“Cemaat’le kavgasında Başbakan Erdoğan’ın demokrasi ve hukuka indirdiği darbeleri pek öyle önemsemeyen İmralı ve Kandil, hükümete daha yakın, daha angaje duruyormuş.”
Bunlar Hasan Cemal’e ait görüşler...
“Öcalan ve PKK’nin hükümete daha yakın, daha angaje durduğunu” söyleyen Hasan Cemal neye, kime “daha” da değil, tastamam “yakın” ve tastamam “angaje”?
Siz 17 Aralık’tan beri Hasan Cemal’in “cemaatin çözüm sürecine düşmanlık eden tutumu karşısında” tek bir satır yazı yazdığına şahit oldunuz mu?
Buna karşılık, hem İmralı, hem Kandil, hem BDP, hem de bu gazetenin yazarları, sabahtan akşama kadar, dur durak bilmeden, “Cemaatin darbesine, hükümetin krizden otoriter yöntemlerle çıkma çizgisine karşı mücadele” çağrısı yapıyor. Bu gazetede “AKP’yi Kürdistan’da sıfırlamaktan” söz ediliyor. Zaten BDP de AKP’yi “demokrasi, barış ve çözüm için” Kürdistan’da “minimize” etmek için kolları sıvamış, var güçle çalışıyor.
Hasan Cemal ne yapıyor?
Hasan Cemal gibiler ne yapıyor?
Madem Hükümet’in “demokrasiye ve hukuka indirdiği darbelere” karşısınız, ortaya çıksanıza... Kürdistan yollarına düşüp, “hem demokrasiden, hem de çözümden yana” olan Kürt halkının hükümete karşı mücadelesine destek versenize...
Haydi vermediniz. Bari Cemaat’e ve CHP’ye, “krizden demokrasi ve çözümden yana çıkış“ konusunda yüklensenize... Onlardan, “ÖYM’ler ve TMK konusunda tutum almalarını” istesenize...
Örneğin, onları, “bu hükümeti yıkacağız, yıktıktan sonra Kürtlerin ana dilde eğitim hakkını, kimliğini Kürdistan’ın özerkliğini kabul edeceğiz, Rojava’daki kantonal sistemi resmen tanıyacağız, Öcalan’ı ve tüm siyasi tutsakları özgürlüğüne kavuşturacağız” demeye zorlasanıza...
“İmralı zindanındaki düşünmeli” diyeceğinize, “Pensilvanya kaşanesindeki düşünmeli” desenize...
Şurası açık: Öcalan AKP Hükümetine seçimlere, en fazla Nisan ayına kadar bir tür “mühlet” tanıdı. Bu zaman zarfında çözüm süreci ya hukuki statüye kavuşacak ve somut adımların atılmasıyla güvenceye alınacak, ya da ortada süreç diye bir şey kalmayacak...”
Siz de CHP’ye, Sözcü Gazetesine, Cemaat’e, Zaman Gazetesine böyle bir “mühlet” tanıdığınızı, o zamana kadar eğer açık bir şekilde çözüm sürecini destekleme yönünde somut adımlar atmazlarsa, onlara karşı harekete geçeceğinizi ilan etsenize...
Öcalan “hükümetin demokrasi ve hukuka indirdiği darbeleri yarım ağız geçiştiriyormuş”.
Ayıp...
Siz Cemaat’in “darbe” yeltenişine, KCK tutuklamalarının mimarlarının, Özel Yetkili Mahkemelerin, Terörle Mücadele Şube polislerinin, savcıların Cemaat biçiminde örgütlenip, devlette yarattıkları “paralel yapıya” öyle “yarım” da değil, “çeyrek ağız” karşı çıksanıza...
Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt sorununu, Türkiye çatısı altında çözmek için çalışırken, aslında Türkiye’nin demokrasi davasını sonuçlandırmaya çalışıyor. Eğer Türkiye’nin “demokrasisine, hukukuna yarım ağız” sahip çıkmış olsaydı, yani bunu umursamasaydı, şimdi, hemen, üstelik tam da devlet krizinin orta yerinde, “savaşı yeniden başlatır ve Türkiye’den ayrılacağını“ ilan ederdi.
O zaman ne olurdu?
O zaman ne demokrası, ne hukuk, hatta ne de şimdiki Türkiye diye bir şey kalırdı.
İmralı düşünmeliymiş... Öyle mi?
İmralı düşünmeseydi, şu sıralar Hasan Cemal, Hürriyet Gazetesinde, diğer arkadaşlarıyla birlikte doğum gününü, hükümete verip veriştirerek, Cemaat karşısında keyifli bir suskunluk içinde, böylesine mutlu kutlayabilir miydi?
Hasan Cemal düşünmeli!..
İmralı düşünüyor da siz ne yapıyorsunuz?
‘İmralı düşünmek zorundaymış.” Başka? “Diyalog kapısını haklı olarak açık tutmaya çalışırken, Erdoğan’ın demokrasi karşıtı adımlarının pek öyle önemsemeyen bir tavır içinde olmak ya da bu konuyu yarım ağız geçiştirmek barış ve demokrasiye zarar verirmiş...”