2019’un son günleri, ABD ve müttefiklerinin İran ile hesaplaşmasının, 2020’de çok daha sert bir seyir izleyeceğini gösterdi. Hesaplaşma, Irak’ta karşılıklı askeri hamlelere kadar gidebiliyor.
SEYİT EVRAN / ANF/HABER MERKEZİ
ABD ile İran arasında son günlerde yeniden Irak’ta alevlenen çelişki ve adım adım çatışmaya doğru giden kriz, yeni değil. Bu krizin temelleri 1979 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliğinin işgal edilmesi ile başladı ve günümüze dek sürdü. İran, ABD ve İsrail karşıtlığı çizgisini kendisine yönelik tehditleri ve İsrail karşıtlığı siyaseti ülke dışındaki alanlarda “Spay Kutsi” adıyla oluşturduğu Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki güçlerle sürdürmek istedi.
İran, ABD ve İsrail’in İran karşıtlığı politikalarını durdurmak, onlarla mücadele etmek için Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de oluşturduğu paramiliter güçlerle yayılmacı politika izlerken, ABD de hem bölgeye yerleşmek hem de bölgedeki İran etkinliğini kırmak için politikalar izledi, projelere üretti. ABD ile İran arasında kısaca tarihsel kökeni bu temelde olan gerginlik, ABD’nin 2003 yılında Saddam’a müdahalesi ve Irak’a yerleşmeye başlaması ile farklı bir aşamaya geçti. 2012 yılında Tunus’da başlayıp Suriye’ye kadar yayılan süreçle ABD’nin, bölgede başta Suriye olmak üzere birçok alana girmesi ile İran’la olan çelişkileri daha da derinleşti.
ABD ile Rusya Suriye’de İran’a karşı anlaştı
Son yıllarda ABD’nin Kürtleri gerekçe yaparak Suriye topraklarına girmesi ile bu çelişki Suriye topraklarına da yansıdı. ABD’nin Suriye topraklarına girmesi İran için iki açıdan tehlike oluşturuyordu. Birincisi, Suriye’deki İran varlığı açısından tehlikeydi. İkincisi ise Suriye’nin Lübnan sınırı olması itibarıyla İran’ın Lübnan’daki varlığı üzerine tehlike oluşturuyor. Bu yüzden İran, ABD’ye karşı Türkiye ve Rusya ile Suriye’de aynı cephede ve Kürtlere karşıt bir pozisyonda yer aldı. Ancak ABD ve Rusya arasında her ne kadar egemenlik çelişkileri yaşansa da İsrail’in güvenliği her iki ülke için başat bir sorundu. ABD ile Rusya her iki ülkede Suriye’de izledikleri politikalarda aralarında ciddi çelişkiler yaşasa da İran’ın İsrail’le Suriye’de oluşturacağı tehdide karşı, İsrail’in güvenliği konusunda İran’a karşı anlaştılar. Bundan ötürü İran’ı Suriye’de sınırladılar. Suriye’de Şam çevresi başta olmak üzere Halep, Hama, Humus’ta resmi bir şekilde bulunan güçlerine yönelik İsrail saldırıları başladı. İran’ın resmi ve açık bir şekilde bulunan güçleri öyle bir duruma geldi ki kendisini gizleme yoluna gitti. Böylelikle ABD ile Rusya arasındaki anlaşmadan ötürü İran, Suriye’de sınırlandırılmış oldu.
Irak: Çelişkiler yumağı
ABD ile İran arasındaki çelişki, kriz ve gerginliğin son yıllarda ağırlık merkezi Suriye, Lübnan’a kaysa da 2003 yılından bu yana en fazla çekişmenin yaşandığı yer Irak oldu. Ancak 2012 yılından sonra İran, çelişkilerin merkezini Lübnan, Suriye ve en son Yemen’e de kaydırarak, daha geniş bir alanda karşılamaya çalıştı. Yemen’de Suudi Arabistan ile karşı karşıya gelmesi ve başlayan iç savaşla İran frenlendi. Suriye ve Lübnan üzerinde Rusya ile ABD’nin anlaşması, İran ile ABD’nin çelişki, çatışma ve gerginliğinin merkezini yeniden Irak’a kaydırdı. ABD, 2018 yılında tek taraflı olarak nükleer enerji anlaşmasından çekilerek, İran’a yönelik kademeli olarak başlattığı ağır ambargolarla bu çelişkiyi tırmandırdı.
