- Avrupa’daki Kürtlerin en uzun soluklu kültürel etkinliklerinden biri olan Kürt Kültür Festivali, her yıl on binlerce kişiyi bir araya getiriyor. 1993’ten bu yana festivallere katılan Mahmut Ünver geçmişten bugüne festivallerin geçirdiği değişimi gazetemize yazdı.
MAHMUT ÜNVER
İlk katıldığım festival 1993 yılında Frankfurt’ta yapılan ikinci Kürt Kültür Festivaliydi. Avrupa’da henüz yeniydim. Kürtlerin kendi adıyla düzenlediği büyük bir etkinliğe ilk kez katılıyordum. Bu benim için çok güçlü bir duyguydu. Çünkü geldiğimiz ülkede Kürt kelimesi yasaktı. İnsanlar yalnızca Kürt kimliğini açıkça ifade etmekten değil, Kürt kelimesini kullanmaktan bile çekiniyordu. Böyle bir ortamdan gelip Avrupa’da binlerce insanın Kürt adı altında özgürce bir araya geldiğini görmek, genç bir insan olarak benim için hem şaşırtıcı hem de büyük bir keşifti. O ilk festivalin heyecanını bugün bile hatırlıyorum.
Festivallere giderken bile ayrı bir atmosfer vardı. Özellikle otobüs yolculuklarında yapılan sohbetler, tartışmalar, söylenen şarkılar, tanışılan insanlar ve kurulan yol arkadaşlıkları festivalin kendisi kadar önemliydi. Bugün geriye baktığımda en değerli hatıralarımın büyük bölümünün o kolektif yaşamdan kaldığını görüyorum.
Yeni kuşağın heyecanı
Bugün artık birçok şey değişti. Yeni kuşak, Kürtlüğünü çoğu zaman hazır bir kimlik olarak devralıyor. Bizim kuşağın keşfetmek ve görünür kılmak için mücadele ettiği birçok şeyi onlar doğdukları andan itibaren hayatlarının doğal bir parçası olarak görüyor. Bu yüzden bugünkü festivaller daha kalabalık; teknik olarak, program olarak daha güçlü. Fakat benim kuşağımın yaşadığı o ilk duygusu doğal olarak artık aynı değil. Bu bir eksiklikten çok zamanın değişmesidir. Yeni kuşağın da kendi dönemine ait başka anlamları ve başka heyecanları vardır.
Kimliğin yeniden tanımlanması
Ülkeden gelen kişi çoğu zaman yaşadığı coğrafyanın, dilin, baskının, siyasetin ve toplumsal ilişkilerin doğrudan deneyimini yanında getiriyor. Diasporada doğan genç ise kimliğini başka bir toplumun içinde, çoğu zaman iki ya da daha fazla kültür arasında kuruyor. Bu nedenle festivale yükledikleri anlam da farklı olabiliyor. Bizim kuşağımız için festival bazen yalnızca bir kültür etkinliği değil, kimliğin açıkça görünür olduğu ender alanlardan biriydi. Bugünkü genç içinse Kürt kimliği zaten ailesinde, çevresinde, internette, müzikte ve sosyal hayatta çok daha görünür durumda. Ama bunu 'Eskiler daha bağlıydı, gençler uzaklaştı' şeklinde basitleştirmeyi doğru bulmuyorum. Her kuşak kendi koşulları içinde kimliğini yeniden tanımlıyor. İnsan çoğu zaman kendisine ait hissettiği şeyi yanında taşıyor. Bazen bu doğduğu ülke oluyor, bazen ailesinin geldiği topraklar, bazen de ikisinin arasında oluşan yeni bir kimlik. Diasporanın gerçeği de biraz budur.
Köln festivali başkaydı
1996 yılında Köln’deki stadyumda gerçekleştirilen festivali hiç unutamadım. Katıldığım festivaller arasında organizasyonu, disiplini ve hazırlığı açısından en güçlü olanlardan biriydi. Yalnızca büyük bir sahne ve konuşmalar yoktu. Kültürel etkinlikler, sportif faaliyetler ve farklı programlarla gerçekten bir festival atmosferi oluşturulmuştu. Bu benim için önemli bir ayrımdır. Çünkü bazı festivallerde çok büyük kalabalıklar, büyük bir coşku ve güçlü bir irade vardı, fakat programın büyük bölümü sahnedeki konuşmalar ve müzik etrafında dönüyordu. İnsan bazen bir festivalden çok büyük bir mitinge katılmış hissine kapılabiliyordu. 1996 Köln festivali ise bana kelimenin gerçek anlamıyla bir festival yaşatmıştı. Bu yüzden aradan otuz yıl geçmesine rağmen hâlâ hafızamda çok canlıdır.