"Büyük bir sarsıntı oldu. Havari’nin (Peygamberin) adanmış çehresi, göklere çıkan çehre gerçekten beyazdı, ama bu irinli cüzzamın belirgin beyazlığıydı. Öylesine şişmişti ve inanılmazdı ki maskeyi andırıyordu. Kaş yoktu, sağ gözün alt kapağı buruşuk yanağa sarkmıştı, ağır bir kabartı salkımı dudakları yiyordu, insana benzer yan kalmamış yassı burun, aslan mantarına benziyordu. Hakim’in sesi son bir kurnazlığa başvurdu. 'İğrenç günahlarınız, göz kamaştırıcılığını algılamaya engel...' diye başladı. Dinlemediler ve mızraklarıyla delik deşik ettiler." Borges, Alçaklığın Evrensel Tarihi...
Kaleler fethedip zindanlara hapsedilmiş Rapunzelleri kurtarmadı, ülkeler ilhak edip adalet dağıtmadı, harap bir çölden asma bahçeleri ortaya çıkarmadi, virane bir şehrin imarı için fermanlar yayınlamadı. Atalarının işgal ettiği toprakları terk etmedi ve asla çekilmeyi düşünmedi. Kendisini büyüleyen kalabalıkların karşısına çıktığında böğürürcesine Şam, Halep, Trablusgarp, Bağdat diye diye sevenlerine farazi imparatorluk rüyaları gördürttü. Bu şehirlerin şimdi yıkık birer devasa köye evrilmesinin de musebbiplerinden biridir. 13-14 yaşındaki Kürd çocuklarının öldürülmesinde atalarının gölgesi olmakla övündü. Üç beş ağaç gördüğü yere hiç de Kanuni Sultan Süleyman'ın gözünden bakmadı, sonradan görme Yozgatlı-Çankırılı işadamı penceresinden bakarak doğal çevreyi dizayn etti, ettirdi. "Hanlar, medreseler, çeşmeler" imar etmek onun için akıl almaz derecede çirkin şeylerdi. Medreseden tek anladığı Sünnî İmam-Hatip okulları; ilimden tek anladığı felsefesiz, mantıksız, fensiz, kutsal dogmalarla sürreal inanışlardı. Sadece kendisine oy verenlerin, tahtını savunanların zenginliği için nice dereleri, vadileri çölleştirmeyi bile göze aldı.
Sakin bir kafayla televizyondan ya da meydanın birinden izlense uzun bacakları üstüne oturttuğu gövdesi ve kafasından sinirlerine akseden öfkesiyle sevenlerinin tüm benliğini esir alacak derecede sarhoş bir portre çıkıyor karşımıza. Bu, onun yeteneği değil, sevenlerinin görgüsüzlüğü. Ve her gün bir gazete köşesinde onun sinirden, kızgınlıktan ibaret kıpkırmızı çehresinin yeryüzünün en değerli ipeklerinden bir peçeyle kaplanmış gibi betimlemeler okuruz. Her daim birilerini tehdit ederek salladığı "işaret parmağına" güç düşkünü jurnal takımı "ayı ikiye bölen" peygamber parmağı olarak değer biçer. Urfa'dan, Antep'ten ve Amed'den her geçtiğinde atalarından devraldığı güvenlik zabıtası ve akıncı ordusu IŞİD aracılığıyla Kürdistan'ın kuzeyini, güneyini ve batısını küçük bir cehenneme çeviren "yürüyüşünü" aynı jurnal takımı "Musa'nın yürüyüşü" algısıyla yazar çizer. Öldürülmüş çocuklarla yaşar. Roboskî‘de katlettirdiği onlarca Kürd onun için basit bir ayrıntı. Ama iktidar yanılsamasına kapılan nice sözde aydın kadın ve erkek için o, kalbi iyilik dolu ve çevresine mutluluk saçan Pollyanna...
