
Bu yıl İran'da parlemento seçimleri gerçekleşti. Bu seçim İran'ın onuncu parlemenyo seçimiydi ve iki turda tamamlandı. İran parlamentosunun 290 üyesi bulunmakta. Bu yılki seçimler İran'ın ideolojik kurumlarının temsilcisi Hamaney ve kısmi olarak değişim isteyen çevreleri temsil eden reformcular arasında bir rekabete dönüştü. 26 Şubat'ta yapılan birinci turda 222 üye seçildi, kalan 68 vekil için ise ikinci tura gidildi. Birinci turda reformcular 86, muhafazakarlar 67 ve kendilerini 'İslam Devrim'inin ideallerine vefalılar olarak tanıtan"Milletin Sesi" listesiyle seçime giren cephe 10 sandalye aldı. Ayrıca İran’ın değişik etnik kesimlerini temsil eden 5 kişi meclise hak girmeye kazandı. Kalan sandalyeleri ise bağımsızlar aldı.
İkinci turda listeler birleşti
Seçimlerin 29 Nisan'da yapılan ikinci turunda bazı listeler ortaklaştı ve birbirini destekleme kararı aldı. Bu ortaklık şu sonucu açığa çıkardı: Reformcular ve onları destekleyen kesimler her iki turda 139 sandalye aldı. Muhafazakarlar ve onları destekleyen kesimler ise her iki turda da 120 vekil çıkarabildi. Seçim sonuçlarına göre parlamentodaki 290 milletvekilinin 17'si kadın olacak. Önceki parlamentoda 9 kadın milletvekili bulunuyordu.
Katılım oranı aslında düşüktü
İran’ın nüfusu iki yıl önceki resmi rakamlara göre 77 milyon olarak açıklanmıştı. Ülkede yaklaşık 55 milyon kişi de oy verme hakkına sahip. Ancak bunlardan sadece 34 milyonu sandığa giderek oy kullandı. Yani 21 milyon seçmen sandığa gitmedi. İran'da seçimlere katılmayanların oranı nüfusu 20 milyon veya bunun da altında olan 180 ülkenin nüfusundan daha yüksek bir rakama tekabül ediyor. Avustralya, Kamerun, Sri Lanka ve Romanya'nın nüfusu kadar bir oranda İranlı oy kullanmamayı tercih etti. Bu da şu çıkarımı yapmamıza olanak tanıyan bir veri: Seçmenlerin yaklaşık yüzde 40 oy vererek İran'da bir değişim sağlayacağına inanmıyor.
Reformcular zafer kazandı mı?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi en son reformcular ve yandaşları 139, muhafazakarlar ve destekçileri ise 120 sandalye almışlardır. Kuşkusuz dünyanın başka bir yerinde, demokratik ve hukuka saygılı bir ülkede bu sonuçlar açığa çıkmış olsaydı herkes bunu reformcuların 'zaferi' olarak görür, değerlendirirdi. Fakat İran gibi demokrasinin, insan haklarının ve hukukun sistematik olarak çiğnendiği bir ülkede böyle bir yorum yapmak havada kalan bir değerlendirme olur.
Ruhani'nin selefinden farkı varmı?
Dünya basınında İran seçimlerine dair çıkan haber ve analizlerde 'reformcu' görülen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin 'zafer' kazandığını yazıldı. Ruhani'nin selefi Mahmut Ahmedinejad'a göre daha demokratik olduğu ve İran'ı demokratikleştireceği, kısmi özgürlükleri sağlayacağı ve ülkenin ekonomik sorunlarını iyileştireceği yönünde değerlendirmeler yapıldı. Kuşkusuz eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad dogmatik, muhafazakar ve baskıcıydı. Ahmedinejad yıllarca rejimin bir militanıydı, devletin birçok kirli işine bulaştı. Döneminde idamlar arttı, İran'ın ekonomik durumu daha da kötüleşti. İran demokrasisinin gelişimi için pozitif bir adım atmadı.
Ruhani vaatlerini tutmadı
Mevcut Cumhurbaşkanı Ruhani’nin seçim sloganları çok radikaldi. Özgürlüklerin yanında yer alacağını, baskı altına alınan gençlerin ve kadınların haklarını savunacağını belirtti. Bu sözler kendisinin belirttiğine göre İran'ın genelinde 'umut uyandıracak' sözlerdi. Ruhani iki yıl önce 'ılımlı' kesimlerin adayıydı. Yüzde 50 oranında oyla İran'ın yedinci cumhurbaşkanı seçildi. Seçimlerden sonra Ruhani'ye İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti , ülkenin önemli isimlerinden Ali Ekber Haşimi Rafsancani de dahil olmak üzene çok sayıda kişi destek verdi. Hatta "muhafazakar" Ahmedinejad da Ruhani'ye samimi mesajlar gönderdi. Ruhani bir nevi herkesin desteğini alan bir cumhurbaşkanı konumuna geldi.
