- Son dönemde insan ömrünün biyolojik sınırı konusunda yapılan araştırmalarda şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. Kimi araştırmacılar biyolojik sınır olarak 115’i gösterirken kimi araştırmalar ise insan ömrünün 194 yıla kadar çıkabileceğini belirtiyor.
DOĞAN BARIŞ ABBASOĞLU
İnsan ne kadar yaşayabilir? İnsan ömrünün biyolojik sınırı ne? Ve bu biyolojik sınırı oluşturan etkenler neler?
Yaşlanmanın biyolojisini inceleyen biyogerontoloji alanındaki son araştırmalar bu soruya 115 yıldan 194 yıla kadar değişen yanıtlar veriyor. Aradaki olağanüstü fark ise yalnızca yaşlanmanın ne kadar karmaşık olduğunu değil, bilim insanlarının kullandığı tarihsel verilerdeki sorunları da gözler önüne seriyor.
Tartışmanın merkezinde hala 1997 yılında Fransa’da yaşamını yitiren Jeanne Calment bulunuyor. 1875 yılında doğduğu kabul edilen Fransız Jeanne Calment, 122 yıl 164 günlük yaşamıyla doğrulanmış insan ömrü rekorunun sahibi olarak kabul ediliyor.
Calment’in ardından en uzun yaşayan doğrulanmış kişi ise Japon Kane Tanaka oldu. Tanaka, 119 yıl 107 gün yaşadı.
Ancak Calment’in rekoru yıllardır bilimsel bir tartışmanın konusu. Bazı araştırmacılar, 1934 yılında Jeanne Calment’in gerçekte öldüğünü ve kızı Yvonne’un vergi veya mirasla ilgili nedenlerle annesinin kimliğini üstlendiğini iddia ediyor. Bu iddia kesin olarak kanıtlanmış değil ve Calment’in 122 yıllık rekoru resmi olarak geçerliliğini koruyor.
Bununla birlikte Calment’in ardından hiç kimsenin 120 yaşına ulaşamamış olması, insan ömrünün sınırı hakkındaki tartışmaları daha da önemli hale getiriyor.
İlk tahminler 115-125 yıl
İnsan ömrünün sınırını belirlemek için kullanılan yöntemlerden biri, yaşı doğrulanmış 110 yaş üzerindeki insanların, yani “süper asırlıkların” demografik verilerinin incelenmesi. Bu veriler üzerinden yapılan bazı araştırmalar insan yaşamının doğal sınırının yaklaşık 115 yıl civarında olduğunu hesapladı. Ancak aynı istatistiksel modeller, çok istisnai koşullarda bir insanın 125 yaşına ulaşmasını tamamen olanaksız görmüyor. Başka çalışmalar ise Calment’in 122 yıllık rekorunun gelecekte kırılabileceği sonucuna ulaşıyor.
Ancak istatistiksel araştırmaları bir tarafa bırakıp, biyolojiye döndüğümüz zaman araştırmalar çok farklı sonuçları işaret ediyor. Araştırmacılar insan ömrünü yalnızca nüfus kayıtlarından değil, yaşlanan organizmanın biyolojik dayanıklılığından hareketle de hesaplamaya çalışıyor.
Bu yöntemlerden birinde 85 yaş ve üzerindeki insanların kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin sayısındaki kısa dönemli değişimler incelendi. Araştırmacılar bu değişimleri, organizmanın yaşa bağlı hastalıklardan sonra eski dengesine dönebilme kapasitesini gösteren bir “dayanıklılık” ölçüsüne dönüştürdü. Model, yaş ilerledikçe vücudun bu toparlanma kapasitesinin giderek azaldığını gösterdi.
Araştırmaya göre çoğu insanda kritik eşik yaklaşık 120 yaş civarında ortaya çıkıyor. En dayanıklı organizmalarda dahi biyolojik sistemin toparlanma yeteneğinin tamamen ortadan kalkacağı teorik üst sınır ise yaklaşık 150 yıl olarak hesaplandı.
Teorik olarak 194 yıl mümkün
Yeni bir çalışma ise bu hesabı çok daha yukarı çekti. Moskova’daki Skolkovo Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ile Yapay Zeka Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacılar farklı bir sorudan hareket etti: Yaşlanmaya neden olan ve teorik olarak tedavi edilebilecek bütün süreçleri ortadan kaldırabilseydik ne olurdu?
Araştırmacılar bunun için bir düşünce deneyi ve matematiksel model geliştirdi. Senaryoya göre gelecekte tıbbın yaşlanmaya katkıda bulunan tedavi edilebilir nedenleri ortadan kaldırabildiği varsayılıyor. Geriye kaçınılmaz biçimde biriken hücresel DNA hasarı kalıyor.
Araştırmaya göre bu koşullarda insan yaşamının teorik üst sınırı yaklaşık 194 yıl olabilir.
Ancak bu rakam günümüzde bir insanın 194 yıl yaşayabileceği anlamına gelmiyor. Hesaplama, henüz gerçekleşmemiş tıbbi müdahalelerin başarılı olduğunu varsayan teorik bir senaryoya dayanıyor. Dahası, bilim insanları yaşlanmaya yol açan bütün biyolojik mekanizmaları henüz bilmiyor.
