SİDAR DERSİM/HABER/ANALİZ


Musul’u ve Tel Afer’i DAİŞ’ten temizleme operasyonu, Şengal’deki Demokratik Özerklik ve 25 Eylül’de yapılacağı belirtilen Güney Kürdistan Federe Bölgesi’nin bağımsızlık referandumu gibi gelişmeler, hem Irak hem de Güney Kürdistan’ı çok yakından izlenmesi gereken bir coğrafya haline getiriyor.

Irak’ta olay ve olguların perde arkasını görebilmek, yakın ve orta vadede olası gelişmeleri kestirebilmek Kürtler açısından oldukça hayati bir önem taşıyor.

Güney Kürdistan’da yaşayan Kürt siyasetçi Dr.Hüseyin Akdağ, Irak ve Güney Kürdistan açısından 3 önemli tespitte bulunuyor.

1-Irak’ta Arap Şiiliği geliştirilerek İran’ın, Irak üzerindeki etkisi kırılmaya çalışılacak. ABD’nin bu projesi, tutup tutmayacağı belli değil ancak bu proje devrede.

2-Musul, DAİŞ’ten temizlendi ama şimdi harap durumuna gelmiş koca bir kent ortaya çıktı. Bundan sonra kentin yönetiminde Sünni nüfusun hassasiyetleri gözönünde bulundurulacak ve buna göre bir yönetim oluşturulacak. Bu bağlamda bakılırsa, Şii Irak hükümetinin, Sünni–Şii dengesi için Êzîdîleri önemli bir denge unsuru olarak ele alması büyük bir olasılık.

3-25 Eylül’de Güney Kürdistan Federe Bölgesi’nde bağımsızlık referandumu var ancak Kürt tarafı askeri, ekonomik, diplomatik ve siyasi açıdan ortaya çıkabilecek sorunlara karşı hazır değil.

Musul operasyonu sırasında kentin DAİŞ çetelerinden temizlenmesi durumunda farklı gelişmelerin olacağının daha önce tahmin edildiğini belirten Dr. Hüseyin Akdağ, hem kentin şu anki durumu hem de ileride yönetim biçimine ilişkin şunları belirtiyor: “Musul’un hem Irak hem de Kürtler açısından önemli bir süreci başlatacağı konuşuluyordu. Musul operasyonunun ardından yüzde 50’si harabeye dönmüş bir kent kaldı. DAİŞ temizlendi ama kent da tahrip oldu. Kent merkezine Irak ordu güçleri ve Şii milis gücü Haşdi Şabi hakim oldu. Şimdi kentin sahibi olduğunu düşünüyorlar. Kent için önümüzdeki süreçte nasıl bir yönetim olacağı tartışmaları var. Özellikle Amerika ile birlikte Musul’un biraz daha özerk bir şekilde örgütlendirilmesi yönünde yaklaşım da var. Tartışmalar sürüyor. Özellikle Sünnilerin yoğun olduğu ve onlara ait şehirlerin özerk bir bakanlık tarafından örgütlenmesi üzerine yürütülen bir tartışma var.“


ABD’nin çabası İran’ın etkisini kırmak

ABD’nin Ortadoğu politikalarında kendisine önemli rakip gördüğü İran’ı, Irak’ta sınırlandırmaya çalıştığına dikkat çeken Dr.Akdağ, ABD’nin Pers Şiiliği’ne karşı, Arap Şiiliği’ni geliştirmek istediğini söyledi. Bunun önemli bir proje olduğuna vurgu yapan Akdağ, tutup tutmayacağı henüz belli olmayan bu projeyle İran’ın bu ülkedeki etkisinin kırılmak istendiğine vurgu yaptı.

Ayrıntıları Kürt siyasetçi Dr. Akdağ’dan dinleyelim: “Bu siyasi proje çerçevesine Şiilik, Necef ve Kerbela’ya taşınmak isteniyor. Irak’ta geliştirilmeye çalışılan Şiilik; İran Şiiliği’nden çok, Arap Şiiliği’dir.  Yeni bir Şiilik anlayışıyla İran ile Irak arasında bir mesafe konulmak isteniyor. Dikkat edilirse, son dönemlerde Şii liderlerden Mukteda El Sadr‘ın, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan gezileri oldu. 27 yıl sonra ilk kez, Suudi Arabistan ile Irak arasındaki kapılar açıldı. Karşılıklı olarak elçilikler, konsolosluklar açılıyor. Bu anlamda Irak merkezli, çok fazla İran’ın etkisinde olmayan yeni bir Şiilik yaratılmaya çalışılıyor. Şiiliğin merkezi daha çok Necef ve Kerbela’ya taşırılmak isteniyor. Sadr, Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Sadr, İranla ilişkileri olmasına rağmen belli bir anlamda Arap milliyetçiliği de var. Ammar El Hekim’i de bu bloka katmak istiyorlar. Irak Başbakanı Haydar Edabi’yi de bu blok içinde düşünüyorlar. Yeni bir Arap Şiiliği ile aynı zamanda yeni bir Irak, dizayn edilmek isteniyor. Bu ne kadar tutar? Daha doğrusu tutar mı, tutmaz mı? Bu ayrı bir tartışma konusu ama şu an yürütülen proje bu.“

ABD neden referanduma karşı çıkıyor?

