Statüko taraftarları ve muhafazakarlar şaşkın.
“Ya eylemler devam ederse” kabusu, yıllardır topluma sürü muamelesi yapanların; spekülatörlerin, mülk sahiplerinin, faizcilerin, tefecilerin uykularını kaçırıyor.
Normalleşmeye, insanlaşmaya “delilik”, “çılgınlık” deniliyor. “Sürü”den ayrılıp ayağa kalkanlara “çapulcu” deniyor. “Hak aramının yolu bu olmamalı” deniyor.
Hükümet karşıtı “akil insan” da korku içinde. İktidar tahrik etmeseydi illüzyon bozulmayacak, halk sokağa çıkamayacaktı diyor. Sanki toplumun, taleplerini topluca dile getirmesi, anormal veya kötü bir durummuş gibi.
Mihail Bakunin insanın gelişmesini üç aşamaya ayırır: Hayvanlık, düşünce ve isyan aşaması. Demek istiyor ki, insan düşüncesini eyleme dönüştüremiyorsa henüz hayvanlık aşamasındadır.
Machiavelli insanları “tarihi yapanlar ve tarihin malzemesi olanlar” diye ikiye ayırır.
Cemil Meriç eylemsiz topluma ağır hakaretlerde bulunur; “Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürüdür” der ve ilave eder: “Tarihin mimarı isyandır. Kadere, zamana ve insana isyan!”
Dokuz yaşındaki bir kız çocuğu TV 10’a konuşuyor:
“Ağaçları kesip AVM yapacaklar. Doğal olarak insanlar direniyor. Ben üç yaşından beri eylemlere katılıyorum ama şimdiye kadar böylesini görmedim. Televizyondan göründüğü gibi değil. Herşey çok güzel... Malesef dünyamızda para diye bir şey var. Parayı eşit bir şekilde bölemeyiz, bu nedenle insanları da zengin ve fakir diye ayırdılar. Burada her şey paylaşılıyor. İnsanlar para ödemeden ihtiyacını karşılayabiliyor. İnsanlar burada büyük bir birlik içinde.”
İki gün içinde milyonlarca insanın dinlediği bu konuşmada insana dair her şey var.
Kendi bildiğini başkalarına da anlatma ve ikna etme çabası içindeki bu küçük ve temiz yürek, özgürlüğe yakındır. Çünkü o, büyük bir umut içinde kendi olmayı, doğal olmayı ve özne olmayı istemektedir.
Ama başka türlü düşünenler de var.
Kılıçdaroğlu eylemlerin artık sonuçlandırılması gerektiğini belirtmiş.
Demokrasiyi dört veya beş yılda bir sandığa oy atmaktan ibaret sayan liberal akademisyenler ve yazarlar, bu tür eylemlerin bir daha tekrar etmemesi için hükümete/devlete akıl üretmekle meşgul.
Fethullah Gülen, bu eylemleri tehlikeli bularak, hafife alınmaması gerektiğini, eylemlere katılan yeni neslin ıslah edilmesi için hükümete işbirliği teklif etmiş. Toplumu nesneleştirerek, toplum mühendisliği yoluyla güdülecek bir sürü gibi gören Gülen’e, Paulo Freire yanıt veriyor:
“Ezilenlerin uğruna mücadele ettikleri özgürlük sadece aç kalmama özgürlüğü değil… Yaratma ve kurma özgürlüğü, şaşabilme ve göze alabilme özgürlüğüdür. Böyle bir özgürlüğü tatmak için etkin ve sorumlu olmak gerekir; tutsak ya da çarkın iyi yağlanmış bir dişlisi değil.”
Eylemlere katılanları ıslah etmek isteyen akıl, toplumun özgürleşmesinden; kolektif bilincin gelişmesinden, dayanışmadan ve özgürlükten korkan egemenlerin aklıdır.
Biz, gerçek demokrasiden korkan Tayyip, Kılıçdaroğlu ve Gülengillere değil, Oscar Wilde kulak verelim:
“Tarih okumuş herkes bilir ki, itaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerleme itaatsizlik yoluyla kaydedilir. İtaatsizlik de başkaldırı yoluyla.”
Öyleyse itaatsizliğe, başkaldırıya ve isyana devam.
Ne zamana kadar?
Devlet, iktidar, egemenlik, sömürü ve adaletsizlik olduğu sürece…
İnsanlaşmanın diğer adı DİRENİŞ
Taksim eylemi egemenlerde büyük bir şaşkınlık yaratmış görünüyor. İktidar sahipleri ringte dayak yemiş, nakavt olmanın eşiğinde, gardı düşmüş boksör sersemliğinde.