- Mehmet Salih Kol, gerilladaki adıyla Merwan... Onun hikayesi, bugüne dek Kürt halkının özgürlük mücadelesi için canını ortaya koyan pek çok Kürdistan devrimcisinin hikayesine benziyor. Mücadelesinin bütün yönlerini hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Merwan’ın hayatı ve şahit bedeni, 50 yıllık savaşın tanığına dönüşür.
- Haluk Kol, kardeşinin şehadetinden yıllar sonra izini sürüp Cilînê’ye gittiğinde köylülerden cenazenin bütün hikayesini öğrenir. Galeano’nun İsa’sı yara izlerini Tanrı’ya gösterirken, Kürdistan’ın yara izleri ise Kürt halkının dününde ve bugününde adalet, kimlik ve onurlu bir barış talebi olarak mezar taşlarında görünürleşiyor.
- Merwan, bir hakikatte ısrar ediyordu: “Kimliğim olmadan ne olursam olayım mutlu olamayacağım. Doktor da olsam, profesör de olsam, holding sahibi de olsam; kimliğim olmadığı müddetçe hiçbirinin önemi yok.” Abisinin mücadele gerekçesine dair Haluk Kol, "Biz, şehitlerimizin anısına onurlu bir barış diliyoruz” diyor.
MIHEME PORGEBOL
Galeano, İsa için, göğe yükselse de vücudunda çarmıhın izlerini taşıdığını söyler. Bugün Türkiye ve Kürdistan’da 50 yıllık savaşın bitmesinin eşiğindeyiz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın iradesi ve Apocu Hareket’in kararlılığı bu topraklarda ne zaman kaybedildiği bile hatırlanmayan o güzel barışa dair umudu büyütüyor. Fakat barış, yalnızca silahlar sustuğu için gerçekleşmez. Barış, onu mümkün kılanların bedeninde, hafızasında ve geride kalan ailelerde taşınan izlerle anlam kazanır. Barış için verilen siyasi ve toplumsal emek bir kenara; Kürt tarafının inkar, imha ve kriminalizasyonu aşarak bugün sözü edilen barış umudu için masaya oturması, Kürdistan mücadele tarihinin belki de en büyük kazanımıdır ve bu kazanımı bütünüyle şehitlere borçluyuz.
Galeano’nun örneğindeki İsa’nın göğe yükselerek Tanrı’ya kavuşmasını savaşın sona ermesi ya da barışın yeşermesine benzetirsek; onun insanlık için çektiği cefa ve bedeninde biriken yara izleri ölümle anlam kazanan bir eyleme dönüşür. Böylece İsa’nın ölümü, aynı zamanda bir tanıklığa dönüşür; Ölü, hakikate tanıklık eder. Yunanca martys sözcüğü de Arapça şehid sözcüğü de kaynağını buradan alır ve ikisi de tanık anlamına gelir. Dolayısıyla şehit cefa ve fedakarlığıyla hakikatin tanığına dönüşür. Onun ödediği bedel sayesinde hakikat zaman ve mekan içinde gerçek anlamıyla hareket etmeye başlayabilir.
PKK’nin son günlerde açıkladığı şehadetlerle Kürdistan’ın tamamı bir taziye yerine döndü. Kürdistan’dan konuştuğum herkes şehit taziyeleri için bir yoğunluğun içerisinde. Şehadetler çok büyük bir saygı ve derin bir acıyla karşılanıyor. Tüm bunların paralelinde bir de çerçeve yasa ve meclis çalışmaları kapsamında Barış ve Demokratik Toplum Süreci işlerken biz de Kürtleri ve Kürt kazanımlarını bu aşamaya getiren şehitlerin yakınlarına kulak vermek istedik. Ne düşünüyorlar? Ne istiyorlar? Ne bekliyorlar?
Bir mezar, bir fotoğraf
Mehmet Salih Kol, gerilladaki adıyla Merwan... Onun hikayesi, bugüne dek Kürt halkının özgürlük mücadelesi için canını ortaya koyan pek çok Kürdistan devrimcisinin hikayesine benziyor. Mücadelesinin bütün yönlerini hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak ona ait olduğu dahi kesin olmayan bir mezar taşı ve on yıllardır aranmasına rağmen bulunamayan bir fotoğraf karesi, geride kalanların yarasını tarif eder gibidir. Merwan’ın hayatı ve şahit bedeni, 50 yıllık savaşın tanığına dönüşür.
