İngiltere, Hürmüz Boğazı’nda ABD tarafından oluşturulmak istenen koalisyona katılacağını duyurdu. Karar İngiltere açısından bir ara formül niteliği taşıdığı gibi, Trump’ın elini de güçlendirdiği yorumları yapılıyor.

İngiltere, İran’a karşı Hürmüz Körfezi’nde ABD’nin önerdiği deniz koalisyonunda yer alacak. İngiltere, İran tarafından daha önce bir tankerinin ele geçirilmesinin ardından, kendisinin öncülüğünde bir Avrupa misyonu oluşturmak istemişti ve bu konuda da girişimlerde bulunmuştu. Ancak, İngiltere’nin bu son kararıyla ara bir formülle birlikte ABD politikalarını benimsemiş görünüyor.

DW Türkçe’nin haberine göre İngiltere, Hürmüz Boğazı’nda güvenlik gerekçesiyle İran’a karşı ABD’nin önerdiği deniz koalisyonuna katılacağını açıkladı.

‘Güvence sağlayacak’

İngiltere’nin bu kararı, misilleme amacıyla bir İngiliz tankerine İran Devrim Muhafızları’nın el koyduğu, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki askeri varlığını arttırdığı ve İran’a karşı yaptırımlara hız verdiği bir döneme denk geliyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab “Bu konuşlandırma güvenliği artıracak ve teslimat için güvence sağlayacak” dedi. Bölgede seyrüsefer güvenliği için geniş çapta uluslararası destek sağlamak istediklerini söyleyen Raab, Birleşik Krallık’ın İran politikasında değişiklik olmadığını da belirtti. Raab’ın devamla kullandığı ifadeler ise bir yandan ABD’nin politikalarıyla örtüşme ama diğer yandan ise İran’dan gelebilecek bir tepkinin önüne geçme amaçlı ve daha çok da bir ara formül izlenimi veriyor.

Trump’ın elini güçlendiriyor

Raab’ın ifadeleri devamla şöyle: “İran’la ve uluslararası ortaklarımızla gerginliği dindirmek, nükleer anlaşmayı korumak konusunda taahhüdümüz sürüyor.”

Ancak İngiltere’nin ABD’nin uluslararası deniz koalisyonu kurma planına destek vermesinin, İran’a karşı “en üst seviyede baskı” politikası izleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın elini güçlendireceği yorumu yapılıyor.

İngiltere, Almanya ve Fransa gibi 2015’te P5+1 ülkelerinin (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere+Almanya) İran ile Viyana’da yaptıkları Nükleer Anlaşma’nın sürmesini istiyordu. Ancak Kraliyet Donanması’nın, 4 Temmuz’da Cebelitarık’ta üzerinde Avrupa Birliği’nin (AB) yaptırımları olan Suriye’ye petrol götüren ‘Grace 1’ adlı bir İran tankerine el koyması ve buna karşı misilleme olarak 19 Temmuz’da İran Devrim Muhafızlarları’nın Hürmüz Körfezi’nde ‘Stena Impero’ adlı İngiliz tankerini ele geçirmesi, İngiltere-İran gerilimini yükselmişti. İngiltere bu olanlardan sonra ABD çizgisine daha da yakınlaşmıştı.

Almanya katılmayacağını açıklıyor

Öte yandan Başbakan Angela Merkel öncülüğündeki Federal Alman Hükümeti, ABD’nin Basra Körfezi’nde oluşturmak istediği askeri misyona katılmayacağını daha önce duyurmuştu. Geçen hafta sonunda Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Polonya’nın başkenti Varşova’da Nazi rejimine karşı direnişin 75.yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada ABD’nin önerdiği misyonda Almanya’nın yer almayacağını söylemişti.

Maas önceki gün ise Avrupa Birliği’nin bölgede gözlemci misyonu başlatmasından yana olduklarını ancak bunun hayata geçirilmesinin biraz zaman alacağını ifade etmişti.

