Beynimde, baharın güzelliklerini örten hepsi birbirinden dehşet bir sürü şey uçuşuyor. Çocuklara yönelik cinsel istismar hikayeleri, mülteci dramları, iktidar sahiplerinin insanlık adına utanç veren söylemleri, pazarlıkları, faşist zihniyetin Kürtlere yönelik katliamları az bulup "taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın" diyerek soykırım önermesi, devlet yönetiminde demokrasiyi insan haklarını hiçe sayan pişkin tutumlar, muhalifleri vatandaşlıktan çıkarırız tehdidi, yeni terör tanımı, AKP'nin yeni anayasası tartışmaları... Ve bunca mesele varken Kılıçdaroğlu'nun kadın bakana sarf ettiği bir söz üzerinden sokaklara dökülen kimi müslümanlar, gündemi o noktaya kilitleme çabaları.
CHP sözcüleri bu çabayı art niyetli ve çocuk tacizi meselesini örtme niyetiyle yapılıyor diye eleştirse de, Kılıçdaroğlu gibi düşünerek konuşan bir politikacının eleştirileri hak eden böyle bir sözü nasıl söylediği konusunda iyi niyetli yaklaşımların yetersizliği ortada. En azından şu bir gerçek: CHP, iktidarın faşist politikaları karşısında engelleyici bir rol oynayamadığı gibi iktidara gündemi çarpıtması için isteyerek ya da istemeyerek malzeme sağlamış oldu.
İktidarın, Ensar Vakfı yıpranmasın diye çocuk tacizini göz ardı eden, toplumun dinci diye adlandırılan kimi kesimleri tarafından da yok bademleme, yok oğlancılık olarak zaten İslamda ve devlet katında yeri vardı diye normalleştirmeye çalışılan bu insanlık dışı zihniyetle yan yana yaşıyoruz. Ve bu örneklemeler bile erkek çocuğa tacizi gerekçelendirmeye çalışanların kız çocuklarına tacizi tamamen mübah gördüklerini ortaya koyuyor. Kadına karşı şiddet olaylarında ortaya çıkan dehşet tablosu, Türkiye'de çocuk seks turizminin yaygınlaştığına dair raporlar ve ortaya dökülen çocuk istismarları ile tamamlanınca, erkek zihniyetin Türkiye'de aldığı insanlık dışı şekil çıkıyor ortaya. Devletin bu zihniyeti desteklemesi ile iyice çaresiz bırakılan çocuklarımız ve kadınlarımız bu sapkınlardan nasıl korunacak sorusu aciliyet ve önem kazanıyor böylece...
***
"Yaklaşık üç yıl önce Türkiye’ye gelen 36 yaşındaki Suriyeli Amir Hattab kendini kanalizasyona bırakarak intihar etti.." diye yazıyordu 31 Mart tarihli bir haberde.
Habere yorum yapan bir psikiyatristin cümleleri şöyle: "...bu kadar sert bir intiharla karşılaşmadım. İnsanın kendini asması, köprüden atması, apartmanın bilmem kaçıncı katından kendini boşluğa bırakması; hepsi korkunç şeyler ama kişinin binlerce insanın pisliğinin akciğerlerine dolarak kendisini boğmasına izin vermesi... Böyle bir şiddetle karşılaştığımı anımsamıyorum. Bence soru şu: Suriye'den kaçmak zorunda kalmasına neden olan bütün korkunç koşulları tabii ki göz önünde bulunduruyorum. Ama biz bu Suriyeli baba, eş ve bireye nasıl bir hayat yaşattık İstanbul'da ki o da kendine kanalizasyon çukurunda boğulmayı bile ehve-i şer gördü?..."
İzmir Bayraklı'da, ölen isimsiz mültecilerin cenaze namazlarını kıldıran Doğançay Mezarlığı'nda görevli imam Ahmet Altan ise; "İnsanlığımdan utanıyorum bunları gördükçe. Sadece kendi çocuklarının geleceğini düşünenler, başka çocukların geleceğini karartıyor. Koşturup oynayacak yaştakileri mezara koyuyoruz. Bu insanlık değil” diye konuşmuş bir gazeteciye.
Gerisini hepimiz biliyoruz. Savaşın lanetini, insanlığımızdan utandıran manzaraları. Türkiye'nin AB ile yaptığı geri kabul anlaşmasının mültecilerin tek umudunu da alıp götürdüğünü.
***
Aylardır Kürtlere yaşatılan katliamları, insanlık dışı şiddeti bilmeyen yok artık. Annesinin karnında ya da kucağında ölen bebeleri duymayan kalmadı. 12 yaşında öldürülen Nihat Kazanhan'ın davası yarın Cizre Adliyesi’nde görülecek. Saklasalar da pek çok gerçek çarpacak yüzlerine o mahkeme salonunda ama utanırlar mı, vicdanları sızlar mı? Hayır. Tayyip Erdoğan çıkar, "Ortada müzakere edilecek bir konu yoktur. Teröristin önünde iki yol var, ya teslim olacaklar ya da imha olacaklar. Türkiye’nin önünde 3’üncü bir yol yoktur” der. Hatta Devlet Bahçeli çıkar ortaya IŞİDvari bir aymazlıkla "Nusaybin'de...taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın!" der.
Bu tabloya bakıp,Türkiye'ye "insanlığınız boktan bile değil" diyerek hayata veda eden Amir kadar bile olamadan, olsun diye bir şey de yapmadan AKP ile istikrar ve barış hayal edenler ve de PKK silah bıraksın, sorun çözülür diye önerenler var. Size havale ediyorum.