Mücadele gerekçesi: Kimlik
Resmi kayıtlarda 1967 yılında Nusaybin’de doğduğu belirtilen Mehmet Salih Kol, 1973 yılında Amed'in Bismil ilçesine bağlı Tilkê (Tilkilik) köyünde doğar. Kardeşi Haluk Kol’un aktardıklarına göre bir kardeş olduğu kadar aynı zamanda bir arkadaştı da. Yol gösterici, çalışkan ve sevilen bir çocuktu. Haluk Kol kardeşinin okul yıllarını anlatırken derslerinde başarılı olduğunu, kendisinden iki sınıf önde olduğu için ödevlerine yardım ettiğini söylüyor. Abisinin ilkokuldan liseye kadar aldığı başarı belgelerini sayarken, ailesinin onunla ilgili olarak kurduğu gelecek hayallerinden bahsediyor. Mehmet Salih Kol, küçük yaşta geçirdiği hastalık ve kaza nedeniyle doktor olmak istiyordu. Sınavlara hazırlanıyor; İstanbul’da hem üniversite için çalışıyor hem de geçimini sağlamak için çeşitli işlerde çalışıyordu. Ancak Merwan, Nisêbîn serhildanı ve Bagok atılımından sonra kendi yolunu yeniden çizer. Serhildan ve atılım, onun Kürt gerçekliğiyle erken yaşta yüzleşmesine neden olur. Henüz lise yıllarındayken serhildanlara katılır. İstanbul’daki, Beyazıt öğrenci direnişinde ön saflarda yer alır. Bu süreç, Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne katılım kararı almasını sağlar. Bu kararı ailesiyle paylaştığında itirazlar gelir. Ama o başka bir hakikatte ısrar ediyor: “Kimliğim olmadan ne olursam olayım mutlu olamayacağım. Doktor da olsam, profesör de olsam, holding sahibi de olsam; kimliğim olmadığı müddetçe hiçbirinin önemi yok” diyordu. Bu ifadeler onun yaşama ve topluma bakışının en net ifadesi olarak mücadeleye atılım gerekçesine dönüştü.
Mezarsız bir şehit
Haluk Kol’un anlatımına göre Merwan, katılımından sonra bir süre Savur’un Kırdilek Köyü çevresinde faaliyet yürüttü. İmkan buldukça ailesiyle telefon aracılığıyla iletişim kuruyordu. Gittiği, gezdiği köylerden telefon bulabilirse arıyor, anne ve babasına sesini ulaştırıyordu. Aile Bismil’e göç ettikten sonra bu iletişim de kesildi. Merwan’dan haberler çevredeki milisler aracılığıyla gelmeye başlamıştı artık. Şehadet haberi de aileye bir milis tarafından ulaştırıldı. Edinilen bilgilere göre Merwan, 1995 yılında Savur’a bağlı Cilînê köyünde şehit düşer. Mezar taşında şehadet tarihi olarak 1995 yazıyor ancak aile, tarihe ilişkin farklı anlatımların da bulunduğunu belirtiyor. Dönemin politik baskı atmosferinden kaynaklı olarak şehadetten sonra cenazesine erişemeyen aile, yıllarca mezarsız bir şehidin acısıyla yaşadı; bir haber bekledi. Bekleyiş, yıllarca süren ve hiç dinmeyen bir acıya dönüştü: En azından cenazesini görebilme, vedalaşabilme arzusu dileği karşılıksız kaldı.
Cenazeye köylüler sahip çıktı
Ailenin yıllar içerisinde derleyip topladıkları bilgilere göre arkadaşlarıyla birlikte asker ve korucu çemberine alınan Merwan, Cilînê köyündeki dereyi yarıp geçerek çemberden çıkar. Ancak çok uzaklaşamadan Merwan ve beraberindeki iki arkadaşı geri dönmeyi seçer. Onları gören köylüler neden geri geldiklerini sorduklarında Merwan, “Ben takım komutanıyım. Arkadaşlarımı yalnız bırakamam. Gün bugündür, Kürdistan’ın özgürlüğü için savaşmamız gerekir” deyip çatışmaya döner, son kurşunlarına kadar savaşır ve şehit düşerler. Köylüler şehitleri almak istediklerini söylediklerinde askerler izin vermez, Köylüleri tehdit ederler. Yine de köylülerin içi elvermez. Kenger zamanını bahane ederek çatışma bölgesine gider, üç şehidin naaşını alıp köye getirirler. Yıkayıp defnederler. Şehidin kardeşi Haluk Kol, anlatırken duraksıyor, nefesinin ritmi değişiyor, yutkunmakta zorluk çekiyor, gözleri dolup sesi titriyor: “Konuşmasak… Yazarak anlatsak olmuyor mu?”
