İsviçre Gündemi
Merkezi İsviçre’de bulunan BM İnsan Hakları Konseyi devletlerin gruplaşmalarından dolayı adeta işleyemez hale gelmiş bulunuyor. Asli görevi dünyadaki insan hakları ihlallerini irdelemek, aldığı kararlar doğrultusunda BM Güvenlik Konseyini harekete geçirmek olan İnsan Hakları Komisyonunun tıkanıklığı nasıl aşacağı merak konusu. İnsan Hakları Konseyinde ele alınan ihlallerde AB ve ABD’nin, kendisi dışındaki ülkeleri de yönlendirerek kararlar aldırması ya da engellemesi, dünyadaki insan hakları ihlallerinin önüne geçilmemesine de neden olmaktadır.
Örneğin ABD’nin insansız hava uçaklarıyla düzenlediği saldırılarda, uluslararası hukukun çiğnendiği, insan haklarının tehdit edildiğini belirten önergeler, AB ve ABD’nin “teröre karşı mücadele” gerekçesiyle sürekli engellenmektedir. Söz konusu uçaklarla 2002’den bu yana 4 bin kişinin öldürüldüğü de bilinmektedir. Keza ABD Heronlarının verdiği istihbaratla Roboskî’de 34 Kürt sivilin katledildiğini bilmekteyiz.
BM İnsan Hakları Konseyi özel raportörü Christof Heyns, bu saldırıların İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana uygulanan uluslararası hukuku ve insan haklarını tehdit ettiğini söylüyor olmasına rağmen, Konsey bu saldırıların yasaklanmasına ilişkin kararlar alamıyor.
Oysa ABD ve AB’nin yaptırım uyguladığı ülkelere ilişkin kararlar çok hızlı ele alınmakta ve BM Güvenlik Konseyi harekete geçmektedir. Suriye’deki Huvla Katliamı hakkında hazırlanan rapor, alınan kararlardaki skandalları da ortaya çıkarmış gözüküyor. Birleşmiş Milletler Bağımsız Soruşturma Komisyonu tarafından hazırlanan Huvla Katliamı raporunda hükümet güçleri sorumlu tutuluyor. Raporun hazırlanmasında başvurulan kaynaklar, raporun subjektif olarak hazırlandığı, dış bir müdahaleye zemin hazırlamak için düzenlendiğini de ortaya koyuyor. BM, raporu hazırlarken yalnızca muhaliflerden, hatta Suriye’de bile olmayan muhaliflerden yararlanmış. Katliamda ölenlerin çoğunluğunun hükümet yanlısı, Alevi çocukları olması bile komisyona acaba başka güçler de olabilir mi sorusunu bile sorduramamış. Rapor Türkiye’deki Suriye karşıtı güçlerin ve Suriye dışında yaşayan kişilerin ifadelerine ve hatta telefonlarla görüşlerine başvurulanlara dayandırılmış. İşte böyle hazırlanan bir rapor bütün dünya basınına açıklanarak, Suriye devleti katiamdan sorumlu tutulmuş. Özetle ellerinde gerçek anlamda Suriye’nin mi, ya da muhaliflerin mi bu katliamı yaptığına dair kesin kanıtlar bulunmuyor.
Şunu anlatmak istedim; Uluslararası kurumlar, uluslararası güçlerin kuklası olmaya devam ediyor. Mazlum halkların her zamandan çok insan hakları, sivil örgütler, kamuoyu ile ilişkilerini güçlendirmeleri gerekiyor. Onlar Roboskî’yi gündemlerine almıyorlar.
Kamuoyu, sivil, siyasi duyarlı çevrelerin gündemlerine almamasından ise biz sorumluyuz.
İnsan Hakları Komisyonu değil, devlet hakları...