Tecrit altında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmenin yapılamaması can güvenliğiyle ilgili endişeleri artırıyor. Bursa’da 15 Temmuz darbe girişimine yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın rehin tutulduğu İmralı Adası’nda görev yapan Yüzbaşı Hasan Ürküt, Astsubay Üstçavuş Mehmet Sarıca ve Astsubay Kıdemli Başçavuş H.U. önceki gün gözaltına alınmıştı. Yüzbaşı Ürküt ile Astsubay Üstçavuş Sarıca hakim kararıyla tutuklanırken, Kıdemli Başçavuş H.U. ise “adli kontrol” şartıyla serbest bırakıldı.


Askerin iddiası: Her şey normaldi

Daha önce soruşturma kapsamında açığa alınan aç askerin, mahkemede suçlamaları kabul etmedikleri, 15 Temmuz günü İmralı’da görevlerinin başında olduklarını söyledikleri belirtildi.

Tutuklanan Sarıca, savunmasında “Darbe girişimini öğrendiğimiz zaman televizyondan takip ettik. O akşam İmralı’da her şey normaldi. Herkes görevini yaptı. FETÖ ile hiçbir bağlantımız yoktur” dediği ileri sürüldü. 

İmralı Cezaevi’nin dış güvenliğinin bağlı bulunduğu Bursa İl Jandarma Alay Komutanı Albay Yurdakul Akkuş da darbe girişiminden tutuklanarak cezaevine konulmuştu. 


Tehdit mektubu 

“Darbe gecesi İmralı’da neler yaşandı” sorusuna hala bir açıklık getirilmezken, tecrit altında tutulan Öcalan ile darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz’dan bu yana görüşmek için yapılan tüm başvurular da reddedildi. 

Kürt Halk Önderi Öcalan İmralı Heyeti’yle 7 Haziran 2013’te yaptığı görüşmede, “Benim katilim bir buçuk kilometre ötededir diye düşünelim” demişti. Öcalan’a yönelik tehdit mektubu da kamuoyuna yansımıştı. 


Sekreteryadaki tutsaklar anlattı

“Çözüm Süreci” sırasında kurulacak sekretarya da yer almak üzere İmralı Cezaevi’ne gönderilen, ancak müzakere masasının devrilmesiyle Silivri Cezaevi’ne sürgün edilen PKK’li tutsaklardan Çetin Arkaş Öcalan’a yönelik tehdit mektubuna ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Akkaş, Özgür Gündem gazetesi için, kendileriyle birlikte aynı cezaevinde kalan gazeteci Mikail Barut’un sorularını yanıtladı. 


Öcalan ne yanıt verdi?

Röportajın dün yayınlanan ikinci bölümünde öne çıkanlar şöyle: 

* Bir yıla yakın süre İmralı Cezaevi’nde kaldınız. İmralı’da neler yaşandı?
Çetin Arkaş: İmralı’da 17 yılı aşan ağırlaştırılmış bir tecrit gerçekliğinin olduğunu unutmamak gerekiyor. 5 Nisan 2015’ten bu yana ise mevcut durum daha da derinleştirilmiş durumdadır. ‘Dolmabahçe Mutabakatı’nın ardından sekretarya görevini yürütmek amacıyla 5 arkadaş Ada’ya götürüldük. Ada’ya varış tarihimiz 17 Mart’tı. 18 Mart’ta Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan ile sohbet odasında ilk sohbetimizi gerçekleştirdik. Hafta içi günde bir saat Sayın Öcalan ile buluşabiliyorduk. Erdoğan’ın ‘Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddeden ve Kürt sorunu diye bir sorunun olmadığını belirten açıklamasının ardından yeni bir pozisyon belirledikleri anlaşılıyordu. …(Sansürlü) Zaten 7 Haziran’a giderken gerek HDP’ye gerekse de gerillaya dönük provokatif yönelimler olabildiğince geliştiriliyordu.



*  Bu durum 7 Haziran sonrası nasıl gelişti?
Çetin Arkaş: Seçim sonuçları kesinleşir kesinleşmez klasik ‘devlet ittifakı’ devreye sokuldu. Ve adım adım 1 Kasım’a giden sürecin taşlarını her sahada döşemeye başladılar. Seçimin hemen ardından HDP’lilerin katledilmesi, Suruç Katliamı, gerilla alanlarının bombalanması, Kobanê Katliamı, 10 Ekim Ankara Katliamı ve hemen hemen her sahada tırmandırılan yönelimler... Dışarıda yaşatılanlar zaten İmralı merkezli yürürlüğe konan konseptin bir sonucu oluyor. Sayın Öcalan’a şu mesaj veriliyor: “Direnmekten vazgeç çizgimize gel!” Mesela bunu bazen tehdit mektuplarının Sayın Öcalan’a verilmesiyle ifade ediyorlar.



* Geçenlerde KCK Eşbaşkanı Besê Hozat’ın belirttiği tehdit mektuplarından mı söz ediyorsunuz?
Çetin Arkaş: Evet ondan bahsediyorum. …(Sansürlü) “Aslında Erdoğan iyi bir şanstı, değerlendirmeliydin.” Aşağı-yukarı mektubun içeriği bu. Sayın Öcalan bizimle paylaşıp görüşümüzü sordu. Hepimizin ortak görüşü bunun bir tehdit mektubu olduğu yönündeydi. Sayın Öcalan mektubu idareye soruyor “gözümüzden kaçtı, zaten böyle mektupları vermiyoruz, yanlışlık olmuş” demişler. İmralı sisteminde gözden kaçan bir şey olmaz. Her şey buna göre dizayn edilmiştir. O mektup, Sayın Öcalan’a ulaştırılmak istendi. Özü budur.



* Sayın Öcalan’ın yanıtı ne oldu?
Tabii Sayın Öcalan’ın bu mektuba yanıtı şu oldu: “Böylesi şeylere tenezzül etmek basitliktir. Biz devrimci insanlarız. Bugüne kadar zaten rolümü oynadım, ölümden sonra da rolümü oynamaya devam ederim. O nedenle tıpkı Che Guevara gibi, ‘ölüm nerden gelirse gelsin hoş gelir, sefa gelir diyorum.’ Burayı dinliyorlar biliyorum, yüksek sesle söylüyorum ki duysunlar.”


Ne olacağı meçhul
İşte sürgün edilmemiz böyle bir sürecin ardından gelişti. 26 Aralık akşam saat 18.00 civarında ‘sevkiniz var’ denildi. Sayın Öcalan ile görüşmeden hiçbir sevk hazırlığı yapmayacağımızı söyledik. ‘Tamam, 5 dakika sonra sizi görüştüreceğiz’ dediler. Daha sonra Sayın Öcalan ile görüşmeye gidiyoruz diye çıkarıldık, bir de baktık ki askerlere teslim edilmişiz. Herkesin son derece duyarlı olması gerekiyor. Çünkü İmralı’da yarın ne olacağı meçhuldür. Karşılıklı mutabakatla adaya götürülmüştük, korsanca kaçırılarak Ada’dan Silivri’ye sürüldük...(Sansürlü) 


HABER MERKEZİ