Suat Bozkuş

Erdoğan-Bahçeli diktası gene krizden fırsat yaratıyor. 15 Temmuz çakma darbesini bahane ederek gerçek darbeyi yapan bu ikili hala yeni manevralar peşindedir. Erdoğan o zaman “Bu bize Allah’ın bir lütfudur” demiş ve darbe bahanesiyle HDP’yi zindanlara doldurmuş, bütün muhalefeti ezerek Bahçeli ile olan kutsal ittifakını açığa vurmuştu. O günden beri de her fırsatta Erdoğan kendi diktasını pekiştirme derdinde.

Erdoğan-Bahçeli diktası içeride sıkıştıkça dışarıda askeri maceralar arayıp seferberlik ve kahramanlık nutuklarıyla ayakta kalmaya, muhalefeti ezerek iktidarını güçlendirmeye çalışıyor. Her krizi, her felaketi "Allah’ın bir lütfu“na çevirip diktasını onarmaya ve güçlendirmeye çalışıyor. Korona pandemisi de öyle oldu. Millet can derdine düşmüşken onlar unutulmaya yüz tutmuş olan “Kanal İstanbul“ projesinin ilk ihalelerini yaptılar. Kamuoyundan gelen tepkilerden sonra bayındırlık bakanı istifa etti ama ihalenin iptaline dair bir haber de hala duyulmadı.

Korona kargaşasında atılan ikinci ve daha önemli bir adım ise "infaz yasası“ oldu. Aslında buna insafsız, imansız ve hukuk dışı bir intikam yasası demek gerek.

Bu yasa son seçimlerden önce Bahçeli tarafından gündeme getirilmiş ama kamuoyunun tepkisi sonucu Erdoğan da karşı çıkınca suya düşmüştü.

Korona salgınından sonra Çin, İtalya, İran ve Bahreyn af çıkararak mahkumları tahliye etti. Böylece cezaevlerinden tüm topluma yayılabilecek olan kitlesel ölümlerin önüne geçilmişti. Türkiye’de eğer Koronadan dolayı bir tedbir alınacaksa yapılması gereken iş cezaevlerinin derhal boşaltılmasıdır. Bunun yolu tüm yargılamaların ve infazların ertelenmesi mi olur, daha kapsamlı bir infaz yasası mı, yoksa bir genel af mı, bu ayrıca değerlendirilmelidir. Yoksa cezaevleri bu şekilde kaldıkça sadece tutsaklar değil cezaevi personeli de hastalığa ve ölüme mahkum demektir. Salgın zindanlardan her yere yayılmaya devam edecektir.

Tarih boyunca zindanlar o sistemlerin bir göstergesi olmuştur. Hiç bir rejim, hiç bir nedenle zindanlarda çok insan olmasını ve insanlara yapılan zulmü savunamaz, bununla övünemez. Zindanlara çok insan atılması o rejim için bir meziyet değil, bir suç ve utanç nedenidir. Bu nedenledir ki siyasi iktidarlar sık sık af ve benzeri yasalarla zindanlardaki yığılmayı azaltmaya ve toplumun tepkisini yatıştırmaya çalışır.

Erdoğan-Bahçeli diktası öylesine bir zulüm rejimi kurdu ki, hala en küçük bahaneyle muhalifleri zindanlara doldurmaya çalışıyor.

Çıkan infaz yasası ise esas olarak Korona bahanesiyle kendi çetelerini serbest bırakma operasyonudur. Çünkü gerçekten Koronaya karşı bir tedbir olsaydı mümkün olan en çok sayıda insanı bırakırlar hatta cezaevlerini tümden boşaltırlardı. Ama onlar tam tersine kendi çetelerini ve kadın katillerini, rüşvetçi-soyguncu takımını bıraktılar.

Dünyanın her yerinde af deyince önce siyasilerin affı gündeme gelir ve bu anlaşılır bir durumdur. Dikta rejimleri, darbeciler zindanları tıka basa doldurur hatta stadyumları hapishaneye çevirirler. Demokratik devrimler ise önce zindan duvarlarını yıkar.

Erdoğan-Bahçeli çetesi ise kendi çetelerini serbest bırakmak için korona kargaşasında infaz yasasında değişiklik yaptı. Böylece dertlerinin halkın sağlığı ve toplumsal barış değil tam tersine kör bir intikam ve hukuk katliamı olduğunu bir daha gösterdiler.

İnsafsız, imansız, ibansız, izansız, kanunsuz bir intikam çetesi!

Anayasa Mahkemesi yapılan başvuruları değerlendirip bu çeteye dur demez ve bu açık-bariz hukuk katliamı suçuna ortak olursa korona ile birlikte bu sistem de kaçınılmaz olarak tarihe gömülecek demektir.

suatbozkus@gmail.com

twitter.com/suatbozkus