Öcalan’ın 21 Mart 2013’de kurduğu çözüm masası dağıldı, dağılacak gibi.

Öcalan 7 Şubat 2014’te BDP ve HDP milletvekilleri ile yaptığı görüşmede “Hükümetin çözüm sürecinde geldiğimiz noktada salt kendi güvenliğini sağlamaya dönük tek taraflı paketler yaklaşımı demokrasi değil provokatörlüktür” diyerek çözüm masasının devrilme tehlikesine işaret etti.
Eğer masa dağılırsa Erdoğan’ın 12 yıllık iktidarı da tar û mar olabilir.
Bunu şundan ötürü söylüyorum:
Türkiye siyasal hayatında üç belirleyici aktör var. Bunlardan biri kuşkusuz ki 12 yıldır iktidarda olan Erdoğan. İkinci aktör 12 yıldır Erdoğan ile iktidarı paylaşan Gülen, üçüncü aktör ise Öcalan.
İlk iki aktör bugün kavgalı ve iktidar mücadelesi içindeler.
Üçüncü aktör ise 21 Mart 2013’te başlayan çözüm sürecinde Erdoğan ile aynı masada. Siyaset bu üçlünün ilişkileri üzerinden biçim alıyor.   
Erdoğan, Öcalan ile aynı masada ve bu O’na iktidar kavgasında Gülen’e göre daha avantajlı pozisyon sağlıyor.
Gülen ise bu masayı dağıtıp Erdoğan’ın avantajını elinden almak istiyor. Aslında Gülen de masayı Öcalan’ın kurduğunu ve koruduğunu biliyor.
Masayı dağıtamayacağını her gördüğünde de Öcalan’ı itibarsızlaştırmak için montajladığı videoları basına servis ediyor. Böylece kamuoyunda itibarsızlaşan bir Öcalan’ın masayı daha fazla koruyamayacağına inanıyor.
Öcalan 17 Aralık Operasyonu sonrası yaptığı açıklamada “Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır” diyerek çözüm masasını da devirecek olan olası müdahalelere karşı duracağını gösterdi. Erdoğan, Öcalan’ın bu yaklaşımını vadesiz çek olarak alacak ki çözüm masasını unuttu. İktidarını daha da otoriter kılmak için genelgeler çıkartıyor, yasal düzenlemeler yapıyor. Bu elbette Türkiye’nin demokratikleşmesine ve çözüm masasının sağlamlaşmasına hizmet etmez. Aksine çözüm masasını devirecek düzenleme ve yaklaşımlardır.
Bir yanı ile Erdoğan şark kurnazlığı ile önce “demokratik açılım”, ardından “Oslo süreci” ve son olarakta “çözüm süreci” girişimi ile Gülen Cemaatine olan bağımlılığından kurtulmak istiyor.
Hükümetler Kürt sorununu çözemedikleri içindir ki bazı çevrelerin vesayetine evet demek zorunda kalıyorlar. Erdoğan’ın 12 yıldır Gülen’e mahkum olmasının sebebi de bu. Öcalan bunu bildiği için Erdoğan’ın isteksiz, otoriter ve kısmen de lobran tavrına rağmen onu demokrasiye ve çözüme çekmeye uğraşıyor. Ancak bu çaba sonsuza kadar sürmez. Eğer Erdoğan tavrını değiştirmezse masanın tek taraflı orada duramayacağı da açık.
Çözüm sürecinin geleceği hususunda kritik bir dönemdeyiz çünkü iktidar partisinin başındaki Erdoğan sürecin öneminin farkında değil. Sorunun çözümü için çaba göstermiyor. Kendi güvenliğinden başka düşündüğü bir şey yok. Yaptığı yasal düzenlemeler, açıklamalar, çalışmalar iktidarının devamı yönünde.
Erdoğan, İmralı’da kurulan masanın devrilmesi durumunda iktidarının da devrileceğinin bilmiyor sanki. Bunun idrakında değil hala...
BDP Eşbaşkanı Demirtaş 11 Şubat 2014’te “Çözüm süreci koptu kopacak. Sabırlar taştı” uyarısını yaptı. Öcalan, KCK ve Demirtaş’ın yaptığı açıklamaların bir yanı elbette ki hükümet üzerinde baskı oluşturmak. Ama daha da önemli yanı ise uluslararası toplumdan soyutlanmış bir hükümetin masada duramayacağının anlaşılmasıdır. Hükümet gittikçe uluslararası toplumdan ve evrensel demokratik hukuk ilkelerinden uzaklaşma emareleri gösteriyor.  Kimse kusura bakmasın ama Kürtlerin hükümete verdikleri kredileri tükendi. Masa dağılsın istenmiyorsa, hükümetin acilen yasal demokratik düzenlemelere yapmasına ihtiyaç var.
Pervin Buldan “Sayın Öcalan’la görüşmeler hala yasadışı olarak yapılıyor. Demokratik yasal sözleşmeye ihtiyaç var” dedikten sonra şuna dikkat çekiyor; “Sürecin başından beri üç aşamalı bir yol haritasından hahsettik. Bu yol haritası ne yazık ki hayata geçmedi. Gerillanın geri çekiliş sürecinden başlayarak ve bugüne kadar devam eden süreç içinde yasal zeminlerin, hukuki çevçevelerin oluşması gerektiğini söylüyorduk, bunlar olmadı (…) Hükümetin yapması gerekenler var. Hasta tutuklular meselesi, TMK’nın tamamıyla kaldırılması gibi.”
Dolayısıyla çözüm sürecinin devamı için yasal alt yapıya ihtiyaç var.
Kritik nokta şudur:
Önümüzdeki hafta meclis genel kuruluna gelmesi beklenen demokratikleşme paketinin içine müzakerelerin yasal güvenceye kavuşturulmasına yönelik bir düzenlemenin gelip gelmeyeceğidir.