Ben, hep çocuk kalmak isteyen halime imrendim. Suların içindeki kum taneciklerini sayacak kadar berrak çocuk saflığını çok özledim çünkü. Ağzımın kulaklara gelene dek attığım gülücükleri, zozanlardaki renk cümbüşünün yaydığı sarhoşluğu özledim. Şafaktan gün batımına kadar, toz ve toprak içinde bıkmadan, usanmadan, yorulmadan yapılan koşuşturmalar ne de masumdu. İnsanın en doğal halidir çocukluk; yalın, yalansız, menfaatsiz, savaşsız, egosuz. Sevginiz, aşkınız, sözünüz kelime oyunlarına takılmaz, sahibini doğrudan bulur. Din, dil ırk ve renk, büyüklerin dünyasının aksine o dünyayı zenginleştiren bir mozaiktir. İnsanlığın savaşlarla kendi sonunu hazırladığı bugünler, çocukluğundan an an uzaklaştığı, masumiyetin yitirildiği günlerdir. Gözünü kan bürüyenler de, din, ırk, dil farkı gözetenler de bir gün çocuktu. Masumdu onlar da.
İnsan ne zaman masumiyetini yitirir? Ne zaman bu zenginlikler fobi haline gelir? Ne zaman kötülük illetine bulaşır acaba? Bu sorular, insanın bütün kirli eğilimlerini ortaya çıkarmaya başladığında içimizdeki çocuğa ne kadar muhtaç olduğumuzu bir kez daha görüyoruz. O, en yoğun iç çatışma yaşadığımız anların bir sığınağıdır aslında. İnsan, aslında bu masumiyetini yitirmekle sadece çocukluğuna ihanet etmiyor. Aynı zamanda geleceğine de sınırlar çiziyor.
Savaşlar başlayınca önce gerçek ölüyor. Sonra masumiyet, sonra iyilik ölüyor. Her şeyin öldüğü bir ortamda hangi toplum inşaasından bahsedebiliriz. Savaşın akıttığı kan gözyaşları, bıraktığı miras hiçbir evladın almak istemeyeceği kadar kirli bir mirastır. İnsan en başında kendisine sıkıyor kurşunu aslında. Önce kendisini öldürüyor, sonra başkalarını.
Nazım, Abidin Dino’ya ‘Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?’ diye sormuştu. Herkes Abidin olamaz ama her çocuk ona mutluluğun resmini yapacak pozu verebilir bence.  Masumiyetimi henüz yitirmediğim çocukluğumun her anı, bir sinema karesi içine sığmayacak kadar mutluluk kokuyordu çünkü. O kareyi Nazım’a göstersek söyleyecek bir kelime bulamazdı bence.
Çocukları küçümseyen bir toplum olduk hep. Oysa dünyanın bugünlerde en çok ihtiyacı olduğu hoşgörü, masumiyet ve sadakat onların dünyasında gizli. İnsanlık kendisini yok etmeden gelin hep beraber içimizdeki ihanet ettiğimiz çocuktan bir özür dileyelim ve onu yalnız bırakmayalım. Çok uzakta değil o. Haksızlığa uğradığımızda, dayak yediğimizde, her acı duyduğumuzda sığındığımız, kaderimize liman ettiğimiz çocuk içimizde... Yanıbaşımızda bir yerde.

Sinema sanatçıları Roboski’ye gidiyor
Yaptığımız bir çağrıyla bir araya gelen birçok yönetmen, oyuncu ve diğer sanat meslek gruplarından arkadaşımızla beraber 21 Ocak günü Diyarbakır’dan Uludere’nin Roboski köyüne taziye ziyaretine gidiyoruz.
Unutturulmaya çalışılan Roboski katliamı, insanım diyen, vicdan sahibi herkesin ortak dramıdır. Bu bağlamda, oraya yapacağımız ziyaret aynı zamanda içişleri bakanının açıklamalarını da boşa çıkarmaya yöneliktir. Bilindiği gibi içişleri bakanı Kürtlere istinaden: „Bu davaya şiirle, sinemayla edebiyatla katkı sunanlar aynı suçu işler“ demişti. Şiirin, edebiyatın ve sanatın tanıklığından korkan zihniyetlere karşı, sanatçı katılımının yüksek olacağı müjdesini şimdiden vermek istiyorum.
Roboski’nin romanı yazılacak, şiiri yazılacak, sineması da yapılacak bir gün. Unutmamak ve unutturmamak için...