Gerek Irak, gerekse de Güney Kürdistan Federe Bölgesi‘ndeki tartışmaların, bağımsızlık referandumu ile paralel bir şekilde geliştiğini; ana eksendeki tartışmanın referandum olduğuna işaret eden Dr.Hüseyin Akdağ, Irak’a göre dizayn edilen yeni Şiilik ile referandum arasındaki ilişkiyi de şu şekilde aktarıyor: “ABD, referandumu bir bakıma kendi projesini tahrip eden ve engelleyen bir yaklaşım olarak görüyor. Onun için ABD ısrarla ‘Biz referanduma karşıyız, ertelenmesinden yanayız. Irak’ın toprak bütünlüğünü destekliyoruz‘ diyor. ABD’nin, eğer böyle bir şey gerçekleşir; Kürtler ve Araplar arasında bir çatışma ortamı olursa bu projenin sekteye uğrayıp, çökeceği şeklinde bir değerlendirmesi var. Referandum olur mu olmaz mı bu ayrı bir tartışma ama bu girişimin sahibi olan Güney Kürdistan Yönetimi’nin eli o kadar da güçlü değil.“


Altyapı eksikliği

Her şeyden önce bağımsızlık referandumuna gitmek Kürtlerin hakkı. Kürtlerin de en az diğer halklar kadar kaderini tayin etme, geleceğini belirleme hakkı var. Ama Kürtler bu hakkını kullanırken eli ne kadar güçlü? Eli güçlü değilse neden değil? Konu hakkında Kürt siyasetçi Dr.Akdağ eksik ve yetersizlikleri tek tek ele alıp şöyle: “Musul operasyonundan bahsettik. Musul operasyonunda pazarlıklar yapılırken KDP, Kerkük, Şengal ve Mexmûr üzerine ciddi bir tartışma yürütmedi. Yani o alanlarda da şu anda muğlak bir durum var. Musul tartışılırken, KDP’nin daha fazla para talep eden ve PKK’nin etkisini daha fazla sınırlandırmaya dayanan yaklaşımı; referandum boyutunda Kürtlere, Kerkük, Şengal ve Maxmûr’daki pozisyonunu tehlikeye girmesi şeklinde geri dönüyor. DAİŞ’in elinde şu anda tek büyük ilçe kaldı. Bu da Kerkük’e bağlı Hawice’dir. DAİŞ’in gücünün büyük bir kısmını bu ilçeden yönelttiği söyleniyor. DAİŞ’in son dönemde Tuzxurmatu ve Celawla tarafındaki saldırılarının büyük oranda bununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Tel Afer’de sağ kalan çete üyeleri de bundan böyle Hawice tarafında Kürtlere saldıracak. Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçleri de bunu bahane edip Kerkük’e girebilir. Kerkük’te Kürtlerin pozisyonu da bu durumda bir nevi tartışmalı hale gelecek. Şimdi bunların hepsini biz referandumla birleştirdiğimizde çok nazik ve kırılgan bir durum ortaya çıkıyor. Güney Kürdistan yönetiminin tüm bunlara karşı ciddi bir hazırlık yapmadığı ortaya çıkıyor. Bu hazırlıksızlığı askeri, siyasi ve ekonomik açıdan katagorize etmek mümkün. Musul operasyonu pazarlıklarında Maxmûr, Kerkük ve Şengal’in statüsü tartışılsaydı bugün Kürtler referandum konusunda eli daha da güçlü olurdu. Şimdi daha rahat tartışıyor olacaktık. Referandum yapılacaksa daha çok Hewlêr, Süleymaniye ve Duhok’ta olacak. Bu alanlarda bile hakimiyeti çok fazla olamayacak.“


Askeri ve ekonomik alanda bir hazırlık yok

Referanduma giderken ciddi hazırlıksızlığın askeri, ekonomik ve ulusal birlik noktasında da olduğuna dikkat çekiyor Dr.Hüseyin.

Askeri güçler açısından Irak ve Güney Kürdistan’ı şu ifadelerle kıyaslıyor: “Irak’ın askeri anlamda çok ciddi bir gücü yoktu. Ancak DAİŞ ile savaştan sonra şu anda 600-700 binlik bir ordudan bahsetmek mümkün. Binlerce tank ve zırhlı aracı mevcut. Yine güçlendirilen hava kuvvetleri var. Güney Kürdistan’daki peşmerge güçlerine baktığımızda ise parçalı, bölük pörçük, sadece kendi gücünü koruyabilen bir noktada bulunuyor. Askeri anlamda da atılım yapan, kendisini büyüten, kendisini profesyonelleştiren bir durumu yok.“

Dr.Hüseyin Akdağ, ekonomi alanında da Güney Kürdistan yönetiminin halkı üretime yönelten, teşvik eden ve kendi kendine yeten bir ekonomik alt yapıyı oluşturmadığını vurguluyor. 

