İngiltere Gündemi


İngiltere’de 2007’deki ekonomik krizin ana sebeplerin biri olan mortgage (ev kredisi) krizi halen etkisini göstermeye devam ediyor ve çalışan kesimlerin ev sahibi olması giderek zorlaşıyor. Hatırlarsanız 2007’de ismi konulan ekonomik krizin (credit crunch) başlangıç sebeplerinden biri, faiz oranlarının aniden artmasına paralel olarak artan aylık mortgage ödemelerini karşılayamaz hale gelen birçok ailenin iflas durumuna düşerek evlerini elinden kaybetmesiydi. Bu durum bankaların elindeki likiditeyi azalttığın için bankaları da zor duruma sokarak birçoğunu iflasın eşiğine getirmişti.
Aradan geçen 5 sene içerisinde durumun daha iyiye gittiğini söylemek oldukça zor. İnşaat sektörüne yapılan devlet desteğinin son hükümet döneminde bütçe kesintileri yüzünden oldukça azaltılması ve inşaat sektörünün durma noktasına gelmesi, bankaların mortgage almak isteyenlerden talep ettiği depozito yüzdesini en az yüzde 20’ler seviyesine yükseltmesi gibi sebepler, alt ve orta sınıftan insanların ev sahibi olmasını giderek daha da imkansızlaştırıyor. Örneğin, 2001 senesinde ortalama ev fiyatı £121,769 (Sterlin) iken yıllık ortalama maaş ise £16,557 idi. 2011 yılında geldiğimizde ortalama ev fiyatı is yüzde 94 artarak £236,518 olurken yıllık maaşlar sadece yüzde 29 artarak £21,330 oldu. Yani 10 sene öncesinde çalışan bir insanın ev alması için gereken depozito miktarı 9 aylık maaşı kadarken, şuan aynı depozitoyu biriktirmek için en az 3 sene çalışması gerekiyor. Sonuç olarak halkın ev sahibi olma yüzdesi yüzde 66’lara kadar düşmüş durumda, ki bu oran 1989’lardaki seviyeyle aynı.
En sahibi olmayı kutsayan bir kültürleri olduğu için Britanya’da ev kiralamak Avrupa’nın geri kalanıyla aynı anlama gelmiyor. Avrupa’nın birçok yerinde, örneğin Almanya’da, ev kiralıyor olmak son derece normal bir durumken, ‘Bir İngiliz’in evi aynı zamanda onun kalesidir’ gibi bir atasözüne sahip Britanyalılar için kiralık bir evde oturuyor olmak ancak ev satın almayı başaramamış insanların yapabileceği bir şey olarak kabul ediliyor. Buna rağmen krizden dolayı ev sahibi olmak o kadar zorlaştı ki çaresiz kalıp evini kaybeden yada çalıştığı halde mortgage almayı başaramayan insanlar kiralık evlere yöneldiler. Fakat bu da kiralık evlerin kira bedellerini tarihin en yüksek miktarına, ortalama olarak ayda £725 (900 Euro) seviyesine kadar yükseltti.
Diğer önemli bir nokta ise ev sahipliğinin karlı bir yatırım aracı olarak görülmesidir. Artan kira bedelleri ve düşen faiz oranları, bankada parası olan insanları birçok ev sahibi alarak bunları kiraya vermek suretiyle evleri cazip bir yatırım aracı haline getirmiştir. İsveç gibi daha sosyalist eğilimli ülkeler, bu durumu önceden sezdikleri için ve evlerin yatırımdan çok ihtiyaç nesnesi olarak görülmesini sağlamak amacıyla birden çok ev sahibi olmayı zorlaştıran yasalar çıkarmışlardır. İngiltere’de ise buna dönük bir çalışma yapılmamış, ayrıca kirada yaşayan insanların yasal haklarını iyileştirmeye dönük adımlar bile henüz atılmamış durumda. Hükümetin krizle savaşmak için aldığı mali önlemler arasında kiracılar için bir düzenleme yer almıyor, alacak gibi de görünmüyor.
Barınma sorunu tarihsel olarak kapitalist sistemin kitleleri kontrol altında tutmak için en önemli araçlarından biri olmuştur. Ev sahibi olmak için ömür boyu çalışmaya hazır hale getirilen insanların, bağlı oldukları sisteme karşı durmaları daha da zor oluyor. Evi olmayan kişi, ev alabilmek için hayatının büyük bir çoğunluğunu çalışarak geçirip iş rekabeti içerisine girmek zorunda kalıyor. Elbette ki rekabet her daim adil işlemiyor. Bu açıdan düşünüldüğünde mevcut serbest piyasa sistemi bu sorunsalı tam olarak çözme noktasında neden isteksiz davrandığını da kavramak zor değil sanıyorum.
Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri, bugünkü gelişmelerini özel mülkiyete dayanan Kapitalist ekonomi düzeni içinde gerçekleştirdiklerini iddia ederlerken, çöküşlerine sebep olacak ekonomik krizinin de aslında gelişmelerine sebep olan kapitalist sistemden kaynaklandığını bir gün kabul edecekler mi acaba?