Medet SERHAD
Milliyetçilik, ulusçuluk, ulusalcılık ya da nasyonalizm, kendilerini birleştiren dil, tarih veya kültür bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüştür. Millet kelimesin kökeni Arapçadır, anlamı bir cemaate veya mezhebe, topluluğa ait olmaktır.
Tarihsel anlamda modern dönemde esas gelişmesi 1789- 1799 Fransız devrimi ile olmuştur. Bu sürçten sonra dünya siyasal tarihlerin de aşiretler, dinler veya krallar adına tanınan devletler, imparatorluklar birer birer yıkıldılar, parçalandılar ve küçülerek ulus devletler adına tarih sahnesine çıktılar.
Son iki yüz yıldır da bu anlamda insanlık tarihi çok ciddi savaşlar yaşadı. Emperyal imparatorlar, devletler kendilerini ebed kılmak, sömürgen sistemlerini devam ettirmek için toplumları, halkları bastırma, kırma, iradesizleştirme ve kendi potasında eritme savaşını verdiler. Halklar da özgür olma, kendi kaderlerini tayin etmek için yılmadan savaştılar. Bu savaşlarda önemli oranda halkların savaşımı başarıya ulaştı ve kendini yeryüzünün tanrıları olarak gören Osmanlı teokrasisi-tiranlığı, ‘Güneş Batmayan İmparatorluk’ olarak tanımlanan Britanya ve birçok krallık-tiranlık yerle bir oldular.
Günümüzde 200’ün üzerinde ulus devlet var, hepsinin de haritalarda çizilmiş sınırları var ve tüm dünya ile de iletişimdeler. Gelişen bilim-teknikle birlikte çizilen sınırların artık çok fazlada bir anlamı da kalmamıştır. Ancak halkların devlet olgularından çok, kendi kültürel değerleri ile tüm evrenle iletişiminin gelişim seyri daha da güçlü olduğu da bir gerçektir.
Ulusal kurtuluş savaşımları veren tüm halkların ilk temel ilkesi; düşmana karşı olmaktır. İkincisi; düşmanı yenmek için kendi içinde bütünlüğü kurumaktır. Üçüncüsü; kuracağı yeni ülkenin gelecek paradigmasını belirlemektir. Yani stratejisini tayin etmektir. Bu ideolojik, ekonomik, politik, askeri, demografik ve toplumsal projeler bazında stratejilerdir. Buna azami programda denir. Bu programı, stratejileri çizende o halklar adına mücadele eden örgüt veya partilerdir.
Çizilen yol haritası-programı ülkeden ülkeye, halklardan halklara değişmişti. Mutlak bir reçete olmamıştır, olamazda. Kuşkusuz bir birinin tecrübelerinden faydalanılmış, dersler çıkarılmıştır. Bu mücadeleler kimine göre ilerici, çağdaş demokratik sonuçlar doğurmuş, kimi yerlerde karşıtına dönmüştür. Ancak genel bir prensip olarak, halk adına hareket eden bütün oluşumlarda görülen ortak yaklaşım halkının geleceğini bir strateji temelinde belirlemeye çalışmasıdır. Bu stratejiyi beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama bir stratejileri mutlaka vardır. Yani halk adına, toplum adına veya ulusu adına mücadele edenler, milletinin özgürlüğü, bağımsızlığı, dili-kültürünü kuruyup geliştirmek için bir program ve strateji geliştirmişlerdir.
Bizde Kürt halkı olarak 60 milyonu geçen bir nüfusa ve tarihsel bir belleğe sahibiz. 20. yy’da dünyada yaşanan ulusal kurtuluş savaşımında başarıya gidemedik, geç kaldık. Bu “geç kalma”yı günümüzde bir eksiklik olarak ele almaktansa bir artı olarak değerlendirmek gerekiyor. Önemli avantajları içeriyor. Hiç bir sınırı sorun etmeden dünyanın her yerindeki Kürt halkı ile dünya ile diyalogdayız. Yani bir ulus-devlet sınırına hapis edilmemişiz. Faşist milliyetçi ideolojinin kendini insanlıktan soyutlayan, kendini-ulusunu kutsal gören bakış açısına ulus-devlet adına bulaşmamışız. Ancak kendi yurdumuzda, dünyada kendi adımıza, kendi politik oluşumlarımızla var olmak istiyoruz. Bu oluşumlarımızın nasılını kuşkusuz Kürt halkı adına mücadele eden örgütler, partiler belirler ama nihayetinde buna katılmaya karar verecek olan halktır. Çünkü dünya halklarının mücadele tarihlerinin ispat ettiği temel değişmez prensip; devrim halkın eseridir. Halksız hiç bir girişim başarıya ulaşmamıştır, ulaşması da mümkün değildir.