Aldıkları ulufe oranında canlısına kasideler, güzellemeler, koçaklamalar düzdükleri bu zorba büyük reyisleri yergiye konu bile olamayacak derecede görkemli bir zat. Seçim barajı tartışmalarına "demokratik yollarla iktidarı devirmek" diye ürettikleri kavramı sahiden "kötü" şeytanca bir hileymiş gibi yazdılar çizdiler. Onlarcası günlerce "muhbir" köşelerinde demokratik yollarla ikitidarın devrilemeyeceğini iddia etti. Şimdi bunlara çağımızın en ahmakça analizleriyle beyaz saçlı, bunak bir kadın eklendi. "Uzun Franco" sayılabilecek bir adamı, Orwell gibi birinin alkışlayacağını ortaya attı. Frenlenemezse çok keskin kutuplarla iç savaşın kapısındaki bir ülke gerçeğini "Rönesans" diye tanımlamayı ancak Gogol'un Burun hikayesindeki absürdlüklerle izah edebilirim. Hoş, Rönesans'a büyük savaşların, büyük özgürlüklerin öncülüğünü yaparak Avrupa'nın uygarlaşma sürecinin gümüş basamağı denebilir. Oysa bu iktidar ve görgüsüz yandaşlar toplamı; tarihi uygarlaşma hedefiyle ilerleten taraf değil, bunun karşısındaki reaksiyoner cepheyi temsil ediyor. Ustası, bürokrasisi, polisi, yargısı ve jurnalcısıyla reaksiyoner iktidarı... İlk fırsatta kütüphane kütüphane gezip Türklüğe, İslam'a ne kadar "zararlı yayın" varsa yakacak tipler, bugün 1930 model bir diktatör eğilimine sahip tipten "çağımızın yeni Yusuf" karakterini yaratmayı başardılar. Çakma Yusuf‘un miting platformlarından böğürerek çıkardığı korkutucu gürültüye "Mirac'a yükselen" Davudi ses dediler.
İstikballerini para-emlakla garantiye almak isteyen yeni tip aydınlardan söz ediyorum. Kimisi bu neo peygamberi pazarlarken onun kendi suratına geçirdiği siyah peçeyi kök boya ile bembeyazlaştırdıktan sonra gözalıcı ipekten bir kumaşa çevirip satıyor. Kimisi de onun yürüdüğü yolları renk cümbüşü çiçek bahçesinden geçen patikaya benzetip piyasalıyor. Bir başkası ise onun, barışçıl niyetlerle kendisiyle siyasi pazarlık yapmak isteyen Kürd'e tehdidine "hadis" diyor.
Bazı andavallara göre Üsküdar‘daki evinin bahçesinde sakladığı para kutularında "Peçeli Peygamber"in "gizli gülü" saklı. Biz onu anlamayanlar, ona karşıt olanlar; gizli gülün tılsımından habersiziz. Horasan'dan çıkıp Nişabur kapılarına dayanan Peçeli Peygambere köleler, dilenciler, dalavereciler, deve hırsızları ve kasaplar inanmayı reddettiler. Bir aslanı kör etmesinden sonra bu ayak takımı da ona inandı ve cihada gönül verdi. Ta ki sarayda tecavüz mağduduru bir kadının idam edilmeden önce çıkıp Mervli Hakim'in yüzündeki maskenin cüzzamdan kaynaklı olduğunu, tırnaklarının hastalıktan döküldüğünü, onun bir sahtekar olduğunu açıklayana kadar... Taraftarlarının gözünde yüzündeki cüzzamıyla, parmaksız haliyle evrenin en güzeli, en iyisi diye pazarlanan Mervli Hakim'i yine taraftarları mızraklayıp delik deşik ettiler. Çağımızın Peçeli Peygamberine ilk mızrağı dalevereci Gülen Cemaati soktu, lakin sadece yaralandı. Beklentimiz bankalara, yargıya, gazetelere, televizyonlara, oraya buraya sirayet etmiş hırsızların, örtülü-örtüsüz çakalların açlıklarında bu zorbaya öldürücü darbeleri indirmeleri... Türk Konsolosluğu'nda çalışan 49 personeli için Kobanê‘yi barbarlara teslim etmeye çalışan bu zorbanın devrilişine tanık olmak arzumuza binaen...
Dipnotlar: Peceli Peygamber için http://de.wikipedia.org/wiki/Al-Muqanna%CA%BF linkindeki kaynakları taramanızı ve Borges'in ilgili kitabından yararlanmanızı öneririm.
Gizli Gül: Peçeli Peygamber‘in büyük sırrı