Sinan YEKBUN
Hiç kuşkusuz koronavirüs denen felâket gökten düşmedi; her zaman azami kâr peşinde koşan kapitalist modernite sisteminin doğaya ve topluma yönelttiği tüketici saldırı sonucunda ortaya çıktı. Yani sorumlusu küresel kapitalist modernite sistemidir. Çin’den başlayarak hızla bütün dünyaya yayılmış, yerküreyi insanlık için toplu bir zindan haline getirmiştir. Daha şimdiden atmış binin üzerinde insanın ölmesine ve bir milyona yakın insanın da hasta olmasına yol açmıştır.
Belli ki sonuçları bununla da sınırlı kalmayacaktır. Yüz binlerce, belki de milyonlarca insanın ölmesine yol açacak, öyle anlaşılıyor ki şiddetli veya şiddetsiz bir biçimde herkese yayılacaktır. İnsanlık gerçekten doğal olmayan, kapitalist modernite sisteminin yarattığı büyük bir felâketle yüz yüzedir. Sistem üzerindeki etkisinin nasıl olacağı ve nasıl sonuçlanacağı şimdiden kestirilememektedir. Belki de yaşanan kıranla birlikte ağır kıtlıklara da yol açacaktır. Sistemin bir bölümü iflas ederken, söz konusu bu felâketten vurgun vuranlar da olacaktır. Nitekim daha şimdiden ciddi bir maske pazarı kurulmuş ve maske vurgunu oluşmaya başlamıştır.
Kısaca sonucun nasıl olacağı tam olarak bilinememektedir. Bilinen bir şey, söz konusu felâketin doğal olmadığı, kapitalist modernite sistemi tarafından yaratıldığıdır. Yine insanları katlettiği ve sıkıntı içine soktuğudur. Bundan bile bazılarının vurgun vurup kâr ettiğidir. Bütün bunlarla birlikte bilinen başka bir şey de, sonuçta birçok yönetimin yıkılıp gideceğidir. Ne zaman ve nasıl olacağı şimdiden bilinemez, ancak söz konusu felâketin mevcut birçok yönetimi yıkacağı tartışmasızdır.
Yine öyle görünmektedir ki, ilk önce yıkılan yönetimlerin içinde AKP-MHP faşizmi de yer alacak ve belki de ilk önce yıkılan olacaktır. Neden? İşte bu sorunun iki temel cevabı vardır. Birisi, AKP-MHP faşist yönetiminin başlangıçta söz konusu felâketi ciddiye almayarak daha fazla insanın ölmesine yol açması, diğeri ise adeta “Allahın lütfu” diyerek söz konusu felâketten iktidar ömrünü uzatmak için yararlanmaya çalışmasıdır.
Söz konusu katil virüs Çin’de ortaya çıkıp hızla dünyanın farklı alanına yayılırken Türkiye’deki iktidar çevrelerinin söz ve davranışlarını bir hatırlayalım! Neredeyse “Bu virüs Türk genine işlemiyor” diyecek kadar ırkçılıkta kendilerinden geçiyorlardı. Dünyanın dört bir yanındaki Türkleri Türkiye’ye getiriyorlar, ancak ciddi hiçbir önlem almıyorlardı. Uzun süre Türkiye’de ciddi bir hastalık testi bile yapılmadı. Virüsün yayılma durumu Türkiye ve dünya kamuoyundan gizlenmeye çalışıldı. Daha sonra da uzun süre bir yandan “Evinde kal” çağrıları yapılırken, bir yandan da “İşe gitmek zorundasın” denildi. Toplum böyle bir ciddiyetsiz yaklaşım içinde adeta savunmasız bırakıldı.
Şimdi artık mızrak çuvala sığmıyor ve söz konusu felâketin Türkiye toplumu üzerindeki ağır etkisi belli ölçüde açığa çıkıyor. Mevcut bilançoların doğru olduğuna da aslında hiç kimse inanmıyor. Nasıl inansın ki! Ortada istediği gibi yalan söyleyen ve kendi çıkarı için her şeyi mubah sayan bir yönetim var. Bu durumun ağır sonuçlarını ise bugün dört bir yanda hastalığın pençesinde kıvranan ve sürekli artan sayıda ölü veren toplum ödüyor. Türkiye’de mevcut felâketin sonuçlarının ne kadar ağır olacağı ise şimdiden kestirilemiyor.
Daha önemlisi, AKP-MHP faşist iktidarının, söz konusu felâkete de tıpkı 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde olduğu gibi “Allahın bir lütfu” demesi ve bundan da yararlanmaya çalışmasıdır. Bunun en somut örneği, “Kayyum ataması” adı altında birçok HDP’li belediyenin gasp edilmesidir. Virüssüz dönemde gerçekleştirdiği faşist gaspı AKP-MHP yönetimi virüs saldırısı altında da aynen sürdürmektedir. Dahası “Virüse karşı mücadele” adı altında yardım kampanyaları düzenleyerek ve insanların maaşlarından zorla keserek para toplaması ve bunu istediği gibi kullanmasıdır. Dünyanın birçok alanında devletler ihtiyacı olan insanlara yardım ederken, Türkiye’de AKP-MHP faşizmi insanlardan para toplamaya çalışmaktadır. Topladığı söz konusu parayı kendi iktidarı için kullanacağından ise hiç kimsenin kuşkusu yoktur.
