
Devletlerin zindana bakışı değişmemiştir. Türk devletinin zindan politikası ile Ortadoğu’daki diğer despot devletlerin zindan politikaları aynıdır. Türk devleti sadece yöntemleri zenginleştirmiştir. Belki biraz da inceltmiştir. Zindan politikaları bile başlı başına Türk devletinin demokratik olmadığının kanıtıdır. Türk devletinin antidemokratik karakteri aile içindeki baskıya da çok yansıyor. En kaba biçimde ise cezaevlerinde kendini dışa vuruyor. Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşın çok şiddetli olması da devletin karakteriyle ilgiliydi. Şimdiye kadar AKP Hükümeti de 1990’ların zihniyetini uyguluyordu. Sadece kimi aldatıcı yöntem değişiklikleri yapmıştır. Zaten on binlerce siyasetçinin zindanlara doldurması bunun en somut kanıtıdır.
Şimdi Başbakan çözüm süreci ve demokratikleşmeden söz ediyor. Ama zindanlarda bir değişim olmuyor. İrade kırma amaçlı baskı politikaları çeşitli biçimlerde yürütülüyor. 12 Eylül’ün Diyarbakır zindanlarında yönetim ve gardiyanlar her gün bir baskı yöntemi ve aracı icat ederlermiş. Bu konuda çok yetenekliymişler. Şimdiki Türkiye cezaevi yönetim ve gardiyanlarında da bu yaratıcılık var. Herhalde bu yönetici ve gardiyanla da aynı 12 Eylül zebanileri gibi bu yaratıcılıklarıyla övünüyorlardır.
Şakran, Tekirdağ, Karadeniz zindanları, yine birçok zindan biz diğer zindanlardan daha etkiliyiz diye yarışıyorlardır. Zindan kapılarına giden aileler yöneticilerin ve gardiyanların bu ruh halinde, bu havada olduğunu söylüyorlar. Zaten sadece tutsaklara değil, ailelere de eziyet yapıyorlar. Yoksul Kürt aileleri çocuklarını sahiplenmesin, tutsaklar da kendisini yalnız ve kuşatılmış hissetsin diye Kürdistan’dan uzak yerlere sürüyorlar. Bu bile Türk devletinin Kürtlere bakışını ve zindan politikasını ortaya koymaktadır. İzmir Tutuklu Aileleri Derneği Şakran Cezaevini tam bir esir toplama kampına benzetiyordu. Şakran Cezaevi tamamen zindanlardaki tutsakları ezmek ve sindirmek için yapılmıştır. Bu cezaevi bir projedir, tabii hayırlı değil; insanlık dışı bir projedir. Herhalde Türkiye demokratikleşmediği müddetçe Şakran Cezaevini sürekli duyacağız; zulmüyle kendini hatırlatacak.
Eğer Türkiye demokratikleşme sürecine girecekse en başta zindan politikası değişmelidir. Bu politika değişmeden çözüm süreci denen süreç nasıl yürüyecektir? Eğer bu sürecin bir meşruiyeti olacaksa, süreç karşıtları karşısında bir moral üstünlük sağlanacaksa bu ilk önce zindanda insani bir politika başlatmayla olur. Bu açıdan zindan politikası bu süreç açısından bir turnusoldur. Yoksa vicdanları rahatlatan bir süreç yaşanmaz. Özellikle Kürtlerin cezaevi konusunda çok hassas olduğu düşünülürse bu alanda bir rahatlama olmadan sürecin sağlıklı sürmesi zordur. Hep Türklerin, Türkiye’nin hassasiyetlerinden söz ediliyor. Halbuki Kürtlerin de çok hassas olduğu konulardan biri de zindanlardır. Çünkü neredeyse zindanlara bir ferdi düşmeyen tek bir Kürt ailesi kalmamıştır. Zindan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kürtlerin ikinci evi haline getirilmiştir. Bu nedenle Kürt toplumu zindanlar konusunda çok hassastır. Çözüm sürecinden söz eden AKP Hükümeti bu gerçeği bilmelidir. Bilmiyorsa, en çok başvurduğu anketlere bir de Kürtlerin cezaevlerine karşı duyarlılığını ölçmek için başvurabilir.