Dr. Akdağ haklı olarak domatesinden ununa kadar Türkiye ve İran’dan gelen tüketim mallarına bağımlı olan bir ekonomiyle, İran ve Türk devleti gibi sömürgeci güçlerin olası bir ablukasına ne kadar dayanabileceğini sorguluyor.

İç siyaset ve ulusal birlik konusunda da önemli problemlere şu ifadeyle parmak basıyor Akdağ: “Siyasi alana baktığımızda Güney Kürdistan Parlamentosu çalışmaz durumda. Siyasi partiler arasındaki ilişkiler çok sıkıntılı. Yine Kürtler arası ulusal kongre ve konferans tartışması vardı. Bu anlamda da belli bir tartışma yürütüldü ancak KDP buna sıcak bakmadı.”  


Operasyonlardan sonra fotoğraf daha da netleşir

Dr.Akdağ, referanduma giderken tüm bu hazırlıksızların da gözönünde bulundurulmasının Kürtler açısından hayati öneme haiz olduğunu söyledi. Genel anlamda fotoğrafın da Hawice ve Tel Afer operasyonları ile daha da netleşeceğinin altını çizdi. 

Irak yeniden dizayn edilirken ve güçler kendini yeniden konumlandırmanın yolunu ararken, Êzîdîlerin kutsal mekanı Şengal’in geleceği de Kürtler açısından büyük bir önem taşıyor. Musul, Tel Afer operasyonu ve bağımsızlık referandumu derken Êzîdî Kürtler, Demokratik Özerkliği ilanını tartışmaya açtı. 3 Ağustos 2014’te bir anda DAİŞ’in soykırımı ile karşı karşıya kalan Êzîdî Kürt halkı, şimdi hem askeri hem de siyasi anlamda önemli bir güç sahibi. 

KDP’nin şimdiye kadar hem Rojava’ya hem de Şengal’e büyük bir ambargo uyguladığını belirten Dr.Hüseyin, Musul ve Tel Afer operasyonlarıyla birlikte KDP’nin Şengal’deki ambargosunun da büyük oranda çöktüğüne dikkat çekti. 

KDP’nin Şengal yolu üzerinde gümrük kurup para alması gibi traji komik uygulamaların Haşdi Şabi ve Irak’ın Şengal’e komşu olmasıyla birlikte hükümsüz bir hale geldiğini ifade eden Dr.Akdağ, bu güçlerin Şengal’e bir saldırı olasılığının da zayıf olduğunu dile getirdi. 


Denge için Êzîdîlerle uzlaşma şart

Bu konuda Dr.Hüseyin Akdağ’ın argümanları şunlar:

* Şengal’in üçte biri Irak kuvvetlerinin elindedir. Şengal’in etrafında DAİŞ çetelerinin temizlenmesiyle birlikte Irak ordusu Şengal’in komşusu olduğu kadar, bu alan üzerinde söz sahibi olan merkezlerden biridir. Êzîdî Kürt halkıyla uzlaşmaya gitmesi daha büyük bir olasılık dahilindedir. 

* Muhtemelen Êzîdî Kürtlerinin Demokratik Özerklik talebini Irak kabul eder. Çünkü o bölgede Arap nüfusu yok. Demokratik Özerklik, Irak halklarına herhangi bir zarar vermediği gibi, özerk bir yapıya kavuşmuş Êzîdî Kürtler, Sünniler ve Şiiler arasında önemli bir denge rolü oynayabilir. Dengeyi oluşturabilmek için de Êzîdî Kürtlerin, Demokratik Özerklik temelinde güç olması gerekiyor. 

* Şii kimliğini taşıyan Irak hükümeti; Êzîdîlerle bir denge oluşturamazsa, Sünnilerle de oluşturamaz. Irak, DAİŞ’e karşı başarılı operasyonlara rağmen giderek daha da içinde çıkılmaz bir sorunlar yumağına döner. 

* Şengal’de çatışmalara bir nevi kaynaklık yapan petrol bulunmuyor. Bundan dolayı Tel Afer ve Hawice operasyonlarının ardından Irak güçleri Şengal’den ziyade bol miktarda petrolü bulunan Kerkük’te Kürtlerle karşı karşıya gelmesi daha büyük bir olasılık dahilinde. Çünkü Irak Anayasası’nın 140.maddesine göre burası tartışmalı bölgelere arasında bulunuyor ve Irak, Kerkük’teki petrollerin kendisine ait olduğu iddiasını ileri sürüyor. Kürtler açısından Kerkük daha riskli bir alanı oluşturuyor. 

Dr.Akdağ’ın sunmuş olduğu verileri alt alta koyup topladığımızda şöyle bir tablonun ortaya çıktığını görüyoruz: Irak’ta birikmiş sorunlar ve tarafların hamleleri potansiyel olarak büyük bir savaş olasılığını barındırdığı gibi, Kürt, Araplar ve diğer halklar arasında büyük barış ve uzlaşmanın da zemini var.