Tıp ömrün sınırını değiştirebilir mi?
Brighton Üniversitesi’nden biyogerontolog Richard Faragher’in dikkat çektiği üzere, 1920’lerde bazı bilim insanları bir insanın 105 yaşından fazla yaşayamayacağını düşünüyordu. Sonraki yüz yılda antibiyotiklerden aşılara, kalp-damar tedavilerinden kanser tedavilerine kadar birçok gelişme insanların yaşam beklentisini yükseltti. Temiz suya erişim, kanalizasyon sistemleri ve daha iyi beslenme de buna eklendi.
Dolayısıyla bugünkü biyolojik sınırın gelecekteki tıbbi imkanlar altında aynı kalacağı kesin değil.
110 yaşını aşanların bağışıklık sistemleri
Japonya’daki Osaka Üniversitesi’nden Kousuke Hashimoto ve ekibi 70-99 yaş arasında sekiz, 100-109 yaş arasında 10 ve 110 yaş ve üzerinde 10 kişiyi inceleyerek bağışıklık sistemlerini karşılaştırdı. Çalışmanın merkezinde CD4 sitotoksik T lenfositleri (CD4 CTL) adı verilen özel bağışıklık hücreleri bulunuyor. Bu hücreler kanserli veya virüs bulaşmış hücreler gibi vücut için tehdit oluşturan hücreleri tanıyıp öldürebiliyor.
Yaş arttıkça özel T hücreleri de artıyor
CD4 CTL hücrelerinin toplam T hücreleri içindeki oranı 70-99 yaş grubunda yaklaşık yüzde 4 düzeyindeyken, 100-109 yaş grubunda yaklaşık yüzde 10’a çıktı. 110 yaş ve üzerindeki insanlarda ise oran yüzde 17’nin üzerine yükseldi.
Daha da önemlisi, bu hücrelerde uzun süreli bağışıklık mücadelesinden sonra ortaya çıkabilen ve hücrelerin kanserli ya da virüs bulaşmış hücreleri öldürme kapasitesini azaltan “T hücresi tükenmesi” belirtileri görülmedi.
Araştırmacılar bunun, aşırı ileri yaşlarda kansere karşı bağışıklık gözetiminin devam etmesine katkı sağlayabileceğini düşünüyor.
Hashimoto’ya göre bulgu, insan bağışıklık sisteminin bir asrı aşkın yaşamın ardından bile yeni koşullara uyum sağlama kapasitesini koruyabileceğine işaret ediyor.
Bağışıklık sistemi uyum sağlıyor olabilir
Yaşlandıkça kanserli hücrelerin ortaya çıkması ve daha önce vücuda girmiş bazı virüslerin yeniden aktif hale gelmesi gibi tehditler artıyor. Genellikle bağışıklık sisteminin yaşla birlikte yalnızca zayıfladığı düşünülüyor. Yeni çalışma ise 110 yaşını aşan bazı insanlarda farklı bir mekanizmanın çalışabileceğini gösteriyor.
Araştırmacıların hipotezine göre CD4 CTL hücreleri artan tehditlere yanıt olarak çoğalıyor ve organizmanın savunmasını ileri yaşlarda da sürdürüyor. Eğer bu hücrelerin neden bazı insanlarda olağanüstü derecede arttığı ve hangi hedeflere saldırdığı anlaşılabilirse, gelecekte aynı yararlı bağışıklık yanıtını başka insanlarda oluşturmak mümkün olabilir.
Ancak çalışma yalnızca 28 kişiyi kapsadığı için sonuçların daha büyük gruplarda doğrulanması gerekiyor.
117 yaşında Covid’i belirtisiz geçirdi
Bu bulgular, 2024 yılında 117 yıl 168 günlükken hayatını kaybeden María Branyas Morera üzerinde yapılan araştırmalarla da örtüşüyor.
Barcelona’daki Sant Pau Araştırma Enstitüsü’nden Manel Esteller ve ekibi, dünyanın en yaşlı kadını unvanını taşıyan Branyas’ın biyolojik özelliklerini ayrıntılı biçimde incelemişti. Esteller’e göre Branyas yaşamı boyunca çok sayıda enfeksiyon geçirmesine rağmen bunlara karşı olağanüstü bir savunma gösterebildi. Branyas ileri yaşında COVID-19’a da yakalandı ancak enfeksiyonu belirtisiz geçirdi.
Esteller, 110 yaş üzerindeki kişilerde tehditlere ve muhtemelen kanser hücrelerine saldıran bağışıklık hücrelerinin zenginleştiğini gösteren yeni bulguların bu gözlemlerle uyumlu olduğunu belirtiyor.
Süper asırlık insanların bağışıklık sistemindeki özel T hücrelerinin sırrı çözülebilirse, bunun sonucu insanları 200 yıl yaşatmaktan önce çok daha gerçekçi bir hedefe hizmet edebilir: İnsan ömrünün daha büyük bölümünü hastalıklardan uzak ve sağlıklı geçirmek.