‘’Kötü bir döneme girdiğinde ve her şey sana karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi geldiğinde bile, sakın pes etme. Çünkü işte orası gidişatın değişeceği yer ve zamandır” der Mevlana.

  Barış umutları ne zaman filizlense birileri hemen tırpanlıyor. Ne zaman barışa bir yol açılsa vites küçültülüyor, süreç sabote ediliyor.
Başlatılan diyalogun bu tür sabotajlara rağmen devam ettirilmesi için barış yanlısı tüm kesimlerin azami çaba göstermesi gerekiyor.
Barışın gerçekleşebilmesi için köklü bir değişime ihtiyaç var. Değişimin gerçeklik kazanması için de paradigmanın değişmesi gerekecektir. Paradigma değiştirmek elbette kolay değildir. Çünkü değişiminin ima ettiği zihinsel sıçrama, daha önce sahip olunan kimi ezberleri bozma cesaretini gerektirir.
Paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurgulayan Einstein; ‘’Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz” der.
Geçmişin değerleri ve metotlar yetersiz kaldığında, yeni değerler yaratmak, hayatın tıkandığı noktalarda yeni yöntemler geliştirmek gerekir.
   Yeni tanımlar, anlamlar, yeni roller ve hamleler zamanıdır. Mevlana’nın dediği gibi; ‘’...Dünle beraber gitti cancağızım / Ne kadar söz varsa düne ait / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’’
Farklı düşünebilmek, önyargılardan ve şablonlardan kurtulabilmeyle eşanlamlıdır. Böyle bir duruşta çıkar veya korkulara bağlı olarak olan-biteni çarpıtmamak vazgeçilmez koşuldur. Bu ancak zihin haritasının koordinatlarını değiştirmekle mümkündür.
‘’Peşinden gidebilecek kadar cesaretiniz varsa, bütün rüyalarınız gerçek olabilir’’ diyen W. Disney’in sözünü, hayal sahnesinde var ettiğiniz, yaşamlarınızın her bir döngüsüne kazıdığınızda, rüyalarınızı gerçeğe dönüştürmek için önemli bir adım atmış olduğunuzu fark edeceğiz.
***
Türkiye’de devlet, politikacılar, medya; kimi etnik yapılara, azınlık ve muhalliflere karşı hep bir hamaset ve nefret söylemi kullanageldi. Vatanseverlikle, savaş severliği birbirine karıştıran savaş tacirleri ortalığı velveleye vererek düşmanlık tohumları ektiler. Yıllarca paranoyalarla, önyargılarla beslendi bu halk. Herkesin ona düşman olduğu, onu yok etmeye çalıştığı ezberletildi.
‘’Bölücüler, hainler, teröristler vb. söz ve deyimler kullanmadan siyasi bir argüman oluşturmak ya da bir haber yapmak bu ülkede neredeyse mümkün olmadı. Dürüst ve vicdanlı bir dil kullanmak yerine çıkarcı ve saldırgan bir dille konuşmak daha kolay geldi onlara...
Oslo sürecinde, devlet-örgüt görüşmelerinin kısmi ses kayıtlarında tarafların birbirine karşı son derece nezaketli ve uyumlu bir dil kullanmaları; kamuoyu önünde açık politika yapan siyasi parti temsilcilerine -özellikle iktidar kesimine- örnek oluşturmalı. Konuşmalardaki saygılı, anlamaya yatkın, anlaşma isteği taşıyan uzlaşmacı bu uslup ve dilin, siyasette, medyada ve tartışmalarda da kullanılması savaşı kışkırtan söylemleri de geriletecektir.
Savaşın dili kolaydır, barışın dili, özveri ister. Beyin ister, yürek ister, ciddiyet, birikim, kararlılık ve iyi niyet ister.
Anlaşmaya istekli olan için dil büyük bir imkan, kolaylıktır. ‘’Güzel sözler güzel yankılar meydana getirir’’ diyor S.Walton... Başta medya olmak üzere tüm sorumlular, çatışmaları meşrulaştıran ve olağanlaştıran nefret söylemini terk etmeli, barış dilini, ahlakını ve değerlerini oluşturmada sorumluluk üstlenmelidir. Yoksa bu lanetli mevsimden kurtulamayız.
***
Montaigne’nin de dediği gibi: ‘’Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür; ona iyiliği de, kötülüğü de katan bizleriz.’’
Zihin haritamızdaki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var.
Akletmek insana verilmiş bir nimettir ve bu; yüreğinin kavrukluğunu hırçınlığa dönüştürmüş, taşlık ve çorak yürekler için yegane eczadır.