Asıl 'lider' Hamaney
İran da her ülke gibi uzun ve kısa vadeli stratejiye sahiptir. İran anayasası ve geleneğine göre bütün stratejik kararları dini lider yani Hamaney'in alır. Cumhurbaşkanları ise Hamaney'in yardımcıları gibidir. Kimse Hamaney'in sözünün üzerine söz söyleyemez, çünkü o ruhani ve dini liderdir. Herkes ona saygılı yaklaşmak zorundadır. Bunu yapmayanlar da tasfiye edilir. Hamaney'e karşı çıkmak suç sayılır ve yargısı, polisi dahil bütün kurumları devreye girer.
Sistem değişime izin vermiyor
Bu durumdan kaynaklı da İran’da kolay kolay büyük değişimler olmaz. İran'da ancak iki durumda değişim olabilir: Birincisi: Ruhani lider Hamaney'i ve onun emrinde olan kurumları isterseler değiştirebilir.
Örneğin; Ahmedinejad döneminde başlayan Batı ile yapılan nükleer müzakerelerde Ruhani İran heyetinin sorumlusuydu ve bu çalışmada bir kaç yıl İran'ı temsil etti. Sözde bütün inisiyatif de Ruhani'deydi. O zaman bir değişime yol açamayan Ruhani cumhurbaşkanı olduktan sonra ilk iş nükleer sorununu Batı ile çözdü.
Son sözü hep Hamaney söylüyor
Buradaki fark ise Hamaney'in fikrinin değişmesiydi. Çünkü Ahmedinejad döneminde asıl lider Hamaney çözüm istemiyordu, ama şimdi yino o istediği için İran ile Batı nükleer anlaşmayı sağladı. Hamaney son dönemlere kadar da Batı ile yapılan anlaşmayı destekler nitelikte açıklamalar yaptı. Ancak Hamaney bu süreçte desteğini çekse Batı ile müzakere yapan İran heyetini de cumhurbaşkanını da mahkemeye verebilir.
Kişiler değişiyor sistem aynı
İkinci nokta ise; eğer sistemde bir çözülme gelişir ve devrim olursa ancak o zaman İran'da değişim mümkün olur. Bu iki durum dışında İran'ın mevcut halinde değişim olmaz. Kişilerin değişimiyle sistemden bir değişim beklememek lazım.
Kadınlara saldırılar arttı
Kadınların yanında yer alacağını vaad eden Ruhani döneminde İsfahan kentinde yüzlerce kadın asit saldırısına uğradı. Bu vahşi saldırılar başka birçok şehirde de yaşandı. Ruhani buna karşı çıkmadı, aksine saldırıları kamuoyunda unutturma çabasına girdi, halktan gelecek tepkilerin önünü almaya çalıştı. Oysa ki seçimlerde kadınlar 'reformcu' ve 'özgürlükçü' olarak lanse edilen Ruhani'ye büyük bir destek sunmuşlardı.
İdam artarak sürüyor
Diğer yandan İran halen dünyada idama en fazla başvuran devletlerin başında geliyor. Resmi rakamlara göre, son 2 yılda ülkede bini aşkın kişi asılarak idam edildi. Siyasi tutsaklar çok vahşi işkence ve zor koşullarda tutulmakta. İşkenceler periyodik hale gelmiş, tutsaklar hiçbir insani haktan yararlanamıyor, tedavi olamıyor. Tehdit ve işkenceyle siyasi tutsaklar itirafçı haline getirilip televizyonlara çıkarılmaya, konuşmaya zorlanıyorlar.
İnanç özgürlüğü yok
İran'da değişik inançlara sahip başta Bahailik ve Yarsanlar olmak üzere birçok inançtan insanlar son iki yıl içerisinde sırf inançlarından dolayı tutuklandı, işkence gördü. Dini liderleri baskılara maruz kaldı. Manevi değerlerine saldırıldı. Mezarları tahrip edildi. Bu baskı ve zulümden dolayı yüzlercesi ülkeyi terketti.
Doğu Kürdistan zulm altında
Ruhani’nin iktidara gelişi Doğu Kürdistan'a da zorbalık ve baskının artmasıyla yansıdı. Ruhani’nin iktidara geldiği ilk 4 ay içerisinde, siyasi aktivist ve Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Hebibulah Gulperipur ve Kürt yurtseveri Rıza Mamed idam edildi. Sınırda geçimini sağlamak için ticaret yapan yoksul insanlar her gün katlediliyor. Çevrecilerin Rojhilat'taki aktiviteleri her gün engeleniyor, tehdit ediliyorlar.
Newroz yasaklanmak isteniyor
Yine son iki yıldır Newroz kutlamalarını engellemek için halka büyük bir baskı uygulanıyor, Kürtler sindirilmeye çalışılıyor. Adeta Newroz'u yasaklamak istiyorlar. Kutlamalara katılan insanlar tutuklanıp zindanlara atılıyor.
İran’da değişim yok
Kısacası İran’da değişim yok; baskı var, zulüm var ve ekonomik olarak çöküntü yaşanıyor. Ahmedinejad ve Ruhani arasında sadece söylemde fark var. İkisinin pratiği de aynı. Çünkü rejim aynıdır. Dogmatik ve dini diktatörlükle yürüyor. Rejimin bu özelliklerini görmemek ve hemen değişim havasına girmek büyük bir saflık ve yüzeysellik olur.
OMER HOJEBRİ