Solin BAHAR

Bazen yaşanan bazı gerçekler için söz söylemek, bir şeyler ifade etmek zordur. Özellikle ölümün, öldürülmenin, acının ifade edilmesi, dile dökülmesi, söze kavuşması insan olan için çok zordur. Büyük acılar yaşatır insana, dili susar, konuşamaz, tarif edemez gerçeği. Eli tutulur bir şey yapamaz, yazamaz, kelimeler yetmez gerçeği anlatmaya. İnsanın söyleyeceği her söz eksik kalır gerçek karşısında. Gerçek dedik ya işte ifade etmeye, cesaretimizi toparlayıp acıyı, ölümü, ölümden beter olarak yaşananları, yaşatılanları, Şengal gerçeğini değerlendirmek zor.

İnsanın kanını donduran, insanım diyen herkesi yaşanan gerçek vahşetin karşısında utandıran bu tarih asla unutulamayacak anılar bırakmıştır insan hafızlarında. Onların deyimiyle ferman ve aslında soykırım, katliam olan bu saldırılarla ilk defa yüz yüze kalmadı Êzîdî halkımız. Daha önceden de yetmiş üç defa bu trajediyi, bu acıyı yaşadı bu halk. Toprağından sürüldü ve dünyanın dört bir yanına dağıldı, yerinde kaldı ölümü kucakladı ama var olmak için hep direndi. Her bir tarafa sürgüne mecbur edilen, diasporaya uğratılan da baba, ata toprağında kalanda inancından, kültüründen bir şey yitirmedi. 73. fermanın amacı bu kadim halkı, kültür, inanç bakımından en eski topluluğu tarih sahnesinden silmekti, yok etmekti. Zaten DAİŞ gerçeği, kültürler düşmanı, farklı inançlar ve özünde toplum düşmanlığıdır. En somut örneği Şengal’de, Kobanê’de ve Ortadoğu’nun birçok kadim ve tarihsel kültür değerlerinin, birikimlerinin toplandığı yerlerde tüm dünyanın gözleri önünde sergilendi. Ve herkes hayretle izledi bütün bunları. İnsanın yüreğinin en çok acıdığı, insanlığın yaralandığı, ölümcül darbe aldığı, insanın insanlığından büyük utanç yaşanmasına neden olduğu gerçek de Şengal’de kendisini gösterdi.

Toplumsal olarak Şengal halkı ve aslında tüm dünya insanlığı için bir travma olarak da ifade edebiliriz yaşananları. Düşünün evinizde, köyünüzde, şehrinizdesiniz ve hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanlar geliyor evinizi basıyor, köyünüzü yakıyor, şehrinizi yerle bir ediyor. Canınızdan bir parça çocuğunuzu gözlerinizin önünde vahşice katlediyor. Kadınınıza, kızınıza, ananıza, bacınıza el atıyor, tecavüz ediyor bu da yetmiyor alıp götürüyor. Ve dünyanın bütün pazarlarında kendince bir fiyat biçerek satışa çıkarıyor herhangi bir mal veya bir eşyaymış gibi. Oysa eski toplumlardan, kültürlerden biri olmasının ve toplumsallığının, kültürünün kendi içinde sıkı bir biçimde korunmasından dolayı hem toplumda, hem kültürde ve aynı zamanda inanç içerisinde kadının yeri, konumu, anlamı bugün içinde yaşadığımız toplumsallıkla çok farklıdır. Kadın Êzîdî toplumunda halen hakim, otoriter bir güç konumundadır. Toplum değerlerini ve kültürünün yok olmamasında, yozlaşıp başkalaşmamasında, özünün, varlığının korunmasında ve bu günlere taşırılmasında Êzîdî kadını temel belirleyici rol oynamıştır. Êzîdî toplumunun buradan vurulmasının bir de böyle bir anlamı vardır. Kadın şahsında Êzîdî halkımız can evinden vurulmuştur bu anlamda.

