul Okmeydanı’nda Cemevi’ne yapılan saldırı ve iki kişinin yaşamını yitirmesi gibi katliamlar da sürüp gidecek. Ha Roboskî’de ha Soma’da, ha Okmeydanı‘nda fark etmeyecek.
Çözüm mü? Çözüm ellerimizde. Ayrımcılığa, emeğin sömürüsüne, ölümlere dur demek, kömür torbalarını iktidarın başına yığmak ellerimizde.