İnkarın inkarını yazmamın en önemli nedeni, 15-16 Haziran’da Amed’de ve daha sonra bilinmeyen bir tarihte Hewlêr’de yapılacak olan Konferanslar ve yeni sürece uygun çalışmalar yürütürken, sürecin olmazsa olmazı olarak, inkarın inkarını hep bilinçte tutmak zorunludur. Yeniden yapılanmanın zorunlu olduğu bu süreçte, “inkarın inkarı“ sürecin mottosu olmalı.
İnkarın inkarını reddetmek, bilince çıkarmak, her davranışmızı analiz etmek çok kolay olmayacak. Ancak bunu başarabilirsek, yeni ve umut vaadeden bir toplum olacağız, çocuklarımıza güzel bir yaşam bırakmanın garantisini sağlayabileceğiz… Bu konuyu mümkün olduğu kadar yazmaya çalışacağım ve sanıyorum bir kaç köşe yazısını da kapsayacak.
İnkarın inkarı’ndan kastım, biz toplum olarak inkar edildik ve bu inkarı kısmen ya da bütünlüğü içersinde içselleştirdik. İçselleştirdiğimiz inkarın davranışa yansıması kaçınılmazdır. İçselleştirdiğimiz inkar nedir?.. Bu çok geniş bir alanı kapsıyor. Kısaca bize ait olanın, bizden olanın, bizim gibi olanın reddedilmesi, değersiz sayılması, önemsenmemesidir. İnkarın bize benzeyeni, bizim tarafımızdan devamıdır. İnkar edilmişsin, sana benzeyen de inkarı devam ettiriyorsun. Yanlış anlaşılmasın. İnkarı inkar etmiyorsun, tam tersine inkarı devam ettiriyorsun. Sana ait olana yansıtıyorsun. Bu da Türkçe dilinin aziziliği, Türkçe izah etmeye çalışınca ters bir anlam çıkıyor. Herhalde tam Türkçe karşılığı söyle olmalıydı. İnkarın inkarını, inkar etmek.
Çok acı da olsa bir örnek, bu yazıyı bir Kürt olarak Türkçe yazıyor olmam, onyıllardır yok denilen, varlığı kabul edilmeyen, kart-kurt dili denen olayı içselleştirmektir. İnkarın inkarı aynı zamanda bir yüzleşmedir. İnkarın inkarına verilecek en iyi örnek, kendimden başlarsam budur. Demagoji yapabilirim, birçok neden sıralayabilirim, hatta bilimsel olarak karşı çıkılamayacak bir neden de sunabilirim, “pazar dili değil onun için öğrenmedim Kürtçe yazmayı” da diyebilirim vs. Bireyin kendisi ile yüzleşmesi, toplumların yüzleşmesinden daha zordur.
İnkar edilen Kürt kimliğini bilinçlice red edip ona karşı mücadele etmek, direnmek, hatta direnişte ölmek, bu inkarı içselleştirmediğimiz anlamına gelmez. Yine kendimden örnek verirsem, Ülkemi terketmeme neden olan, TC mahkemeleri tarafından verilen hapis cezasının nedeni “ana dille eğitim”i savunduğum içindi. Otuz yıl önce verdiğim bu mücadele inkarı içselleştirmediğimin kanıtı değildir. Ancak bu çabalar içselleştirilen inkara vurulmuş büyük bir darbedir. Bilince çıkarılması da zamana yayılmış, ağır sancılı ve bedeli büyük bir süreci kapsar. Bilinçlice yapılması gerekir, sürekli bilince çıkarılması ve sürekli yüzleşme ile rehabilite edilir.
PKK’nin kuruluşu, ilk kurşun, direniş, gerilla hareketi daha birçok şey de inkarın içselleştirilmesine vurulmuş darbelerdir. Ancak bütün bunlar onlarında inkarı içselleştirmediği anlamına gelmiyor. Birçok örnekler verebilirim. Ancak bu örnekler hoş değil ve incitici de olabilir kaygısı taşıyorum. Yazımın ilerleyen bölümlerinde bu konuda daha meşru, daha kabul gören örnekler sunabilirim.
İstisnai durumlar hariç eğer toplumu oluşturan bireylerin çoğunluğu aynı davranış biçimini gösteriyorsa, toplumsal davranışımızda da bir ortaklıktan, bir aynılıktan bahsedebiliriz. İnkarın inkarının toplumsal sonuçları düşündüğümüzden daha vahimdir. Oldukça patalojiktir. Bugün Kürtlerin ulusal birliğinin önündeki en büyük engel olduğunu söylemek çok büyük bir iddiadır. Bunun bilincindeyim. Ancak iddia edecek kadar veriler mevcut. Herşeye rağmen bu bir teori. Bu teorinin doğruluğunu kanıtlayabilecek örnekler ile açıklamaya devam edeceğim.
Asırlardır Ortadoğu coğrafyasında reddedilmiş, toplum olarak yok sayılmış bir ulusun fertleriyiz. Yok sayılma ve reddedilmenin yanında sürekli şidette maruz kalmış, sevdiği ve saydığı toplumsal figürler, aşağılanarak gözleri önünde yok edilmiş ve buna bütün dünya sessiz kalmış yanı onaylamış.
Kısacası burda kişiliğimiz üzerinde etkili olan üç fenomen var.
Bir: inkar edilmek.
İki: şidette maruz kalmak.
Üç: sahip çıkılmamak. Güvensiz bir ortam. İstikrarsızlık.
Bir çocuğun sağlıklı yetişmesindeki üç temel koşul, Sevgi ve Güvenin varlığı bunun yanında Sevgi ve Güvenin istikrarlı bir biçimde sürdürülmesidir. Kısacası Sevgi, Güven ve İstikrar. Eğer yetişkin yaşında ruhsal bir sorununuz var ise, çocukluğunuza dönüp baktığınızda bu üçünden en az biri eksiktir. Bireylerde durum böyle iken toplumlar da çok farklı değildir. Aynı teori toplumlara uygulanırsa en bariz örneğini Kürt toplumunda görmek mümkündür. Kendimizden başlayarak üç nesil geriye sayarsak, ortalama her nesile elli yıl yaşam süresi biçersek Kürt toplumun son 150 yılını inceleyip nasıl bireyler olduğumuzu aşağı yukarı tahmin edebiliriz. İnkarı ne kadar içselleştirdiğimizi, bunu ne kadar yansıttığımızı, toplumsal sonuçlarını ve verdiği zararları ile yüzleşmek kolay değil. Ancak yüzleşmeden de özgür bir toplum yaratmak oldukça zor.
Devamı haftaya.
İnkarın inkarı ile yüzleşme -I-
Bu hafta söz verdiğim için “inkarın inkarı”nı yazacağım. Oysa Gezi Parkı direnişi diye adlandırılan Taksim meydanındaki protestocuların ürettiği mizahlardan çok güzel bir yazı çıkardı. Mizahı gündelik yaşamdan eksik etmemek lazım. Bana göre mizah kısaca tanımlarsam, içsel kızgınlıkların, içsel agresyonun sublime edilmiş halidir. Vurup, kırmak yerine ya da ağlayıp, sızlamak yerine mizah yapınız. Hem kendiniz hem de çevrenizi korumuş olursunuz. Bana göre geçtiğimiz haftanın hoş olan mizahlarından biri Sabahat Tuncel’in yaptığı konuşmadaydı: “ey çapulcular ve teröristler birleşin!”