İnsan kimdir?
Forum Haberleri —

.
- İnsan kimdir sorusunu cevabı, insanın tekli halini kolektif bir bilince dönüştürerek insanın koparıldığı o büyük bütünün parçası haline getirerek vermektedir. Kürdistan özgürlük devrimcisi, insan olmanın erdemini ahlakını sorumluluğunu herkesle paylaşmakta herkes adına bedel ödemektedir.
NÛDA YÜKSEL
Geçmiş sadece arkamızda bıraktığımız, akıp geçen bir zaman dilimi değildir. İnsanı oluşturan, insana bilinç ve bellek kazandıran birikimdir. Aynı zamanda onu okumayı bilen, içinde geleceğin yolunu inşa eden bir ışıktır. Bu perspektiften bakmayan insan, oluşamayan, her yöne savrulmaya açık halle gelen insandır. Tarih boyunca insanın kökünü, geçmişini arama isteği sadece aitlik duygusuyla ilgili değildir. Varlık olarak bilinme, tanınma anlam bulma ve geleceğe uzanma arzusuyla ilgili olmuştur.
En eski soru: Ben kimim?
Bu anlamda insanlığın en uzun ve meşakkatli yolculuğu "Ben kimim?" sorusu ile başlamış ve insan geçmişine dönerek geleceğine yön vermeye çalışmıştır. İnsanın geçmişinde kendini araması özünde geleceği sahiplenme isteğidir.
Geleceksiz bir geçmiş, geçmişiz bir gelecek insan için en lanetli durum olsa gerek. Ana sıkışmak olarak da ifade edilebilecek bu durum geçmiş ile gelecek arasındaki bağın koparılması insanın köksüzleşmesi anlamını taşımaktadır.
Günümüzde geçmişin bir parçası olma bilinci, kendini onunla tanımlama arayışı dışlanırken gelecek karşısında duyulan korku, merak, düşünme, sorgulama öz güven gibi refleksleri ortadan kaldırarak bireyi adeta dondurmuştur.
Kişinin yaşamdaki arayışı, günü kurtarma çabasına dönüşerek, yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çökmektedir.
Anahtarımız
Sistemin içine sızan insan, kendi içinde kapalı bir devre gibi çalışmakta verilen her şeyi alan ama karşılığında yaratmayan, tepki vermeyen, dönüştürmeyen sadece alan-yutan bir makineye dönüştürülmüştür. Kurgularla her gün beslenen bu makina canlı varlıklar âleminde insanı bir birinin trajedisi haline getirmiştir. Kurgusal bir varlık haline dönüşen insanın bencilce istek, arzu ve korkuları insanlığa sonsuz acılar çektiren korkunç kötülüklerin yaratıcısı uygulayıcısı haline getirmektedir. Sistem şu ya da bu biçimde etkilediği herkesi ve her şeyi değiştirmekte içine alarak dönüştürerek kendine bağlamaktadır.
Bu durumdan kaynaklı hiç bir fiziki sınırlama olmasa da insanlar kapatılmışlık halini, yaşam biçimi olarak tercih etmekte kendi dışında hiç bir şeyle ilgilenmemekte, hayata böyle katılmakta ya da akıp giden yaşama katılmamaktadır.
Toplumun yaşadığı bu gerçekliği ele almak, tanımlamak zorlayıcı olsa da, çağın yaşadığı insani kriz bunu dayatmaktadır. Herkesin sorması gereken ilk soru gerçekten insan nedir ve kimdir sorularıdır?
Bu anlamda zamanın genel insani özelliğine baktığımızda iki insan duruşu ana damgasını vurmaktadır.
Birincisi: Geçmiş ve gelecekten kopmuş, anın hazlarına odaklanmış kendisi dışında hiç bir toplumsal gerçeklikle ilgilenmeyen teklik ve yalnızlıktır. Sistemin sunduklarına ulaşmak için mutlaka birilerini ezmesi sömürmesi, rekabet etmesi yani insani kimliğinden vazgeçerek varlığını, var olama halini benimsemesi buna rıza göstermesidir. Bu durum yaşanan insanlık krizinin ana kaynağı olsa da bireysellik kılıfı adı altında herkese pazarlanmakta ve günümüzün en popüler yaşam tarzı olmaktadır.
İkincisi: Sayıları az da olsa toplumsal yaşamın hakikatini ve vicdanını temsil ederler. Geçmiş ve geleceğin tüm birikimlerini anda yaşatarak anı devrimci kılmaktadırlar. Sistemin nimetlerini reddeden, farklı bir yaşam mümkündür diyerek yola çıkanlardır. Karşılığında ise sitemin her türlü zulmüne işkencesine maruz kalmaktadırlar.
Yaşanan bu gerçeklik anlamsal ve kavramsal olarak yeniden bir insan tanımına ihtiyaç duymakta, "İnsan nedir?" sorusunu akıllara getirmektedir. İnsan olmakta ısrar bu anlamda neyi ifade ediyor insan olmakta ısrarı nereden başlatmalı nereye bakmalı?
İnsan olmanın erdemlerini filozofların sözlerinde, felsefe kitaplarında ya da ilahi buyruklarda mı aramalı, yoksa insanın yaşam ve mücadele gerçeğinde mi aramalıyız?
Bu soruların cevabını belki de en çok büyüsünü kaybetmiş, bu zamanın devrimcisi olan dervişlerin hayat hikâyelerine bakarsak bulabiliriz. Bu devrimci dervişlerin bireysel bir hayat hikâyeleri yoktur. Her birinin hikâyesi büyük kolektif yaşamın birer imliği misali yaşam örgüsüne nakşını işlemekte hakikatin dilini rengini oluşturmaktadır.
İnsan kimdir sorusunu cevabı, insanın tekli halini kolektif bir bilince dönüştürerek insanın koparıldığı o büyük bütünün parçası haline getirerek vermektedir.
Kürdistan özgürlük devrimi ve devrimcisi, insan olmanın erdemini ahlakını sorumluluğunu bu anlamda herkesle paylaşmakta herkes adına bedel ödemektedir.
İnsan kimdir?
Leyla gibi en uzun ve karanlık gecelerde parlayan ışık misali gittiği her yeri aydınlatmaktır. Bir ömrü kaygısızca insana adamaktır.
İnsan kimdir?
Kasım gibi engin suların derinlerine inerek toplumsallık adına bilgiyi sevgiyi sadakati biriktirerek yaşamın her anında insanlığın hizmetine sunmaktır.
İnsan kimdir?
Mazlum gibi çocuk gülüşlerinde dostluğu sadeliği adanmışlığı toplayarak yoldaşlarıyla paylaşmaktır.
İnsan kimdir?
Esmer gibi kavruk gülüşleriyle Botan’ın acılarını sarmaktır insan iradesinin sınırlarını yeniden çizmektir.
Bu hikâyeleri insanlık mirası yaparak kulaktan kulağa kuşaktan kuşağa aktarmalıyız ki insan ne geçmişini unutsun nede geleceğinden korksun.







