İngiltere Gündemi


2013’ün sonuna yaklaştığımız şu günlerde İngiltere’de medya ve devlet ortaklığıyla halkın özellikle AB ve göçmenlik konularında ajite edilmesi taktiği tam gaz devam ediyor. Özellikle sağcı medyanın çabalarıyla yürütülen bu korkutma kampanyası, Başbakanın da soğukkanlı ve realist bir tavır sergile(ye)memesi sayesinde hızla alevlenerek ülkenin en önemli sorunuymuş gibi kabul edilmeye başlandı bir süredir. Popülist medya terminolojisiyle biraz dalgamızı geçmek istersek şöyle ifade edebiliriz durumu: sokaktaki vatandaşa mikrofonu uzattığımızda her iki vatandaştan birisi ülkenin sınır kapılarında uzun kuyruklar olduğunu, dünyanın her yerinden insanların tüm işlerini güçlerini bırakıp bu muhteşem krallığa girmek için her türlü imkanı seferber ettiğini düşünüyor.
Göçmen düşmanlığı öyle bir boyuta ulaştı ki artık Zenofobi (yabancılardan korkma hastalığı) mevcut durumu tanımlamak isteyen bilim insanlarınca sıklıkla kullanılan bir kelime oldu. Göçmen derken öyle klasik tanımıyla Afrika’dan ya da Hindistan’dan gelen insanlardan da bahsetmiyoruz üstelik. Haşa, onlar zaten artık hiç girememeli cennet yurdumuza, bunu tartışma konusu yapmak bile abesle iştigal. Şu an ki derdimiz yanı başımızdaki düşmanlarımız, yani Avrupa Birliği pasaportuyla elini kolunu sallayarak bu ülkeye gelen, işlerimizi ve hatta sosyal yardımlarımızı elimizden alıp okullarımızı çocuklarıyla doldurup sağlık sistemimizi işlevsiz hale getiren sözde dostlarımızı kast ediyoruz.
Basiretsiz hükümet üyeleri medyanın söylentilerle dolu korku hikayelerine karşı gerçekleri somut verilerle ortaya koyarak doğru düzgün bir tartışma oluşturmaktansa yangın söndürmeye çalışan itfaiyeci tavırlarıyla etrafta acemice koşuşturarak kendilerince bir şeyler yaptıklarını gösterme derdindeler. Geçtiğimiz haftalarda David Cameron AB yetkililerini ziyaret ederek Romanya ve Bulgaristan gibi yeni katılan ülkelere ve hatta ortalama gelir düzeyi İngiltere’den düşük olan ülkelerin vatandaşlarının ülkeye gelmelerinin engellenmesinin yasal yolu var mı onu soruşturdu. Aldığı cevap sert bir hayır olsa bile yine de döner dönmez ayağının tozuyla yeni bir yasa çıkararak 2014 Ocak ayı itibariyle serbest çalışma dahil tüm üyelik haklarını kazanacak olan Romanya ve Bulgaristan vatandaşlarının İngiltere’de öğrenci kredilerine başvurma hakkını geçici olarak engelledi. Dağ fare doğurdu mu desek daha doğru bir tanım olur, yoksa attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmedi mi daha duruma uygun bir tanımlama olur bunu sizin takdirinize bırakayım. Şimdi de yeni bir tasarı çalışmalarına başlayarak İngiltere de ikamet etmek isteyen AB vatandaşlarının sosyal yardımlara erişimini zorlaştıracak yeni tedbirler tasarlamakla meşguller.
İşin en sinsi tarafı ise tüm bu tartışmalarda eksik olan ya da gizlenen en önemli şeyin bilimsel gerçekler olması. Öyle ki Romanya ve Bulgaristan vatandaşlarının zaten halihazırda serbest dolaşım hakkı olduğunu ve hatta İngiltere de çalışabilmek için bir vizeye ihtiyaçları olmadığını, bir iş bulmalarının yeterli olduğunu birçok Britanyalı bilmiyor bile. Diğer bir taraftan 2014 yılı itibariyle bu iki ülke vatandaşlarından yaklaşık ne kadarının buraya gelerek iş arayacağını bile çeşitli istatistiksel projeksiyonlarla tahmin etmek mümkün iken bu tip araştırmaların hasır altı edilmesi de dikkate değer bir çaba. Daha da absürdü gündemde hiç böyle bir konu yokken ve hatta ciddi bir bilimsel veri bile olmadan sanki bu iki ülkeden önemli sayıda öğrencinin sırf eğitim ücretlerine yetebilecek miktarda kredi almak için akın akın İngiltere’ye geleceğini iddia etmek neredeyse komedi boyutlarında bir basiretsizliğe işaret olsa gerek.
Birazda bu tip politikaların sonucu olarak İngiltere halkları artık AB’ye oldukça şüpheli yaklaşıyor. Muhafazakar Parti, 2015 de yapılacak genel seçimlerden tek parti iktidarıyla çıkmaları durumunda 2017 de AB üyeliğini referanduma götürme sözünü çoktan seçim manifestolarına eklemişti bile. Yani tüm AB karşıtı oylara talip oldukları çok belli. Bakalım halk ne diyecek.