Êzîdî halkı tarihi boyunca bütün direnişlerde kadınları erkeğin yanında yer almış ve bununla direniş tarihinde başka bir yer tutmaktadır. Yine iç çekişmelerde, ihanetler karşısında Êzîdî toplumu çıkarları doğrultusunda tavır ve siyasi duruş iradesi olmuşlardır. Her ne kadar yazılı bir tarihleri yoksa da, sözlü tarih aktarımlarına baktığımızda 40 yıl topluma öncülük ve liderlik pozisyonunda hizmet etmiş ve etkin bir kadın olan Meyan Hatun kişiliği bir örnek olarak verilebilir. Bir Êzîdî Miri’nin kızı olan Meyan Hatun katı erkek egemen toplumunda 40 yıl hem erkek egemenlikli sistem karşısında ve hem de dış düşmanlara karşı tutarlı ve öngörülü bir politika yürütmüş ve tüm zorluklara karşın kararlı bir kişilik sergileyerek mücadele etmiş toplumu yaşamın her alanında örgütleyip yaşatabilmiştir. 1956 yılına kadar fiili olarak Êzîdîlikteki Mirlik makamını elinde tutan ve siyasi otoriteyi yönlendiren Meyan Hatun, 1956 yılında, 70 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Bu anlamda halkların, kültürlerin, inançların düşmanı DAİŞ kadın düşmanıdır da aynı zamanda. Bütün dünyanın gözleri önünde Şengal katliam girişiminde sergilemiştir DAİŞ bu yanını. Binlerce yaşlı insanın, kadın ve çocuğun sadece canlarına kast etmek ile kalmamış, binlerce insanın yaz sıcağında susuz, aşsız, üstsüz, kısaca öyle kendilerini alarak dağlara vurmasına, ele geçirdiklerini de kendi malları olarak almalarına ne ad koyabiliriz? Gencecik kadınları Ortadoğu’nun ve dünyanın pazarlarında her birine kendilerince fiyatlar belirleyerek satılmasını, canlarının istediğini kendi muta nikâhlarına alarak ırzına geçtikleri ve istemediklerinde başkalarına satma hakları olan bir uygulamayı hangi anlamı yüklemeliyiz? Binlerce çocuğun kendi kirli emellerine hizmet etmek, alet etmek amaçlı beyinleri yıkanarak, zorla inançları değiştirilerek kendi cihatçıları gibi eğitilmesine, kendi kanından, canından insanlara karşı birer canavar gibi yetiştirmeleri hangi insanlığa sığar? İşte bu söylediklerimiz ve bunun dışında ifade etmediklerimiz dışında yaşananlar hepsi gerçek, ve bunları sözle ifadesi zor. Yaşanan vahşet suçları sadece binlerce yıldır yaşayıp gelmiş kadim kültürü, inancı, toplumsal değer birikimlerini taşımaları olan Êzîdî halkına reva görülenleri nasıl izah edebiliriz? Binlerce masum çocuğun açlıktan, susuzluktan, sıcaktan, kimilerinin küçücük bedenlerine atılan kurşunlardan öldürülmeleri hangi toplumsallığa, hangi insanlığa sığabilir? Nasıl akıl, anlam gücü ki bu vahşeti uygulayabiliyor kendisi gibi yaşam hakkı olan farklı ve yine kendisi gibi insan olan canlılara.

Bu DAİŞ vahşeti karşısında durabilen tek güç PKK ve PAJK gerilla güçleri olmuştur. Bugün Ortadoğu’nun her yerinde bu vahşet karşısında zafer kazanan, bu toplumsallık karşıtı gücü zayıflatıp alt eden güç PKK, PAJK gerilla güçleridir. Bu güçler öncülüğünde gelişen yiğitçe, mertçe mücadele ve yürütülecek olan mücadele insanlığın geri kazanılması mücadelesidir. DAİŞ’e karşı savaş aslında insanlığın umudunun yeşermesi mücadelesidir. Yeniden anlam ve bilincin maneviyatla yoğrularak inşa edilmesi, insana armağan edilmesi savaşıdır. Kesinlikle özgürlük inançlı insan yaratma çabasıdır. Ve çok değerlidir. Bu gün YJŞ kadın savunma güçleri bu verilen bedellerin sonucunda ortaya çıkan değerler olmaktadır. Bu gün kendi öz savunmasını oluşturan, askeri alanda kendisini yetkinleştiren bir iradeye kavuştu Êzîdî kadını. Ve artık bu güç sayesinde kimse Êzîdî halkına da, kadınına da herhangi bir yönelime cesaret edemez. Belki uzun zamanlar aldı Êzîdî halkının uyanması, canlanması, kendi farkına vararak bütün dünyaya bizde kendimizi savunabilecek, irade olarak kendimizi ifade edebilecek bir halkız demesi. Ama efsaneler yaratan yoldaşların deyimiyle “Son muhteşem olacak” tarzında gelişmeler de açığa çıkmaktadır ve bu herkesi bir nebze olsa rahatlatmaktadır. Acılı da olsa, çok kanlı, çok ağır bedelli de olsa muhteşem olamaya doğru giden bir gidişat var ve bu anlamlıdır, değerlidir.

Bu anlamda bütün dünyada 3 Ağustos gününün dünya Êzîdî kadınlar günü olması da bir o kadar anlamlı ve değerli olmaktadır.