
Kürt siyasetçilerin tutuklanmasının üzerinden 4 yıl 2 ay geçtiğini hatırlatan Aktar, 14 Nisan 2009 tarihinde gerçekleşen operasyon sonrasında operasyonların dalgalar şeklinde devam ederek ana dava olarak bilinen 'KCK ana davası'yla birleştirildiğini söyledi. Dosya hakkında bilgi veren Aktar, ilk dosyada 80, birleşen dosyada 17, toplam 97 tutuklu olduğunu kaydeden Aktar, 80 kişiden 45’nin örgüt üyeliğinden yargılandığını belirtti. "Ceza kanununa göre ceza miktarı, TMK’ye de bakarsak 7 buçuk yıl ve alt sınırdan verilmesi gereken ceza 6 yıl yıl 3 aydır. Bu ceza verildiğinde bunun infazı 4 buçuk yıldır. 4 buçuk yılı yattıktan sonra cezanın infazı tamamlanıp tahliye olmaları lazım” diyen Aktar, siyasetçilerin tutukluluk sürelerinin 4 yıl iki ayını tamamladığını, Eylül ayıyla beraber 4 buçuk yılın tamamlanmış olacağına dikkat çekti. Aktar, şöyle devam etti: “Böylelikle mahkeme aslında karar vermeden verilebilecek bir örgüt üyeliği cezasını infaz etmiş olacak. Bu şu demektir aslında, peşinen hüküm vererek, cezalandırmaktır. Yargılama yapmadan bir cezayı infaz etmektir.”
Bunun diğer bir anlamının, bundan sonra mahkeme heyeti değişse dahi gelecek heyetler üzerinde de bir cezalandırma baskısı uyandıracağını ifade eden Aktar, “Çünkü bu kadar süre tutuklu tuttuğunuz bir insanı bu saatten sonra beraat etseniz de bu durumu açıklayamazsınız. Bu tutuklama infaza dönmüş oldu” dedi.
Üst sınırdan ceza mı verilecek?
Mahkemenin peşinen cezalandırma yönünde kanaati olduğunu belirten Aktar, delilleri okumadan, savunmaları almadan, tutukluluk halleri ile bir cezalandırma niyetinin görüldüğünü söyledi. Aktar, mahkemenin uzun tutukluluktaki ısrarı hakkında ise “Bu da alt sınırdan bir ceza yapılandırmasına gitmeyecekleri anlamına geliyor. Bunu göstermeye çalışıyorlar. Yani biz yasanın öngördüğü cezanın alt sınırından değil, bundan uzaklaşarak daha fazla ceza verebiliriz düşüncesi hakim. Bunu çok açık bir şekilde söylememiş olsalar da biz bunu tecrübelerimizden, gördüğümüz davalardan çıkarabiliyoruz” diye konuştu.
Yargı siyasetin sınırlarını çiziyor!
Yargıyla iktidar arasında ilişkiye işaret eden Aktar, şunları belirtti: "Yargı, Kürt siyaseti açısından, siyaset yapmanın sınırlarını çizen bir organa dönüşmüş. Sadece siyasallaşması değil mesele. Egemen olanın hukukunu uygulayan, bunu gözeten, egemen olana sahip çıkan bir anlayışa sahip. Yargı, siyasal iktidarın belirlediği sınırlarla bir düzeni korumaya çalışıyor. Ve bu düzene muhalif olan herkesi cezalandırmaya çalışarak bu tutumu alıyor."
Meclis devreye girmeli
Barış süreciyle birlikte tahliyelerin gerçekleşmemesinin yargının tutumundan kaynaklandığını ifa eden Aktar, "Hükümet parlamentoya yasal tasarı, düzenleme sevk ederek, ifade ettikleri düşünceler ile siyaset yapanların, eylemlerinden kaynaklı suçlanamayacağını ve bundan dolayı yargılanmayacakları bir yasal düzenleme getirmelidir” dedi.
Yargı kararlarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı yeni sürece uygun bir ruh taşımadığına da vurgu yapan Aktar, şunun altını çizdi: “Kürtler özgürce siyaset yapamayacaklarsa, örgütlenemeyeceklerse o zaman çözümden değil bir teslim almaktan bahsetmek gerekiyor. Böylesi bir süreçte, ikili ilişkinin dengede durması, karşılıklı adımların birbirine denk olması gerekiyor. Burada atılan bir adım yok. Bu sadece kendini bu işin üzerinden ayrı bir iktidar odağı haline koymaktır. Bu böyle gitmez.”