Türkiye şu anda dünyada nüfus oranına göre en fazla siyasi tutsağın olduğu bir ülkedir. Bu bile Türkiye gerçeğini ortaya koymaktadır. Kürtler, Türk devleti sayesinde zaten siyasi tutsak oranında on yıllardır dünyada rekoru hiç kimseye bırakmıyorlar. Kürt sorunu çözülmeden bu rekoru bırakmayacakları da gözüküyor. Türkiye de Kürtler sayesinde bu rekoru elinde bulunduruyor. Kürtler sayesinde en fazla gazeteci ve en fazla avukat tutuklu bulunan ülke de yine Türkiye’dir. Türkiye için bu bir utanç tablosudur. Bu utanç tablosuna zindanlarda en fazla işkence yapılan, yine en fazla açlık grevine giren ülke rekorunu da eklemek gerekir. Dünyanın hangi ülkesinde Türkiye’deki kadar ölüm orucu ve açlık grevinde ölen tutsak vardır. Tüm bunlar nasıl bir Türkiye gerçeği otaya çıkarmaktadır. Bu tabloyu gören herkes “bu rejim faşist rejimdir” demesin de ne desin!
Bu açıdan Kürt Halk Önderinin başlattığı demokratik çözüm ve Türkiye’yi demokratikleştirme hamlesi aynı zamanda Türkiye’nin onurunu kurtarma hamlesidir. Türkiye’nin bu utanç tablosu Türkiye halkları açısından da onur kırıcıdır. Sadece bu nedenle de olsa Türkiye halkları demokratikleşme hamlesine etkili katılmalıdırlar. Şu anda Türkiye’nin gündemi demokratikleşmedir. Türkiye’yi böyle bir gündemin içine çekmek bile çok önemlidir. Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri, tüm ezilenleri, tabii ki başta Kürt halkı bu fırsatı iyi değerlendirmeli, bu sürecin içini gerçek demokratikleşme biçiminde doldurmak için bu sürece aktif müdahil olmalıdır. Kürtler bir konferansa, Türkiye bir konferansa hazırlanıp bu konferanslarda Kürdistan’da nasıl bir çözüm, Türkiye’de nasıl bir demokratikleşme istendiği ortaya konmalıdır. Türkiye’deki tüm halklara ve demokrasi güçlerine şimdi böyle bir görev düşüyor.
Kuşkusuz devletin ve AKP Hükümetinin demokrasi anlayışını, bu konudaki yanlış yaklaşımlarını eleştirmek gerekir. Ancak bu sadece eleştirilerle olmaz, toplumsal meşruiyeti güçlü demokratik hamleler yaparak bu süreci gerçek demokratikleşmeyle taçlandırmanın çabası gösterilmelidir. Kürt Halk Önderi yaptığı hamlelerle Türkiye demokrasi güçlerine ve ezilenlere bu şansı sunuyor. O halde daha ne bekleniyor? Sadece şu eksik, şu yetmez demek ne kadar doğrudur. Bu, sadece AKP’den beklemektir. Halbuki demokrasi, halkların kendi iradesini ve gücünü ortaya koymakla gerçekleşir. Demokratik siyasal alanı değerlendirmek ve zorlamak böyle dönemlerin görevidir. Yoksa bu sürece seyirci kalınmış olunur. Devrimci demokrasi güçlerinin yaklaşımı bu olamaz.
Zindanlar bile aylar önce bir sürece müdahil oldular. Hükümetin İmralı’ya heyet göndermesinde bu direnişin etkisi de büyük oldu. Ortadoğu’da, Türkiye’de yeni bir şekillenme sürecinde. Bu nedenle bu süreçte mutlaka aktifleşmek gerekir. Aslında Türkiye toplumu yeni anayasa, daha doğrusu demokratikleşmeyi istiyor. AKP bu zemini kendine göre değerlendirmek istiyor; peki, devrimci demokratlar bu zemini daha demokratik ve daha özgürlükçü bir anayasa yaratmaya çalışmak için değerlendiremezler mi? Zindanlarda yatan tutsaklara, zindanlarda şehit olanlara layık olmak için de bu sorumluluğun gösterilmesi gerekmiyor mu? Zindanlarda en fazla tutsağı olan Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte bu sürece etkin müdahil olmak gerekmiyor mu? Türkiye zindanlarındaki siyasi tutsaklar oranı bile kimlerin ne düzeyde demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi verdiğini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi hakkında hayali kuşkular yaratma yerine bu hareketin demokrasi mücadelesine ortak olunmalıdır.