Cilînê’nin gerilla efsanesi
50 yıllık savaş, kimi gerilla hikayelerinin Kürdistan’da efsane ve mistik anlatılara dönüşmesi için de yeterli bir zamandır. Birçok yerde gerilla anıları hayal gücü ve kültürel öğelerle süslenerek hafıza taşıyıcılığı misyonu üstlenmeye başlar. İşte Şehit Merwan ve arkadaşlarının hikayesi de Cilînê köyünde böyle bir efsaneye dönüşür. Köylülerin anlattığına göre mezarlığın karşısında, dağın yüksek tarafında yaşayan bir kadın, bir akşam mezarların üzerinde beyaz bir ışık görür ve üç şehidin ayağa kalkıp kendilerini silkeleyip gerilla elbiseleriyle dağlara doğru yürüdüğünü görmüş. Bu manzara, Cilînê köyünde hâlâ anlatılır. Köylüler mezarları adeta kutsal bir mekan gibi ziyaret etmeyi sürdürür. Haluk Kol, kardeşinin şehadetinden yıllar sonra izini sürüp Cilînê’ye gittiğinde köylülerden cenazenin bütün hikayesini öğrenir. Kardeşine ait olduğu söylenen bir mezar gösterilir ona ve bu mezar artık aile için sonsuz yasın imgesine, Kürt halkı için ise şehidin ebediyete yükseldiği kaideye dönüşür. Galeano’nun İsa’sı yara izlerini Tanrı’ya gösterirken, Kürdistan’ın yara izleri ise Kürt halkının dününde ve bugününde adalet, kimlik ve onurlu bir barış talebi olarak mezar taşlarında görünürleşiyor.
Bir fotoğraflık hazine
Merwan’dan geriye yalnızca anlatılanlar kalmadı. Bir gün, aileye bir milis tarafından Merwan’ın bir fotoğrafı ulaştırılır. Birkaç gün geçmeden köye asker baskını olacağı haberi yayılır. Merwan’ın annesi, fotoğrafı toprağa saklar, üzerine bir işaret bırakır. Asker köye sayısız kez gelir gider, aradan bir süre geçer. Bir fotoğraftan oluşan o büyük hazineye bırakılan işaret bu süre zarfında silinir gider. Günlerce aramalarına rağmen fotoğraf bir daha bulunamaz. Aile de köyden göç eder. O fotoğrafın aile için ne anlama geldiğini soruyorum şehidin kardeşi Haluk Kol’a: "Fotoğraf bir daha bulunamadı. Elbette derin bir üzüntü duyduk. Sürekli, o fotoğrafı nereye koyduk diye hatırlamaya çalışıyoruz bugün bile. Fotoğraf hâlâ hafızamızın, kalbimizin bir yerinde…"
Her şeyde onu yaşatmak
O fotoğrafı anlatırken gözüm arkasındaki duvarda asılı bir araba plakasına takılıyor: 34 MER 47. “Merwan’la ilgisi var mı?” diye soruyorum, gülümsüyor. Ailenin şehadetten sonra doğan çocuklara Mehmet Salih ve Merwan isimlerini verdiğini öğreniyorum. Merwan’ın hatırası başka biçimlerde de sürdürülüyor. Bir plakanın üzerindeki “MER” harfleri, evde söylenen adı, mezar taşındaki kod adı ve çocuklara verilen isimler; hepsi aynı hafızanın parçaları. Ailenin çocuklarından birinin Merwan, diğerinin Mehmet Salih adını taşıması da bu hafızanın kuşaktan kuşağa aktarıldığını gösteriyor.
Daha onurlu bir barış…
Bugün barış, demokratik çözüm, tutsaklar, sürgünler ve Kürt hakları üzerine gündemi hatırlatarak sohbetimizi sürdürüyoruz. Şehit ailelerinin acı ve beklentilerinin daha fazla dikkate alınması gerektiğini söyleyen Haluk Kol, yalnızca taziye kurmak ya da anma yaparak şehitlerin tanıklığına eşlik edemeyeceğimizi vurguluyor. Şehit hikayelerini, onların mücadelelerinin getirdiği büyük kazanımları ve ailelerin yıllarca taşıdığı yükü görünür kılmak gerektiğini söylüyor. Ve nihayet özellikle çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesiyle birlikte tartışılan gündeme geliyor konu. “Şehitlerin onuru, mücadelesi, onların hatırası için bu süreç kapsamında ne yapılmalıdır? Aileler ne bekliyor?” diye soruyorum, yanıtlıyor: “Bizim ailelerimiz ne bekliyor? Abim, kimliği olmadığı müddetçe mutlu olamayacağını söyleyip mücadeleye katıldı. Süreç bu haliyle henüz net değil ama abimin istediği gibi de değil. O kimliği ve Kürdistan’a olan sevgisi için mücadeleye katıldı. Hep Türklerin ailelerini konuşuyoruz ama bizim ailelerimizin ihtiyaçlarını, acılarını ve beklentilerini konuşan kimse yok. Biz, şehitlerimizin anısına daha onurlu bir barış diliyoruz.”