Bursa H Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan tutsaklar, Öcalan üzerindeki tecridin hukuki dayanağının olmadığını hatırlatarak, “Tecridi kaldırılıp insani ve hukuki süreç başlatılmadan açlık grevini sonlandırmayacağız” dedi.
Batman’da 1993’te dünyaya gelen Salih Koyun, Ağustos 2018’de tutuklanarak 3 yıl 45 gün hapis cezasına çarptırıldı. 28 Aralık’tan bu yana Bursa H Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan Koyun, böyle bir dönemde açlık grevi sürecine dahil olduğundan dolayı mutlu, moralli ve çok huzurlu hissettiğini söyledi. Koyun, şöyle devam etti: “Hukuki dayanaktan yoksun olan bu tecride sessiz kalmamam gerektiğini düşündüğüm için ve Heval Leyla Güven’in başlattığı eyleme katıldım. Tecrit tamamen kalkmadığı sürece ve hukuki süreç işletilmeden açlık grevini sonlandırmayacağım. Halkımızın göstermiş olduğu kararlı irade ve duruşu saygıyla selamlıyorum. Bu irade ve duruşa layık olma çabası ve arayışı içinde olmaya devam edeceğimi belirtmek istiyorum.”
Mithat Tunç, 1997 Ağrı/Diyadin doğumlu. Tunç, 27 Nisan 2016’da tutuklanarak, 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı. 16 Ocak 2019’da süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren Tunç, şunları söyledi: “Kendimi gayet iyi, moralli ve coşkulu hissediyorum. Tecrit bir insanlık suçudur. İmralı’daki tecrit de tüm halklara uygulanıyor. Tecridin tamamen kaldırılması, barış ve demokrasinin ülkede kalıcı bir hale gelebilmesi için açlık grevine başladım. Tecrit kaldırılıp insani ve hukuki süreç başlatılmadan açlık grevini sonlandırmayacağım.”
Amaca odaklı bir yaklaşım
Tutulduğu Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde 2 Şubat’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Hediye Yayık, gönderdiği mektupla amacını, sağlık durumunu ve eyleminin nasıl gittiğini anlattı. 1986 Amed doğumlu olan Yayık, “örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla 12 yıl ceza aldı. Yaklaşık 6 yıldır cezaevinde olan Yayık, daha önce uzun süreli açlık grevine girmediğini, uzun süreli eyleminin 15 gün olduğunu ifade etti. Daha önce de deneyimlediği açlık grevine ilişkin Yayık, “Homojen bir şekilde ifade etmek için herhalde sayfalar doldurmak gerekecektir. Söz konusu zindan olunca ve elinde pratik anlamda kendini ifade edebileceğin çok fazla seçenek yoksa açlık grevinin önemi, girme isteği, içinde yer alma gibi duygularda odaklanma ve yoğunlaşma oluyor. Şu anda, sürecin nereye evirileceği konusunda bir netlik yok. Dolayısıyla açlık grevlerine dönük yaklaşım, süreden ziyade sonuç ne olursa olsun amaca odaklı bir yaklaşım söz konusu. Ayrıca 15 günlük bir süre olsa da defalarca deneyimlediğim için ne olabileceğine dair özgün bir merakım olmadı. İradenin sınırları, biyolojik açıdan bedenin karşı karşıya kaldıkları ve açlığın anlamsızlığı…” dedi.
Tecride cevap veriyoruz
Bu eylem hamlesinin tecride karşı bir cevap da olduğunu belirten Yayık, şöyle sürdürdü: “Tecrit, sıradan herhangi bir bireye değil, siyasi rolü uluslararası alanda ve Kürt halkı ile Ortadoğu halkları için belirleyici olan bir bireye dönüktür. Bu sebeple tecrit eksenli girdik grevlere. Bir de tecrit, tıkanmaya neden olan bir olgu. Tecridin önünün açılmasıyla diğer gelişmeler de peyder pey, aşama aşama gelecek, buna inanıyoruz.”
“Yaptırım” olarak tanımladığı tecridi eylemleriyle kıracaklarını belirten Yayık, sağlık durumuna ilişkin şu bilgileri verdi: “Yemek yemenin bedenin üzerinde yarattığı hantallık olmadığı için alabildiğince hafif ve iyiyim. Tabi ileriki günlerde ne olur bilemiyorum. Onun dışında da zaman zaman nükseden bronşit rahatsızlığımın dışında kronik bir hastalığım yok.”
Farkındalık oluşturulmalı
Kamuoyuna mesajınını, Leyla Güven’in mesajlarından farklı olmayacağını kaydeden Yayık, şunları ifade etti: “Özellikle Türkiye halkları bu sürecin, Sayın Öcalan’ın geleceğinin onların geleceğiyle çok bağlantılı olduğunu idrak etmeli; ona göre bir tutum ve tercih sahibi olabilmeliler. Ayrıca bu meselenin vicdan boyutu da var. İnsan olmanın gereklilikleriyle yaklaşılırsa kamuoyu açısından daha objektif olur. Tabi burada rolünü oynaması gereken kurumlar, aydınlar ve demokratlardır. Halka dönük farkındalık görevi oluşturmak onlara düşüyor.”
Özgürlük isteğini taçlandıralım
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Nejla Atak, Umut Çamlıbel, İbrahim Kaya, Yusuf Başaran, Rıdvan Güven ve Güven Suvarioğulları, 16 Aralık’ta; Sebahat Tuncel ve Selma Irmak ise 16 Ocak’ta aynı taleple açlık grevi eylemine başladı.
Grevde olan tutsaklar adına Güven Suvarioğulları, İmralı tecridine ve eylemlerinin amaçlarına ilişkin bir mektup yolladı. Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Bilindiği üzere ulus olarak yakıcı bir zamandan geçiyoruz. Önümüzde zor 4-5 sene var. Artık halkımızın özgürlük isteğini taçlandıralım. Yeni yılda halkımızın statüsünü garanti edelim. O yüzden de bedeli ne olursa olsun ödemeye hazırız. Bu döneme bu şekilde yaklaşılmalı. Biliyoruz ki kimse özgürlük vermez, ancak insan mücadele ederse kazanır.”
46 yıllık mirasımız var
Uluslararası Komplo’nun tekrar devreye sokulmak istendiğine dikkat çekilen mektupta, tehlikenin ciddiyetine işaret edildi. “Tecridi kır, faşizmi yık ve Kürdistan’ı özgürleştir” şiarıyla başlatılan direnişe katıldıkları belirtilen mektupta, şöyle denildi: “Bu direnişle birlikte bir çok hakikat ortaya çıktı. Önderliğin özgürlüğü için kadın öncülüğünde başlatılan bu direnişte başarı kaçınılmaz olacaktır. Açlık grevinin başladığı günden şimdiye kadar yaşananlar da bu gerçekliği doğruluyor. Önderliğimize yönelik ağır tecrit sona erene dek direnişimiz devam edecektir. Başarı için 46 yıllık bir mirasa sahibiz. Bu hakikat başarı için yeterlidir.”