Yine önceki gün de Federal Almanya Koalisyon Hükümeti Sözcüsü Almanya Başbakanı Angela Merkel ile hükümetin tamamının, Hürmüz Boğazı’nda ABD öncülüğünde oluşturulacak uluslararası askeri koalisyonda yer almayı düşünmediğini açıkladı.

Sözcü, “Şansölye, şu anki mevcut durum ve mevcut şartlar altında ABD öncülüğündeki görev gücüne katılmayı düşünmüyor. Alman hükümetindeki herkes bu konuda hemfikir” ifadelerini kullanmıştı.

Gerginlik artıyor

ABD ve İran arasında askeri tansiyon Haziran ayında ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir insansız hava aracının (İHA), İran tarafından düşürülmesinin ardından yükselmişti.  ABD Başkanı Trump, olay sonrası yaptığı açıklamada, İran’a saldırı hazırlığı içine girdiklerini ancak operasyondan son anda vazgeçtiğini duyurmuştu. ABD ile İran arasında gerginliği artıran bir diğer nokta da petrol tankerlerine yönelik Mayıs ve Haziran aylarında Umman Körfezi’nde düzenlenen saldırılar oldu. Saldırıların ardından ABD, bölgeye 2 bin 500 asker gönderme kararı almıştı.

ABD ve İran arasındaki gerginliğin temelinde Trump’ın Tahran’la 2015 yılında varılan Nükleer Anlaşma’dan Washington’ı tek taraflı olarak çekmesi yatıyor. ABD’nin eski Başkanı Barack Obama döneminde varılan anlaşmayı yetersiz gören Trump, 2018’in Mayıs ayında 2015’teki anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, Tahran’a yönelik ABD’nin ticari, diplomatik ve askeri yaptırımlarını da tekrar devreye sokmuştu.

 

HABER MERKEZİ

 
 

Hürmüz Boğazı’nın coğrafi konumu

   

Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ile Basra Körfezi’ni birbirine bağlayan boğazdır. Boğazın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları bulunuyor. Genişliği 38.90 kilometre civarında. Ortadoğu petrollerinin yüzde 40’ını (ABD, Batı Avrupa ve Çin’e gönderilen petrolün yaklaşık yarısı) bu boğazdan transit geçen gemiler taşıyor.  Hürmüz Boğazı enerji taşımacılığı açısından adeta alternatifsizdir. Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar ihraç ettikleri petrolü Hürmüz’den uluslararası pazarlara ulaştırıyor. Dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının yüzde 66’sı da Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.

ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinden dolayı zaten daha önce de belli bir düzeyde olan güvenlik sorunu daha da artmış durumda. İran ve ABD’nin Basra Körfezi’ndeki askeri varlıklarını arttırması, iki tarafın İnsansız Hava Taşıtları ile (İHA) ile yaptığı keşiflerde bir sıcak çatışma olasılığının artması, tankerlere dönük saldırı, taciz ve el koymalar bu önemli enerji hattının güvenlik sorununu gündeme getiriyor.

Karasuları sorunu

ABD’nin İran’a karşı Körfez ülkeleriyle yaptığı savunma anlaşmaları çerçevesinde bazı askeri üsleri de bulunuyor.  Hürmüz Boğazı’ndaki bir diğer sorun ise karasuları meselesidir. İran ve Umman’ın karasularını 3 mil olarak uyguladığı zamanlarda, 21 mil genişliğindeki boğazdan geçişte herhangi bir sorun bulunmuyordu.

Boğazın orta kısmında geniş bir uluslararası suyolu bulunuyordu. Fakat İran’ın 1959, Umman’ın 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarmaları geçişlerde sorun oluşturdu. Bu durumda boğazda uluslararası su alanı kalmamış, tüm sular İran ve Umman’ın karasuları haline gelmiş oldu.  Karasularını bir koz olarak kullananan İran, ABD veya batının kendisini askeri olarak tehdit etmesi ve saldırısı durumunda Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünyayı bir petrol kriziyle karşı karşıya getirme tehdidinde bulunuyor.