Öncelikle 2013 yılı Newrozu’nun bütünlüklü olarak iyi bir tespitinin yapılması gerekiyor. Kuzey’de ve Türkiye’de yüzlerce merkezde –içine köyleri de eklersek binlerce merkezde- milyonlarca insanın katılımı ile kutlandı. Güney’de Kandil ve Gare’de on binlerce kişi gerilla ile birlikte kutladı. Kandil ve Behdinan bölgesindeki on binlerce kişinin gerilla ile kutlamalara katılması ulusal birliğin toplumsal zeminini ne kadar güçlendiğini gösteriyor. Gerillalar ise kendi alanlarında onlarca kutlama yaptı.

Siverek, Şemdinli, Eruh ve Halfeti’deki kutlamalar kesinlikle tarihsel olarak çözümlenmelidir. Elazığ, Malatya, Antep, Adıyaman ve Konya’daki kitleselliğin sosyolojik analizi yapılmalı.  Japonya’dan Bolivya’ya, ABD’den Rusya’ya, Avrupa’ya kadar her alanda Kürtler dostları ile birlikte Newrozu kutladılar. Bu enternasyonalizmin ruhunun Kürtler şahsında yeniden hayat bulmasıdır. Şam’da o kaosun ve şavaşın içinde binlerce kişinin biraraya gelmesi cesaretin ve direnişin bir halktaki ifadesiydi. Haber merkezimize ulaşan bilgilerden derlediğimiz kadarı ile 10 milyonu aşkın kişi bu yılki Newrozlara bizzat katıldı. Gündüzleri büyük meydanlarda geceleri ise sokak aralarında ve mahallelerde Newroz kutlandı.
Bu yılki Newrozu böylesine görkemli ve kitlesel kılan özellik kuşkusuz ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı yeni sürecin kendisiydi. Tabii ki bu sürece gelinmesinde 2012 yılında gerillanın gösterdiği büyük direniş, cezaevlerindeki ölüm orucu eylemi ve halkın kendisini önderliği ve örgütü ile bütünleştirmesi de 2013 Newrozu’nun zeminini oluşturmaktaydı.
Peki Newroz alanlarında kimler vardı, soğuğa, kara ve yağmura rağmen kundaktaki bebekleri ile anneler, genç kadınlar, çocuklar, yaşlılar, esnaflar, öğretmenler, yoksullar, zenginler, siyasetçiler; devrimciler, liberaller, sosyal demokratlar, Müslümanlar, Aleviler, Êzîdîler, Süryaniler, Hıristiyanlar vardı. Yani bütün toplumsal kesimler vardı. "Bu tablo neyin ifadesiydi?" sorusunun yanıtı ise "Demokratik Ulus"un kendisini dışa vurmasıydı. Newrozun hangi koşullarda gerçekleştiğini ise herkes gayet iyi biliyor. Ortadoğu gibi bir coğrafyada bölünmüş bir ülkenin toplumu bütün bölge halklarını ortaklaştıran bir duygu ile Newrozu kutladı. Bu tarihsel perspektiften bakıldığında büyük bir devrimdir. Öcalan’ın önderlik ettiği mücadelenin geldiği düzeyi gösteriyor.
Ulusal ve sınıfsal özelliği giderek bölgeselleşen ve 2013 Newrozu ile birlikte evrensel bir karakter kazanan Kürt Özgürlük Mücadelesi artık geri dönülemez bir düzeyde bölgesel değişimlerin temel momentidir. Bu nedenle salt halkların desteğini almadı, ABD’den Rusya’ya, Almanya’dan Fransa’ya kadar her devlet bu çıkışı selamlamak zorunda kaldı. Güney Kürdistani bütün yapılar açık desteğini ortaya koymak zorunda kaldı.
Evet 2013 Newrozu Prof. Cengiz Aktar’ın de belirttiği gibi tarihçiler açısından "milad" olarak tanımlanacaktır. Mustafa Karasu da yazısında bu Newrozun "yeni bir çağın başlangıcı" değerlendirmesi önemliydi. İşte bu nedenle 2013 Newrozu’ndan ve özellikle Öcalan’ın tarihi çağrısından herkes kendisini görmek istiyordu. Öyle de oldu aslında. Anadolu ve Mezopotamya halkları kendisini gördü. Devrimciler, özgürlükten yana olan kadınlar, gençler herkes kendisine sonuçlar çıkardı. Devletler kendi duruşlarını gözden geçirmek zorunda kaldı.
Bu tablo içinde Aleviler de var. Ancak bazı kişiler Alevi nüfuzunu kullanarak, "Öcalan Alevilerden sözetmedi" diyerek Alevileri "dışlanma" psikolojisi içine sokmaya çalıştı/çalışıyor. Oysa Öcalan ve PKK gerçeğinin siyasal öz’ünü, ahlaki karakterinin temelinde Aleviliğin önemli bir yeri vardı. Öcalan dar din ve mezhepsel aidiyet duyguları ile hiç hareket etmedi. İslamı çok iyi çözümledi. Aleviliğin bu toprakların temel değeri olduğunu farkında. "Ali" ismine özel ilgisi olması, Alevi toplumunun "doğal-eşitlikçi ve özgürlükçü" özelliğini paradigmasında temel özelliklerden biri olarak referans aldı.
PKK’nin kuruluşundan bugüne kadar Alevilerin özgürlük ve varolma sorunlarını başat sorun olarak kendi mücadelesinin baş sıralarına koydu. Şimdi bu tarihsel gerçeği "cahilce çarpıtarak" devletçi mantığın içinde Alevileri eritmeyi esas alan birilerinin bu olguyu tersine çevirmesi büyük bir basitliktir. Zaten sorunun çözüm süreci geliştiğinde Alevi temsiliyetinin "Akil insanlar" "Hakikat araştırma ve hellalleşme komisyonları" içinde olacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Alevilerin bu konudaki kaygıları Kürt Özgürlük Mücadelesinin bileşenleri açısından kesinlike giderilecektir. Çünkü Kürt sorunu temelinde biraz da Alevi sorunudur. Koçgiri, Dersim 38 gerçeği üzerinden baktığımızda ve bu direnişlerin PKK içinde kendisini nasıl ifade ettiğini de rahatlıkla görebiliriz. Bu nedenle "ortalığı basit hesaplarla bulandırmanın, Alevi toplumunu özgürlük mücadelesine göre provoke etmenin" bir manası yoktur. Hakikat ve hellalleşme halkların özgürlüğünün eşitlik içinde yaşanması ile olur.