İnsanlığın yaşama umudu kadının tarihselliğindendir
Forum Haberleri —

SONGÜL ÇELİK
Tarihin birçok aşamasında insanlık, insan eliyle yapılan birçok felaketle karşı karşıya kalmıştır. Tarihsellik içinde hastalık, yoksulluk, açlık vb. insanlığın çokça yaşadığı en zor dönemler tarihin sayfalarından hala silinmemiştir. İnsanlık bu gibi durumlarda kolektif yardımlaşmayla tarihte yaşanan zor süreçlerin üstesinden gelebilmiştir. Bugün de böylesi bir felakete karşı insanlık mücadele içindedir. Neden böylesi felaketler insanlık ve doğa üzerinde yaşanıyor sorusunu tarihsel düzlemde incelemeye çalışarak gerçekliği görebiliriz.
Doğal toplum dediğimiz neolitik kadın eksenli sistemde, yaşamın daha anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sistemde üreme, beslenme, barınma gibi temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasında her şey ortak bir iradeyle yapılmıştır. Doğal iş bölümü yöntemi ile kolektif bir yaşam ve doğayla iç içelik bu sistemin toplumsal açıdan en güçlü ilkeleri olmuştur. İnsan doğanın üzerinde, ona hükmeden değil, doğanın içinde yaşayan bir canlı olarak yerini almıştır. Doğal toplumun özü bütün canlıların birbirini tamamladığı doğal bir simbiyotik ilişki biçiminde yaşama diyalektiğidir.
Ne zaman kadın eksenli düzene ve yaşama hükmetme arzusu gelişti, insanlığa ve doğaya ait pozitif anlamda ne varsa yavaş yavaş yok olmaya başladı. Tanrı krallar döneminde binlerce insan köleliğe mahkum edildi, karşı çıkanların kellesi kopartılarak toplum üzerinde korku imparatorluğu yaratıldı. Bu dönemde kadının şahsında bütün toplum köleliğe mahkum edilmiş oldu.
Semavi dinler döneminde de durum değişmez. Hz. Musa, peygamberliğinin ilanı ile birlikte, önce kadının kazanımlarını elinden almış ve cariyelik sistemini geliştirmiştir. Daha sonra kadını, anne ve babasından kalan mal varlığından pay alma hakkından men ederek, Firavun döneminde bile görülmemiş yasalar icad etmiştir.
Hz. İsa, her ne kadar ben kadınların ve yoksulların peygamberiyim dese de ve 12. havarisi kadın olsa da O’nun ölümünden sonra en büyük darbeyi yine kadın almıştır. O kadar ileri gidilir ki kadın insan mı değil mi tartışmasına varılır. Bazı bilim adamları sömürgeciliğe hizmet eden sistemin oluşmasına ve yasallaşmasına yardımcı olur; bazıları da kadını kendi evrimini tamamlamamış bir hayvan olarak tanımlar. Böylelikle kadının sesini tamamen kısmaya dönük girişimler başlar. Toplumlar tarihinde ortaçağ karanlığında bilge kadınlar cadı avı adı altında avlanarak diri diri yakılır ve ilk kadın katliamları başlar.
İslamiyette cariyelik kurumsallaşarak kalıcı hale getirilir. Kadın bu dönemde iblise ve yılana benzetilir. Yaşam daha katı bir hal alır. Halbuki Hz. Muhammed’e ilk inanan Hz. Hatice olmuştur ve tüm mal varlığını İslamiyetin yayılması için kullanmıştır. Hz. Muhammed’in en büyük yardımcısı olan kadın sonuçta görülmeyen bir varlık olmuştur.
Kapitalist sistemde ise kadın cinsel bir obje olarak görülür. Kadın parçalara bölünerek her parçasına ayrı ayrı fiyat biçilir duruma getirilir. Savaşlar, ölümler, toplumsallığı yok etme, insanlık değerlerinden uzaklaşma, yabancılaşma, yozlaşma en çok da kapitalist modernitede zirveleşmiş haliyle topluma dayatılır.
Bütün bunlar neolitik kadın eksenli sistemin yıkılması ile başlayan süreçlerdir. Sonuç olarak gelinen aşamada kapitalist modernite sistemine ait egemenlerin kar hırsından dolayı çıkardığı savaşlarla, savaşlarda kullandığı kimyasal gazlarla doğayı, toplumu, insanlığı tahrip etmekte ve topyekün yok oluşa sürüklemektedir. Günümüzde de insanlığın yaşadığı trajedi bunun ürünüdür.
Hergün binlerce insan ölüyor, yüzbinlerce insan yaşam savaşı veriyor. Bütün toplumlar bugün karşımıza çıkan virüs karşısında şaşkınlık içinde ve ne yapacağını bilmez haldedir. Kapitalist modernite güçlerinin aç gözlülüğü doğaya ve insanlığa acımasızca hükmetmesi beraberinde bu felaketi getirdi. İnsanlar arası dialog ve yaşam da zafiyete uğramış duruma geldi.
Kapitalist modernite sisteminin miadını doldurduğu artık görünür hale gelmiştir. Alternatif olarak insanlığa yaşam umudunu yeniden serpiştirecek toplumsallığı yeniden yaşatacak bir sistemin zamanıdır. Tarihteki doğal toplumun özüne uygun ve yeniliği içinde yaratan kadın öncülüğünde yaratılacak demokratik modernite sisteminin kaçınılmaz olduğu bir realitedir. Geçmişten bugüne kadar yaşanan bütün kitlesel katliamlara karşı toplumsallıkta kadın gerçeğinin, insanlığın birliktelik özlemini ve umudunu yaratacağı bir gerçektir.