Aynı yıl Irak’ta önce genel seçimler, ardından bölgesel seçimler yapıldı. Seçimler yapılmasına rağmen halkların, mezheplerin kendi aralarındaki çelişkileri ve yine İran ile ABD arasında yaşanan çelişki ve uzlaşmazlıktan ötürü uzun süre Irak’ta cumhurbaşkanı seçilemedi, hükümet kurulamadı. Uzun süren görüşmeler ve müzakerelerden sonra Ekim ayı başında cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı seçilen Berhem Salih, yeni hükümeti kurmak için Adıl Abdulmehdi’yi görevlendirdi. Abdulmedi, bir aylık görüşmelerden sonra Ekim sonunda 8 eksik bakanlık ilk kabinesini parlamentoya sundu. Kademeli olarak eksik kalan bakanları tamamladı. ABD ile İran arasındaki zımni uzlaşma olmasaydı Abdulmehdi hükümeti kurulamazdı. İran’a mesafeli olan, Mukteda El Sadr, Amr Hekim, Haydar Abadi gibi isimler hükümete şartlı destek verdi. Şartlarının başında yolsuzlukla mücadele ve 2014 yılında DAİŞ ile mücadele amacıyla kurulan Haşdi Şabi güçlerinin tamamının Irak ordusuna dahil edilmesi geliyordu. Hükümete şartlı destek veren gruplar, hükümetin verdiği bu sözleri yerine getirmesi için bir yıllık süre tanımıştı. Yıl dolmak üzereyken ve henüz gösteriler başlamadan kısa süre önce, Iraklı Arap Şii Dini Merci Ali Sistani, bir açıklama yaparak, hükümetin Haşdi Şabi güçlerini Irak ordusuna katma üzerine verdiği sözleri yerine getirmesi istedi. Sistani, “Ya bu hükümet sözünü yerine getirecek ya da yıkılacak” şeklinde çok sert bir açıklama yaptı. Sistani’nin ardından Sadr, Abadi ve Amr Hekim’in açıklamaları geldi. Bu açıklamalardan kısa süre sonra, Ekim ayı başında verilen sözler yerine getirilmediği için başta Iraklı Arap Şii Dini Merci Ali Sistani olmak üzere Mukteda El Sadr, Amar Hekim ve Haydar Abadi’nin destek vermesi ile Irak’ın başkenti Bağdat başta olmak üzere Arap Şiilerin yaşadığı bölgelerde hükümet karşıtı halk ayaklanması başladı. Gösteriler, 29 Kasım’da Başbakan Adıl Abdulmehdi’nin istifasına rağmen durmadı. Şii liderler, “BM ve uluslararası güçlerin gözetiminde erken seçim yapılana kadar devam edecek” dedi.
İran ve Berhem Salih’in hamleleri
İran, buna karşı kendisine yakın Şii grupların içinde yer aldığı Bina Koalisyonu üzerinden bir hamle yaptı. Bina Koalisyonu, göstericilerin ve Şii liderlerin erken seçim talebini görmezden gelerek, parlamentoda en büyük grup kendileri olduğundan, hükümeti kurması için önerdikleri adaya görev verilmesini istedi.
Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih, anayasanın kendisine tanıdığı haklara dayanarak, Bina Koalisyonu’nun dayattığı adaya hükümet kurmak için görev vermeyeceğini açıkladı. Salih, yaptığı hamle ile göstericiler ile Şii grupları arkasına almayı başarırken, Bina Koalisyonu üzerinden İran’a karşı öne geçti. Bu durum İran’ın Irak’ta da kaybetmeye başlaması demekti. Askeri olarak Haşdi Şabi güçleri üzerinden olan yönelimlerden ötürü daralmış olan İran için siyasi anlamda da bir daralmaya doğru gidişinin başlaması demekti.
Haşdi Şabi harekete geçti
ABD karşısında Suriye, Lübnan ve Yemen’de daralan İran, giderek Irak’ta da daralmaya başlayınca, Irak’ta İran’a yakın olan Haşdi Şabi grupları devreye sokuldu. Bu gruplardan bazıları siyasi atmosferi değiştirmek, gösterileri etkilemek, göstericileri sindirmek için Bağdat, Necef, Kerbela, Zikkar başta olmak üzere birçok yerde göstericilere yönelik saldırılar başlattı. Saldırılara Irak genelinde ve uluslararası alanda büyük tepkiler geldi. Bu saldırıların İran yanlısı gruplar tarafından yapıldığı da gerek Irak’ta gerekse uluslararası alanda dile getirildi.
İran yanlısı gruplar bir yandan göstericilere yönelik saldırılar geliştirirken, öte yandan Ekim ayı sonundan itibaren ABD’nin Irak’taki üslerine yönelik füzeli saldırılar da başlattı. İran’da en üst düzeyde gelişen bu saldırıların olabileceğine yönelik açıklamalar yapılmıştı. Bu açıklamalardan mesajlarını alan Haşdi Şabi içindeki İran yanlısı Esayip Elil Hak, Irak Hizbulahı, Bedir Tugayları, Ekim ayından itibaren ABD’nin başta Bağdat’taki merkez üssü olmak üzere Anbar, Tel Afer ve Kerkük’teki üslerine yönelik farklı tarihlerde füzeli saldırılarda bulundu. ABD ve İsrail de bu saldırılara karşı farklı zamanlarda Haşdi Şabi içindeki bu grupların Irak’ın farklı yerlerindeki karargahları, silah ve cephane depolarına yönelik saldırılar gerçekleştirdi. ABD, Haşdi Şabi’nin içindeki bu grupların başındakilere yaptırımlar uygulayan kararlar aldı.