Açık ki Türkiye toplumu mevcut durumda ağır bir salgın tehlikesi altındadır. Fakat koronavirüs salgını en çok da zindanlara doldurulmuş olanları tehdit etmektedir. Dikkat edilirse, Türkiye’deki zindanlar tıka basa doludur. Herhalde TC tarihinde AKP-MHP faşizmi kadar yoğun tutuklama yapan başka bir iktidar görülmemiştir. AKP-MHP iktidarına muhalefet eden herkes tutuklanmış ve zindanlara doldurulmuştur. Mevcut cezaevleri kapasitesinin birkaç kat üstünde insan barındırmakta ve adeta istif eder gibi insanlar doldurulmuş bulunmaktadır. Normal zamanlarda bile cezaevlerinden zaten sürekli tabutlar çıkmaktadır. Şimdi koronavirüs salgını karşısında en büyük tehlikeyi zindanlara doldurulmuş insanlar yaşamaktadır.
Bu duruma dikkat çeken insan hakları kuruluşlarının, demokratik güçlerin, kadın ve gençlik örgütlerinin baskısı sonucu AKP-MHP faşizmi sözde zindanlardaki durumu gündeme alıp yeni bir yasa tasarısını meclis tartışmasına getirmiştir. Ancak söz konusu yasa tasarısı da AKP-MHP faşizminin virüs saldırısını kendi çıkarı doğrultusunda kullanması yönündedir. Söz konusu tasarı ile adeta tüm yandaşlarına, hırsız ve katillere cezaevlerinden çıkma hakkı tanımakta, ancak tüm siyasal tutukluları yine zindanlarda tutmaya çalışmaktadır. Türkiye toplumunun demokratik iradesi olan aydınları, yazarları, siyasetçileri, gazetecileri, sanatçıları, seçilmiş milletvekili ve belediye başkanlarını zindanlarda tutmak, onlar dışındakileri ise koyuvermek istemektedir. Tabi tıpkı belediyelerin gaspında olduğu gibi, en çok da Kürtler zindanlarda tutulmaya çalışılmaktadır. Dışarıda çeşitli yöntemlerle yapılan Kürt katliamları, şimdi de koronavirüs salgını adı altında zindanlarda gerçekleştirilmek istenmektedir.
Kuşkusuz böyle bir uygulamayı kabul etmek mümkün değildir. Zaten siyasi tutsaklar da kabul etmemekte ve en son Batman M Tipi Cezaevi örneğinde görüldüğü gibi tutsaklar isyana başvurup direnmektedir. Benzer zindan direnişlerinin giderek artacağı ve yayılacağı anlaşılmaktadır. Çünkü koronavirüs saldırısı ile açıktan katledilmek istenen tutsakların kendilerini korumak ve savunmak için direnmekten başka çareleri yoktur. İşte buna dikkat etmek ve tarihin en haklı direnişini yürüten tutsakların mücadelesine sahip çıkıp onlara çok etkili bir biçimde destek vermek gerekir. Tutsaklar yalnız bırakılmamalı ve AKP-MHP faşizminin söz konusu vahşi katliamına mutlaka karşı çıkılmalıdır.
Kaldı ki koronavirüs saldırısından korunmak gibi çok haklı talep ve bunun için direniş bahane edilerek, AKP-MHP faşizmi tarafından zindanlarda katliam uygulamaları da geliştirilebilir. “İsyan bastırıyorum” denerek vahşi katliam uygulamalarına baş vurulabilir. Böylesi durumlara karşı da dikkatli olmak, cezaevlerinde yaşanan her şeyi “İsyan” olarak da yorumlamamak gerekir. AKP-MHP faşizminin söylemeyeceği yalan, yapmayacağı hile ve başvurmayacağı saldırı yöntemi yoktur. Dolayısıyla AKP-MHP faşizmi karşısında hem çok uyanık olmak ve hem de etkin mücadele yürütmek gerekir.
Koronavirüs salgını var diyerek AKP-MHP faşizminin boş duracağı veya insancıl yaklaşım göstereceği sanılmamalıdır. Tersine her şeyden faydalanmaya çalışacağı, faşist iktidarını korumak ve ömrünü uzatmak isteyeceği açıktır. Dolayısıyla bir yandan koronavirüs salgınına karşı sağlımızı korumaya çalışırken, bir yandan da söz konusu virüsün de yaratıcısı olan AKP-MHP faşizminden kurtulmak için uygun yöntemlerle özgürlük ve demokrasi mücadelesini yürütmek ve geliştirmek gerekir. Unutmayalım ki koronavirüse karşı mücadele AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleden ayrılmaz. Eğer böyle bir mücadele asgari düzeyde yürütülürse de, o zaman söz konusu salgın ortamında ilk yıkılan yönetim AKP-MHP faşizmi olur. Çünkü o her bakımdan suçludur, zayıftır ve çökmektedir. Ancak AKP-MHP faşizmini yıkarak Türkiye toplumu koronavirüs saldırısından kendini koruyup kurtarabilir.