AMED
Yargı barışa direniyor
'KCK Amed davası'nda tahliye olan 2 kişi arasında yer alan BDP PM Üyesi Ali Oruç, yargının barış sürecine direndiğini, özellikle Amed ve İstanbul yargısının tutuklulukta ısrar ettiğini söyledi.
14 Nisan 2009 yılında yapılan operasyonla tutuklanan BDP PM üyesi Ali Oruç, bu haftabaşında tahliye oldu. 'KCK davası'yla birlikte 3'üncü kez cezaevine konulduğunu ve toplam 28 yıl cezaevinde kaldığını belirten Oruç, "Özgürlük mücadelesi; halkımız, kimliğimiz ve insan olarak yaşamak için 28 yıl cezaevinde kaldım" dedi. Barış sürecinin en önemli ayaklarından birinin siyasi soykırım operasyonlarında tutuklanan rehineler olduğuna vurgu yapan Oruç, hükümet ve devlet yetkililerinin yapıcı ve çözüme uygun adımlar atması gerektiğini söyledi. Yargının sürecin ruhuna ve zihniyetine uygun bir tavır içerisine girmediğini belirten Oruç, "Aslında Türkiye'de var olan hukuk normlarını uygulamış olsalar şu anda KCK ana davasında kalan arkadaşların üçte ikisini bırakmaları gerekir. Çünkü cezalarını yatmışlar. Çoğu arkadaş, 4 yılı aşkın süredir cezaevinde ve çoğu üyelikten yargılanıyor. Bugünkü hukuk bile uygulanmıyor" dedi.
İstanbul ve Amed'deki mahkemelerin tutumunun aynı olduğunu ifade eden Oruç, "Bu ümit vermiyor ve barışa hizmet etmiyor" dedi. "Peki bu mahkemelerin tavrı nedir gerçekten? Bunu mahkeme başkanı mı yapıyor?" diye soran Oruç, şöyle devam etti: "Barış süreci varsa, bunu Başbakan'dan MİT'e kadar herkes istiyorsa, üç kişilik heyetten oluşan bir mahkeme heyeti mi istemiyor sadece? Sanmıyorum!" Mahkemelerin tavrını "genel politikalar" olarak değerlendiren Oruç, "Bu nedenle biz hukuken yargılanmıyoruz. Siyaseten tutuklandık ve siyaseten yargılanıyoruz" dedi.
Oruç, "Birçok arkadaşımızın bırakılması gerekilirken 2 kişi bırakıldık" diyerek, tahliyelerin kendilerini umutlandırmadığını ifade etti.
Avukatlar davasında 5. duruşma
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarına yönelik gerçekleştirilen biri gazeteci, 22'si avukat toplam 23'ü tutuklu 50 kişi hakkında açılan davanın 5. duruşması İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dün başladı.
Duruşmaya tutuklu avukatların 21'i katılırken, tutuksuz olarak yargılanan avukatlardan ise 7'si duruşmada hazır bulundu. Duruşmaya ayrıca Almanya Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği, Almanya Hukuk Derneği, Adil Yargılamayı İzleme Örgütü, İngiltere Barosu İnsan Hakları Komitesi, Toplum İçin Hukuk Uluslararası İnsan Hakları Örgütü üyesi 50'ye yakın avukat da izleyici olarak katıldı. Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, daha önce tanık olarak dinlenilmesi talep edilen ve avukatlar aleyhinde beyanlarda bulunan İrfan Dündar'ın Bursa Cumhuriyet Savcılığı'nda verdiği ifadeyi okudu ve hakkında duruşmada dinlenmesi için zorla getirme kararı çıkartıldığını, fakat bu aşamada henüz mahkemeye getirilemediğini söyledi.
Ardından tutuklu avukatların savunmasına geçildi. Duruşmada ilk olarak savunmasına Kürtçe'nin Kirmanckî lehçesinde başlayan tutuklu avukat Mehmet Ayata, "Savcı bana örgüt üyesi olduğumu söylüyor. Hangi deliller var. İddiaları doğru mu değil mi? Hepsine tek tek cevap vereceğim. Evimden 6 adet kitaba el konuldu. Bu kitapların hepsi müvekkilim Sayın Abdullah Öcalan'ın savunmalarıdır. Ben avukatım. Müvekkilimin kitaplarını okumam suç olabilir mi? Müvekkilimin savunmasını okumakla nasıl bir örgütsel talimat alabilirim" diye konuştu. Duruşmaya avukatların savunmasıyla devam edildi.