Ancak milliyetçilik kavramının yanında birde Rêber Apo’nun tanımladığı ‘ilkel milliyetçilik’ kavramı vardır. İlkel milliyetçilik Kürdistan halkının mücadele tarihi boyunca başına bir bela gibi musallat olmuştur. Milliyetçiliğin sözlük tanımı; halkı ve ulusu adına bir üst politik oluşum sağlamaktır. Kuşkusuz bu kavaramın faşist, nasyonalist anlayışlar bazında tanımları ve pratikleri vardır ve biz bunlara katılmadığımız gibi red ediyoruz.
Söz konusu olan ilkel milliyetçilik, ulus genelinden çok kabilesini ve aşiretini, aşireti içinde de kendi ailesini ve ailede de kendisini esas alma anlayışına dayalı olarak gelişmiştir. Bu tür anlayışlarda toplumsal, ulusal hatta ümmetsel bir çıkar ve ilkeli bir duruş olmaz. Çünkü temel anlayış ve yaklaşım dar, bireyci çıkarları gözetmek üzerinden şekillenmiştir. Her ne kadar ulustan bahsedilse de özün de dar ailesel ve bireysel çıkarlar daha fazla esas alınmaktadır. Gelecek stratejisi ve programı da buna göre şekillenir. Bu çizgiye göre ailesi için iyi olan aşiret ve ulus içinde iyidir, aksi ise kötüdür. Politik öngörüsü konjönktüreldir, uzun erimli değildir, rüzgara göre yön değiştirir. Tarihsel belekten yoksundur, çünkü tarihe ulusal gelişmelerin seyrinden bakmak yerine aşiret ve aile gelişimi seyrine göre bakma vardır. Aşiret ve aile tarihini ulus tarihinden koparma vardır. Toplumsal tarihi bir bütünlük içinde ele alınmıyor.
Bu anlayış yaklaşık 75 yıldır Kürdistan’da kendisini bir anlayış ve çizgi olarak geliştirmeye çalışıyor. Bu ilkel milliyetçi çizgi Kürdistan’da kendi ailesel çıkarları için akıtmadığı kardeşkanı bırakmadı. Sayın Salih Muslim’in deyimi ile bu çizgi; “Ekmeğini kardeş kanına batırarak yemek” üzerinde kendini inşa ediyor. Buna da Kürdistanî olma ve Kürtlük yapma adına yapıyorlar. Yapılan ihanete ve kardeş katliamına kılıf uydurmak içinde, milliyetçiliğe sığınılmaktadır.
Sonuç olarak halk adına savaş veren her güç halka dayanmak zorundadır. Bu gün dünya genelinde var olan 60 milyon üzerinde Kürt’ün birlik olmadan kendi öz gücüne dayanmadan gerçek anlamda özgürlüğünü sağlama ve varlığını kuruma şansı yoktur. Aile çıkarları temelinde geliştirilmek istenen her savaş toplumların karşısında yenilmeye mahkûmdur. Düşmandan medet umarak var olmaya çalışmak beyhudedir. Yaşanan onca acı tecrübeden Kürt halkı önemli bir ders çıkartmıştır. Dört parçada yaşayan Kürt halkının hepsi tek sesle şu çağırıyı yapmaktadır; artık Kürtlerin birlik olma zamanı gelmiştir. Bunu için gerekli olan ulusal ruhu kazanmıştır. Bu belki de Kürtlerin en önemli stratejik başarısıdır. Gerisi toplumsal inşanın her boyutunda devrimci halk savaşı anlayışına dayanılarak geliştirilmesidir. Gün, dört parça Kürdistan da ve yurt dışındaki Kürt halkının birlik içince de demokratik ulus çizgisini geliştirme günüdür. Unutmayalım her kim ki Kürdistan’da bir savaşa kalkışırsa ve eğer bu savaş Kürt halkının varlığını kuruma ve özgürlüğü sağma adına verilmiyorsa bu savaş meşru olmadığı gibi kaybetmeye de mahkûmdur. Hiçbir Kürt dış güçlerin tetikçisi, kiralık katili olmamalıdır.