Gerçekten de Suriye’den Güney Kürdistan’a, Doğu’ya, Türkiye’den Avrupa’ya Latin Amerika’ya kadar PKK’nin örgütlenme ve ilişkilenme ağında nitelikli bir gelişmenin yaşadığını biz de gözlemleyebiliyoruz. Zaten HPG Askeri Konsey Üyesi Dr. Bahoz Erdal’ın “2012 yılında gerillaya katılımın rekor düzeye çıktığı” açıklaması da bu durumun önemli bir sonucuydu. Karayılan’ın ardından Yürütme Konseyi Üyeleri Duran Kalkan, Mustafa Karasu ve Cemil Bayık da Sterk ve Nûçe TV’ye verdikleri demeç ve yazdıkları yazılarda İmralı’daki görüşmelerle ilgili tutumlarını ve yürütülen tartışmalara ilişkin görüşlerini açıkladılar. Onlar da “Görüşmeler için tabii ki Önderliğimizle görüşmeler olmalı, ancak medyadaki hükümet yanlısı tartışmalarda süreci sabote eden yaklaşımlardan uzak durulması” gerektiğini söylediler. AKP’nin askeri operasyon ve tutuklamalarla görüşmeleri paralel yürütme çabasının olumsuz sonuçlar doğurma riskine dikkat çektiler.
İmralı görüşmelerine Türkiye’deki Kürt siyasal örgütlenmeleri DTK, BDP, Sivil Toplum Örgütleri ve çeşitli inisiyatifler de açıklama yaparak süreci desteklediklerini ancak AKP’ye karşı güven sorunu yaşadıklarını açıkladı. Türkiyeli demokratik çevreler ve aydınlar da bu tutuma pararlel bir duruş sergiledi. Mehmet Bekaroğlu, Mithat Sancar, Gencay Gürsoy, Yavuz Önen, Öztürk Türkdoğan ve birçok aydın da çözüm için yapılması gerekenleri açıkladı.
Gözler Avrupa’daki Kürt örgütlerinin tutumundaydı, KNK, Kürt dernekleri, aydınları da İmralı sürecinde Öcalan’la yapılan görüşmeleri desteklediğini açıkladı. Yani Kürt örgütlerinin tamamı Öcalan’ı bu süreçte kendilerinin temsilcisi olarak görüyor. Bu konuda büyük bir umut da taşıyor.
Ancak Kürt tarafında durum bu kadar net ve berrak iken AKP ve devlet cephesinde benzer bir netlik yok. AKP içindeki iktidar bloklarından “rahatsız” olanlar var gibi. Erdoğan yanlıları Erdoğan’a açık çek verselerde “entegre strateji” ile tasfiyeyi, teslim almayı bir argüman olarak yaymaktadırlar. Erdoğan’ın konuşma metinlerini hazırlayan danışmanı Yalçın Akdoğan’ın argo üslubu ve tahrikar sözleri bu dönemi riske sokacak bir politika gibi gözüküyor. Fetullah Gülen’in “hazmetmese de desteklemesi” devletin içine girdiği zorlanmanın tezahürü gibi. CHP belirsiz ama AKP yedeğinde, MHP ise “nato mermer kafa” milliyetçiliğinde. Ulusalcı Kemalistler ise 1990’lardaki düşmanca ve karşıtlık yaratan çatışma dilini yeniden üretiyor.
Şimdi sonuç olarak AKP’nin ya da devletin bu süreçte dikkat etmesi gereken temel bir nokta var. Birinci nokta; devlet, 1990’larda Turgut Özal’ın ölümü, 1999’daki zamana yayarak çürütme, 2000’li yıllarda AKP’nin kendisine seçim kazandırma ve iktidarını sağlamlaştırma gibi yöntemler izleyerek PKK’yi ve Kürtleri güçten düşürmeyi hesap ediyorsa bunun faturası devlete çok ağır olur.
İkincisi, Öcalan ile örgütünü karşı karşıya getirmek, askeri ve siyasi operasyonları sürdürerek PKK’yi çatışma zekinde tutmak bu dönemin en büyük riskidir. Ki Öcalan gerçeği PKK’de “Önderlik gerçeği” olarak tanımlanır. Bütün kongre, konferans ve toplantılarda “Öcalan’a yaklaşım savaş ve barış gerekçemizdir” kararı ise kağıt üzerinde alınmış bir karar değildir. Geçmiş dönemlerdeki gelişmeler de bunu yeterince göstermedi mi zaten!.. Dolayısıyla bu sürecin temel özelliği “ciddiyet”tir. Ciddiyet de büyük sorumlluluk gerektiriyor.
İmralı görüşmeleri ve tarafların tutumu
İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmelerin Kürt tarafındaki yankısı kuşkusuz büyük oldu. İlk tepkiyi KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan uzun bir açıklama ile tutumlarının ne olduğunu kamuoyuna duyurdu. Karayılan, “Müzakerelerde Önderliğimizin muhatap alınması önemli, ancak koşullarının düzeltilmesi ve önceki süreçlerde olduğu gibi AKP’nin güvensizlik yaratan politikalarından vazgeçmesi gerektiğini söyledi.” Karayılan ile geçtiğimiz yaz mevsiminden Kasım ayının sonuna kadar birkaç kez görüştüğümde “görüşmelerle ilgili ortaya çıkacak her sonuca hazır olduklarını” açıkça belirtmişti. Gerillanın ve genel olarak Kürt Özgürlük Hareketi bileşenlerinin bölgede her alanda kendine güvenli, diplomasiden, siyasi ve askeri alana kadar her alanda PKK’nin en güçlü ve etkili olduğu dönemi yaşadığını söylüyordu.