Kürdistan gerillasından aldığı sert karşılığa rağmen İran’ın ordusunun operasyonda ısrar etmesi ve çatışma alanlarını genişletiyor olması kaygı yaratıyor.
Yurtsever dinamiklerin de operasyona karşı ulusal refleksi arttırmaları ve yaygınlaştırmaları gerekiyor.
Tabii, tam da bu dönemde yapılan operasyon ister istemez, ‘İran bizden ne istiyor?’ sorusunu akıllara getiriyor. Buna bir yanıt bulmak; İran’ın amaçlarını ve operasyonun olası sonuçlarını tartışmak gerekiyor.
İran uzunca bir süredir Amerika, İsrail ve İngiltere’nin başını çektiği Batı dünyası tarafından ciddi bir ‘tehdit’ olarak algılanıyor. Açıkçası ‘baş düşman’ sayılıyor.
Nükleer silah üretmesi, kendini bölgenin egemeni ve vazgeçilmesi görmesi, enerji güvenliğini tehdit etmesi, Afganistan’dan Mısır’a geniş bir coğrafyada kurulmaya çalışan yeni dengelere karşı terör dahil her yol ve yöntemle mücadele etmesi, uluslararası hukuku ve ilişkileri deyim yerindeyse iplememesi, mezhep çatışmalarını tetiklemesi ve İsrail’in yok edilmesi gibi kışkırtıcı laflar etmesi İran’ı Batı dünyasının hedefi haline getirmiş bulunuyor.
İran’dan kaynaklanan çok değişken nitelikli tehditler Batı için ciddi sorunlar yaratıyor. Batı bunu aşmaya; İran tehdidini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
İran da bunu bildiği için askeri-siyasi bir dizi hazırlık yapıyor.
Ancak Arap Baharı’nın İran’a yönelik operasyonu yakınlaştırdığı da anlaşılıyor. Arap ayaklanması Batı’ya aradığı fırsatı vermişe benziyor.
İran ile Amerika arasındaki güç savaşında yakın zamana kadar ibre İran’dan yanaydı; İran yayılıyor, Amerika Irak ve Afganistan batağında debeleniyordu. Fakat Arap Baharı ibreyi tersine çevirdi.
Şimdi Şii İran karşısındaki Sünni cephe genişliyor, buna karşın İran mevzi kaybediyor.
Suriye gibi bölgesel dayanakları darbelenen, Hamas ve Hizbullah gibi ileri uçları örselenen ve Türkiye gibi önemli bir müttefiği saf değiştiren İran, inişe geçmiş görünüyor.
Irak’ın işgalinin ardından Suriye ve İran’la birlikte Amerika’ya karşı cephe açan Türkiye’nin Amerika’ya yakınlaşması dengeleri etkilemişe benziyor.
ABD Dışişleri Bakanı ile CIA’nın yeni patronu ‘çuvalcı generalin’ Ankara ziyaretleri, İsrail-Türkiye diplomatik gel-gitleri, İsrail’in Türkiye’den özür dileyeceği haberleri Türkiye’nin İran’a karşı tutum alacağına işaret ediyor. Kaldı ki Amerika’nın yönlendirmesiyle, Türkiye Lübnan ve Suriye üzerinden İran’la açıktan rekabete girmiş de bulunuyor. Türkiye kırılgan iç dengeleri ve özellikle Kürdistan meselesi yüzünden her ne kadar açık ve keskin bir rekabetten kaçınsa da önce Lübnan, şimdi de Suriye derken iki ülke arasındaki gerilim artıyor.
Ayrıca İran’ın Türkiye’yi Türk-Kürt savaşı çıkarmakla tehdit ettiği de biliniyor.
Türkiye’nin Esad’ı devirme çabasına İran’ın bununla karşılılık vermek istediği sır değil. Türk medyası Ahmedinejad’ın Davutoğlu’nu Türk-Kürt savaşı çıkarmakla tehdit ettiğini yazıyor.
Elbette güneyi ve kuzeyiyle Kürtler bu savaştan uzak duruyor. Kürtler topyekun olarak Türkiye’yle savaş değil, barış olsun istiyor ancak, Türkiye buna yanaşmıyor. Çift taraflı ateşkesi dahi kabul etmiyor.
Kürtlerin yükselen gücü Türkiye’yi tedirgin ediyor. Türk devleti özellikle de Türk ordusu Kürtleri ‘düşman’ görmeye devam ediyor. AKP Hükümeti de ordunun çizdiği çerçevenin dışına çıkmıyor; çıkmak da istemiyor.
Kaldı ki İran operasyonu Türk ordusunun iştahını kabartıyor. İran bunu bildiği için onu savaşın içine çekmeye çalışıyor. Ama PKK, Türk ordusunun İran operasyonuna baştan katıldığını söylüyor.
Gelişmeler, dış dengelerin aleyhine işlediği İran’ın hem Batı’ya karşı Kürdistan üzerinden pozisyon almak hem de Türkiye ile savaşa sokamadığı Kürtleri cezalandırmak amacıyla operasyon yaptığını gösteriyor.
Türkiye ise bundan nemalanmaya çalışıyor. Ne ki İran’ın amacına ulaşması zor görünüyor. Burada gerilla direnişinin önemli olduğunu söylemeliyim ama, Amerika ile Türkiye’nin alacağı pozisyonu da görmemiz gerekiyor.
Türkiye, İran operasyonunu PKK’ye ‘silah bıraktırmanın’ fırsatı olarak değerlendiriyor. Bunun için İran’ı kışkırtıyor. Amerika ise Türk devletinin PKK üzerindeki baskısını arttıracağından operasyona sessiz kalıyor ancak, bu İran’ın Kürdistan’ı işgal etmesine göz yumacağı anlamına gelmiyor.
İran’ın ilerlemesi halinde Amerika müdahale edecektir. Amerikan ordusuna ait heronların çatışma bölgelerindeki yoğun keşif uçuşları bunu gösteriyor.
Güney Kürtlerinin sessizliği de buradan kaynaklanıyor olabilir ama, bu kabul edilemez. Güney’in İran’la savaşması gerekmiyor ancak, seslerini yükseltmeleri ve İran’ı protesto etmeleri gerekiyor.
Elbette önemli olan gerillanın direnişidir. Bütün hesapları boşa çıkaracak olan budur. Dolayısıyla direnişi desteklemek ve gerillanın etrafında kenetlenmek gerekmektedir.