
İmralı’daki görüşmeler hükümetin yaklaşım ve söylemlerine rağmen çok önemlidir. Açlık grevleriyle önemli oranda çöken İmralı sistemi bu görüşmelerle bir daha diriltilemez noktaya gelmiştir. Erdoğan ne derse desin, artık İmralı sistemini ayakta tutmaları zordur. Çünkü İmralı Kürt sorununun kilit noktası haline gelmiştir. Artık kim İmralı’sız Kürt sorununun çözüleceğini söyleyebilir. Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini artık ezmek ve tasfiye etmek mümkün olmadığına göre, İmralı sistemi çökmüştür demek yanlış değildir. Artık İmralı görüşmelerin merkezidir. Oslo, Davos, Camp David ya da görüşmelerin yapıldığı başka yerler gibi.
Kürt Halk Önderi kırk yıldır yaşamının her anını bu halkın mücadelesine vermiştir. Kendisi için tek bir saniyesi olmamıştır. Belki de dünya tarihinde böyle bir kişiliğe rastlamak zordur. Ortadoğu, Türkiye ve Kürt gerçeğini de en iyi bilen kişidir. Yine Ortadoğu’da emperyalist güçlerin hangi politikalar izlendiğinin en iyi farkında olan bu önderliktir. Ortadoğu’nun merkezinde zorluklar içinde mücadele vermek ve Kürt sorunun karmaşıklığı bu önderliğe böyle bir yetenek ve meleke kazandırmıştır. Hiç kimse bunu küçümsememelidir. Ortadoğu’nun tüm sorunlarının çözümünde de bu önderliğin düşüncelerinden yararlanılabilir. Zaten esas yoğunlaşması Ortadoğu’daki sorunların nasıl çözüleceği üzerinedir. İmralı’da yazdığı savunmaları da bunun somut ifadesidir.
Kürt Halk Önderi kırk yıllık mücadelesi, ideolojik, siyasi ve pratik önderliğiyle Kürt halkında en büyük siyasi otorite olmuştur. Hiçbir birey ve siyasi otorite bu gerçekliğin yanına bile yaklaşamaz. Otorite olması ve Kürt halkı tarafından önderlik olarak kabul edilmesi açık aradır. Bu açıdan Kürt Halk Önderinin bu süreçte arkasındaki destek tamdır. Hiç kimse bundan kuşku duymasın. Tabii ki çok önemli olan Kürt sorunu konusunda yapılan değerlendirmeler sadece ve sadece İmralı’nın rolünün etkili olmasına yöneliktir. Kürt Halk Önderi de kesinlikle bu kadar önemli bir konuda demokrasi güçleri, örgütü, Kürt demokratik hareketi ve Kürt halkıyla ilişkili olmadan kesin kararlar vermez. Şimdiye kadarki siyaset tarzı böyledir. Bazıları bu Önderliğin dediğim dediktir biçiminde çalıştığını sanır. Bunu tanımayanlar söyler. Ya da Türk özel savaşının propagandalarından etkilenenler. Güçlü ve etkili bir otoritedir. Düşüncelerini ve tavrına itibar edilir, uyulur. Ancak bu önderliğin kendisi böyle çalışmaz. Her görüşünü dikkate alan Kürt Özgürlük Hareketi de bunu bilir. Bu nedenle bu önderliğin örgütüyle ve demokratik güçlerle ilişki içinde olması gerektiği söylenmektedir.
Bu önderliğin 2011 baharında hazırladığı protokollerden ikisi kendisiyle görüşecek komisyonlarla ilgiliydi. Bu komisyonlarla birlikte çözümün Yol Haritası ve temel parametreleri netleştirilecekti. Yine örgütüyle her zaman ilişkilerinin olması üzerine kurulan bir görüşme süreciydi. Bu nedenle eğer görüşmeler ilerleyecekse bu önderliğin dışarıyla ve örgütüyle ilişkileri yine olacaktır. Hiç kimse olmayacaktır diyemez. Her şeyden önce bunun altını çizmeliyiz.
Herkes bilmeli ki, AKP bu süreci bir tasfiye süreci ve Kürt sorunundan ucuz kurtulma olarak düşünüyorsa bu büyük bir yanılgıdır. Ancak Kürt Halk Önderinin ve Özgürlük Hareketi’nin makul ve kabul edilebilir çözüm yaklaşımı içinde olduğu da bilinmektedir. Bu açıdan olacak çözüm, kültürel soykırım politikalarına son verecek ve Kürtlerin bir toplum olarak demokratik siyasi iradesini tanıyacak bir çözüm olacaktır. Bu Önderliğin ve hareketin milliyetçi ve ulus-devletçi bir yaklaşım içinde olmadığı açıktır. Çözüm de bu türden aranmamaktadır. Eğer Türk devleti Kürtleri kültürel soykırım politikalarından vazgeçer ve bir çözüm iradesi olursa görüşmeler çözüm yoluna evrilebilir.
Şunun bunun sabote etmesinden söz ediliyor. Bir çözüm iradesi varsa hiç kimse hiçbir şeyi sabote edemez. Tek sabote edecek zihniyet ve güç vardır; o da Kürt sorununda eski zihniyetin sürdürülmesidir. Kürt sorununda çözüm iradesi yoksa tabii ki sonuç çıkmaz. Özcesi bu görüşmelerde sonuç çıkıp çıkmaması sadece ve sadece AKP’nin tavrına bağlıdır. AKP’de bir çözüm iradesi varsa şu ya da bunun sabote edeceğini söylemek bir safsatadır. Ya da AKP’nin bir çözüm politikası olmadığı için şimdiden sonuçsuzluğa kılıf aranmaktadır. Bu tür söylemler, çözüm politikası olmayanların söylemidir.
Çözüm de, çözümsüzlük de Türk devletinin, dolayısıyla AKP’nin elindedir.
AKP’nin ben görüşmüyorum, istihbarat örgütü görüşüyor demesi de bir demagojidir; laf salatasıdır. Belki şimdi açık üstlenmede zorlanıyor olabilir; ama mevcut görüşmeler bal gibi devlet ve hükümet görüşmeleridir. Ancak bu görüşmelerde heyetlerin seviyesi tabii ki yükseltilmelidir. Hükümet adına görüşmeler yapsa da sadece MİT müsteşarı başkanlığındaki heyetler sonuç alamaz. Artık MİT müsteşarı içinde olsa da heyetin düzeyinin yükseltilmesine ihtiyaç vardır. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın konuşmaları nedeniyle bu sürecin güven içinde yürütülmesi açısından da heyetin düzeyinin yükseltilmesini gerektirmektedir.