Bardağı taşıyan son damla
En son 28 Aralık’ta ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin Kerkük’te konumlandıkları K1 Askeri üssüne yönelik füzeli saldırı gerçekleşti. ABD saldırıdan Haşdi Şabi içindeki İran yanlısı Irak Hizbullah’ını sorumlu tuttu. Bir gün sonra ABD, El Kaim’de Irak Hizbullah’ına ait 6 merkezi vurdu. İran’a yakın Esayip Elil Hak grubu ile Haşdi Şabi genel sorumlusu Hadi Amiri’den “yabancı tüm güçler topraklarımızdan çıkarılsın” açıklamaları geldi. Hadi Amiri’nin bu açıklaması, başta Başiki olmak üzere Başûrê Kurdistan’daki Türk işgalci güçlerini de kapsıyordu. O yüzden Hadi Amiri’nin açıklamasına ilk cevap Irak Türkmen Cephesi’nden geldi. ITC resmi hesaplarından yapılan açıklamalar, “Türk güçlerinin Irak’ta kalması gerekir” yönünde oldu.
Sadr’dan farklı tepki
Saldırıya ilişkin bir tepki de Mukteda El Sadr’dan geldi. Sadr, saldırıyı Irak’ın egemenliğine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdi. Siyasi ve askeri olarak ABD ve Irak’taki yabancı güçleri Irak’tan çıkarmaya hazırlıklı olduklarını söyledi. İran yanlısı Haşdi Şabi gruplarından da “ABD güçlerinin saldırılarına zemin olacak sorumsuz saldırılardan kaçınmasını” istedi. İran, Suriye, Lübnan, Yemen’de yaşadığı daralmaya Irak’ın da tümden eklenmesini istemiyor. Irak’ta ABD ile bir çatışmaya kadar götürecek bir süreci başlatarak, Irak’ı kaybetmeyi önlemek adına süreci Haşdi Şabi grupları üzerinden daha da tırmandıracağı ortaya çıkıyor. Bu da Irak’ta uzun süredir yaşanan belirsizliğin giderek bir iç savaşa doğru hızlı adımlarla ilerlemesi anlamına geliyor.
750 ABD askeri Ortadoğu'ya gidecek
Irak'ta son günlerde artan ABD-İran gerginliğinden dolayı ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ek olarak 750 askeri, acil bir şekilde Ortadoğu'ya gönderecek.
Bu karar, 31 Aralık'ta Irak'ın başkenti Bağdat'ta ABD Büyükelçiliğinin etrafında çok sayıda kişinin toplanmasından sonra geldi.
Cuma günü Irak’ta bir askeri üsse yönelik onlarca roket atışında bir Amerikalının ölmesi, 29 Aralık’ta ise ABD’nin misilleme yaparak Irak ve Suriye'de, İran yanlısı Hizbullah Tugayları’ndan 25 kişiyi öldürmesinden sonra göstericiler, 31 Aralık'ta Bağdat’taki ABD Büyükelçiliğinin etrafını ablukaya almıştı.
ABD Büyükelçiliği binası önünde toplanan çok sayıda kişi elçiliğin camlarını kırdı, dış duvarı ise yaktı. Ancak göstericilerin Yeşil Bölge denilen yüksek güvenlikli bilgedeki binanın içine giremedikleri belirtildi. Dün de Haşdi Şabi yanlıları, ABD Büyükelçiliği önünde oturma eylemi yaptı.
ABD, Büyükelçiliğe saldırıdan İran’ı sorumlu tutuyor.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Ortadoğu’ya 750 ek asker göndereceklerini açıkladı. Esper, “750 dolayında asker derhal bölgeye konuşlandırılacak” dedi.
Esper, “Bu konuşlandırma, Bağdat’ta tanık olduğumuz gibi Amerikalı personel ve tesislere karşı artan tehdit düzeylerine yanıt olarak uygun ve tedbir amaçlı bir eylemdir” diye ekledi.
AFP’ye konuşan Amerikalı bir yetkili, belli bir sürede bölgeye 4 bin asker gönderilebileceğini ifade etti.
Trump: Bu uyarı değil, tehdittir
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump da yıl sonunda Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD ve İran’ın savaşa gireceğini düşünmediğini söyledi. Trump, “Bunun olacağını sanmıyorum” dedi.
31 Aralık günü Twitter üzerinde de bir açıklama yapan Trump, “İran can kayıpları veya tesislerimizde oluşan hasarlardan tamamen sorumlu tutulacaktır. Bedelini ağır ödeyecekler. Bu bir uyarı değil, tehdittir” diye belirtti.
Bu arada İran dini lideri Ali Hamaney de ABD’nin Irak’ta İran yanlısı Şii milislere yönelik bombardımanını kınayarak, “Bu tip (Trump) bir kez daha saldırılardan dolayı İran’ı suçladı. Hiçbir şey yapamazsınız. Mantıklı olsaydınız, ki değilsiniz, Irak ve başka ülkelerde işlediğiniz suçlardan dolayı ulusların sizden nefret ettiğini görürdünüz” dedi. Hamaney, “Eğer İran bir ülkeyle çatışmaya karar verirse, bunu açıkça yapar. Eğer biri ulusumuzun çıkarlarını tehdit ederse, hiç tereddütsüz karşılık veririz” dedi.
WASHINGTON/BAĞDAT