Aslında yazımızın başlığını, ”yalancının mumu yatsıya kadar yanar” diye de atabilirdik. Nedeni açıktır, yalanlar gerçekten de hiçbir zaman yatsıyı geçmemiştir. Hep bir şekilde bir mum misali yatsı zamanı sönmüşlerdir. 

Erdoğan ve ekibi Mesud Barzani’yi bir müddet önce en üst düzeyde Türkiye’de karşılamışlardı. Herkese bir şekilde sürpriz olan ise Güney Kürdistan bayrağının göndere çekilmesi olmuştu. 

Hatırlarsak Erdoğan’ın son zamanlardaki kankası Devlet Bahçeli çok ciddi refleks göstererek, ya biz ya da Barzani deyip meydan okumuştu. Çakma başbakan ise bunun normal bir prosedür olduğunu, bu bayrağın zaten Irak anayasası tarafından kabul edildiğini, Güney Kürdistan’ın her yerinde ise göndere çekildiğini de eklemişti. 

Mesud Barzani’nin ziyaretinin hemen ertesinde Cerablus’a girildiğini, 26 Şubat ziyareti ardından ise Şengal’e ve Şengal halkına karşı karşıt bir hamle yapılışının nedenlerine girmeyeceğiz. Hatta çok önceleri Erdoğan ziyareti ardından o zaman Rojava’nın sınırına yapılan hendekten ve Semelka kapısının kapatılmasına ilişkin de bir değerlendirme de bulunmayacağız. 

Bizim yapacağımız Güney Kürdistan bayrağına Erdoğan ve tüm şürekasının diliyle ifade edecek olursak, sözde saygılı yaklaşmışlardı. Bir federenin bayrağı olduğunu, resmi olduğunu, anayasal düzeyde kabul görmüşlüğünü dile getirmişlerdi. Peki, ne oldu da, arada henüz bir aylık bir zaman geçmiş iken, “bez parçası” oldu, “indirmeseler bedeli ağır olur” sözlerine dönüştü, “orası Kürtlerin mürtlerin yeri değildir, hadlerini bilsinler” meydan düellosu ve moduna geçildi. 

Elbette Erdoğan ve şürekâsına ilk elden cevap vermesi gerekenlerin başında Mesud Barzani gelmektedir. Söz hakkı onundur. 

Hani Erdoğan ve şürekâsı Kürt dostuydu? Hani Erdoğan Kürt sorununu çözmek istiyordu? Hani Erdoğan ve şürekâsı size yakın, dost, arkadaş ve iyi komşunuzdu? 

Evet, böyle soruları bugünlerde herkes bir şekilde Sayın Mesud Barzani’ye soracaktır. Sormalıdır da. 

Neymiş Kürtler, Kerkük’te Güney Kürdistan bayrağını kaldırmışlar. Sormazlar mı, sana ne, sana ne düşmüş diye? Güney Kürdistan bayrağının kaldırılmasına itiraz edecekler oradaki halklar olabilir. Yine Irak devleti olabilir. Ancak itiraz hakkı en az olan ya da hiç olmayan birileri varsa o da Erdoğan ve şürekâsı değil midir? 

Erdoğan ve ekibinin Kürt sevdası diye bir dertleri hiçbir zaman olmamıştır. Erdoğan’ın tek bir derdi vardır, o da; Kürtlerin geldiği özgürlük ve kendilerine güven dolu ruhsal duruşlarını geriye götürmektir, ötelemektir. Başka bir deyimle 40 yıldır büyük bir mücadele ile edindiklerini ellerinde zoraki –gerektiğinde soykırımlardan geçirerek- almaktır. 24 Temmuz 2015’ten bu yana Bakurê Kürdistan’da yaşanan gerçekler her yönüyle gözler önündedir. Dinci ve milliyetçi politikalarla Kürtlerin her türlü kazanımlarına karşı son sürat bir faşizm uygulanmaktadır. Böyle olan birileri eğer dış görünümüyle bile olsa bir Kürt ile ilişkilendiklerinde, sadece ve sadece kendi dar çıkarlarını sağlama almak için yaparlar. Söz konusu Güney Kürdistan olduğunda ise boğazlarına kadar batıkları ekonomik buhrandan kurtulmak için ucuz petrolüne ihtiyaç duyarlar. Bir de Rojava ve Suriye’de saplandıkları siyasi bataktan kurtulmak için Kürtlerin eliyle Kürtleri parçalamaya ihtiyaç duyarlar. Ve bu tarihi çıkarları için bir müddet de olsa bazı Kürtlere, Güney Kürdistan bayrağına, Mesud Barzani’ye ses çıkarmayabilirler. Ancak bu ses çıkarma sadece dar boğazı yani eşiği aşmak içindir. Eşik aşıldıktan sonra Erdoğan ve ekibinin en yalın faşist yapısı rahatlıkla his edilir derecede görülecektir. 

Bilelim ki hiçbir zaman ilkeli olmayan uzlaşmalar sonuç almamışlardır. Güya bazı Kürtlere karşı kimi Kürtlerden güç alınarak o kimi Kürtler ezilecek ya da kendine muhtaç hale getirilecek. 

Uzlaşmalar, ilkeler temelinde değil de maddi çıkarlar üzerine yapılmışsa her zaman çatışmalarla sonuçlandıklarını tarih bize göstermiştir. Uzlaşmalar, buluşmalar dar çıkar hesaplar temelinde günlük pratik işler ve ayak oyunlar üzerine kurulursa uzun vadeli olmaz ve daha büyük çıkarlar gündeme geldi mi çöküverirler. 

İktidar sanatı bir nevi çıkarlar temelinde yürütülen uzlaşma sanatıdır. Ve iktidarın doğasında hakim olmak vardır. Sizin en iyi ilişkileriniz, otorite olmanız önünde engel olmaya başlamışsa orada artık çatışma sürecine girilmiş demektir. 

Bilelim ki uzlaşmalar ilkesizlikler, birlikler ise ilkeler üzerinden gelişir. Bir sömürgeci güç ile ilişkiler hiçbir zaman birlik üzerine gelişmez. Gelişemez, çünkü Kürdü tanımayan, anayasasına Kürtlerin var olduğunu eklememek için devasa bir soykırım süreci başlatan bir sömürgeci güç ve sömürgeci kişilik, başka bir Kürt’e saygı gösterir mi? Tanır mı? Ya da onun bayrağına saygı duyar mı? 

Uzatmadan, belirtelim ki sömürgecilerden Kürtlere dost, Erdoğan’dan da ise asla ve asla post olmaz. 

Bizim Erdoğan ve şürekâsına söyleyeceklerimiz yoktur. Ne de olsa Erdoğan Kürt düşmanı bir soykırımcı faşisttir. Ancak Kürtlere ve Kürdistanlılara ise diyeceklerimiz elbette olacaktır. O da, bir an önce sömürgecilerin Kürtlere ve Kürdistanlılara karşı yaptıkları hakaretleri durdurmak için, hep birlikte bir an önce Kürtler ve Kürdistanlılar arası Ulusal Kongre’ye gitmelidir ki, böyle bir faşisti durdurabilsinler!