Başbakanın deyimiyle “Çözüm süreci”ne halkın büyük ilgi gösterdiği çok açıktır. Ama bu ilgiyle beraber kuşkunun, “Bu sefer de olmazsa” tedirginliğinin yaygınlığı da çıplak gözle görülüyor. Özellikle son yirmi yılda barışçı çözüm için her öneriye evet deyip ağır bedelini ödeyen Kürt halkı bu sürecin de boş çıkmasını ya da boşa çıkarılmasını istemiyor.

Halkın kuşku ve tedirginliğinin haklı nedenleri var. Kuşku yaratan sadece CHP-MHP gibi ulusalcı-milliyetçi partilerin aşırı tepkileri değildir. Bizzat AKP’nin ve devletin çeşitli kanatlarının sürece yaklaşımı da kuşkuludur.
Şüphesiz ki biz AKP ve devletin bir anda melek olmasını beklemiyoruz. 90 senedir “Herkes Türk’tür, Kürt-Kürtçe yok, kart-kurt ve cart curt..” diyerek kendi halkını kandıran ve kanla susturan bir gelenek var. Bu gelenek son 30 yılda ise akşam sabah terör-terörist-bölücüden başka kelime bilmeyen bir devlete dönüştü. Bu devlet yapısı toplumun her kesiminin beynini adeta bir daha betonladı. Öylesine betonladı ki biraz esnemesi bile çok zor ve yıkılma nedeni olabilir. Bunun içindir ki hala yıkılma-bölünme paranoyası ciddi bir yaygınlık gösteriyor.
Bu somut duruma bir de özellikle son 30 yılın savaş rantçısı-savaş zengini egemenlerini ekleyin. Onlar hem varlıklarını sürdürmek hem de hesap vermekten kaçmak-kurtulmak için sistemi korumaktan ve savaşın aynen devamından yanadırlar. Medyada her çeşidi bolca görülen ve ağızlarından kan fışkıran ırkçı takımı onların sözcüleridir.
Bu durumda AKP ve devlete egemen olanlar gerçekten çözümden yana olsa da işleri kolay değildir. Ama gerçekten çözümden yana iseler, gerçekleri görerek çözümden yana olan tüm güçlerle birlik halinde halkı harekete geçirmeleri gerekir. Çünkü gerek anketlere gerekse sokağa yansıyan gerçek halkın büyük çoğunluğunun çözümden yana olduğudur. Ayrıca savaştan yana olan kesimleri ikna etmek de çözümden yana olanların görevidir.
Ne var ki AKP bu konuda bir belirsizlik yaratıyor ya da ikili oynuyor. Erdoğan ve medyadaki sözcüleri tasfiyeci zihniyetlerini hiç gizlemiyorlar. Gizlemeye çalışsalar bile her adımda bu tasfiyeci yaklaşımları sırıtıyor. Hala Kürtlere büyük haklar bahşeden ulu hakanlar gibi tepeden konuşuyorlar. Lütfettiklerini kabul etmezlerse tehditler yağdırıyorlar. Eşit bir ilişkiye razı değiller. Sanki süreç iflas etsin ama suçu bizim değil PKK’nin üstünde kalsın gayreti içindeler. İktidarda kalma hesapları her türlü olumlu gelişmeden önde geliyor.
Halbuki şunu bilmeleri ve anlamaları gerekir: 90 yıllık statüko ideolojisiyle-politikasıyla ve yapılanmasıyla artık çökmüştür. Deprem artığı binalar gibi çatısının bir kısmı kalmıştır. Hala halkı bu harabe çatının altına çağırmak yanlıştır. Bu çağrıya kimse itibar etmez. AKP statükoya ve vesayete karşıysa kendisi bunlara sığınmamalı, bunları ayakta tutmaya çalışmamalıdır. Çözüm olacaksa elbirliğiyle yeni bir bina yapılmalıdır. Bu da herkesin eşit-özgür katılımını gerektirir. Geçmişin bütün pisliklerinin temizlenmesini, katliamların açığa çıkarılmasını gerektirir.
Örneğin Roboskî katliamının failleri nasıl meçhul kalır? TBMM bu katliamın üstünü nasıl örter? Polis tarafından işkenceyle ya da vurularak öldürülen onlarca gencin katilleri nasıl meçhul kalır?
Irkçı militan gibi çalışan valiler-emniyet müdürleri nasıl görevde kalabilir?
Bu konuları çözmenin kolay olmadığını ve gerçekten kelle koltukta mücadeleyi gerektirdiğini görmek için alim olmaya da gerek yok. 90 yıllık statükocu kafa-sistem kolayca değişmez. Ama değişmesi için ortada net bir siyasi irade olması gerekir. Bunun bir kabadayılık gösterisi olmadığını da biliyoruz. Ortada net ve güven verici bir irade varsa çözüm yolu bulunur.
Osmanlı ordusunda süvari talimi yapan askerler attan düştüğünde hemen en kısa sürede tekrar biner ve hiç bir şey olmamış gibi talime devam edermiş. Eğer komutan görür ve “N’oldu asker?” derse düştüm demek yasakmış. Düşen asker:
- İndim bindim komutanım dermiş.
AKP ve devlet “İndim, bindim” demeye çalışıyorsa bunu hoş görmek ve yardımcı olmak gerekiyor. Yok, süreci bir oyalama ve tasfiye aracı olarak sürdürüyorlarsa bunun bedeli ağır olur.  Herkes bu bedelin kendi payına düşen kadarını öder ama en ağır bedeli AKP öder. Kürt sorununu çözemeyen hiç kimse ve hiçbir parti iktidarda kalamadı. AKP bunun istisnası olamaz.
Eşit ve özgür bir ilişki temelinde çözüm için herkes çalışmak zorundadır.