Bugüne kadar en az 14 Kürt siyasi tutsağın idam edildiği, 30 kadarının ise idam tehdidi altında bulunduğu İran’da, 6 yıl boyunca Evin Cezaevi’nde kalan Metin Ercan, işkence dolu yılları ilk kez anlattı. Dayanılmaz işkenceler karşısında aklına hep Diyarbakır Cezaevi’ndeki direnişi getirdiğini dile getiren Ercan, konuşmamak için dilini kesti. Ercan, 9 Mayıs 2010’da Kürt öğretmenler Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Heyderiyan ile kadın aktivist Şirin Elemhuli ve Mehdi İslamiyan’ın toplu bir şekilde idam edilmesinin 4. yılında İran’da Evin Cezaevi’ni ve idam vahşetini anlattı.

Kürtlere dönük sert yaptırımları ile tepki toplayan İran’da 2007 yılından bu yana en az 14 Kürt siyasi tutsak idam edildi. 2007 yılında PJAK’lı Hasan Hikmet Demir’in idam edilmesi ile başlayan süreçte, bugüne kadar en az 14 Kürt siyasi tutsağın idam edildiği belirtiliyor. En son 17 Nisan’da Kirmaşan kentindeki Dizêl Cezaevi’nde tutulan Simko Xurşidi isimli Kürt siyasi tutsağın idam edildiği İran’da, başta Evin ve Urmiye cezaevleri olmak üzere ülke genelindeki cezaevlerinde tutulan ve haklarında idam cezası verilen en az 30 Kürt siyasi tutsak daha idam tehdidi altında.
9 Mayıs 2010’da Kürt öğretmenler Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Heyderiyan ile kadın aktivist Şirin Elemhuli ve Mehdi İslamiyan’ın toplu bir şekilde idam edilmesinin üzerinden 4 yıl geçerken, dar ağacına götürülen 5 tutsakla Tahran’da bulunan, Evin Cezaevi’nde kalan ve hakkında verilen idam kararı sonradan bozulan Metin Ercan, 6 yıl boyunca kaldığı cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Sahte pasaportla 28 Nisan 2005 tarihinde İran’da yakalanan ve “PJAK üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklanan Ercan, İran rejimi tarafından akıl almaz işkencelere maruz kaldı. Somut hiçbir delil olmamasına rağmen idamla yargılanan Ercan, 2 yıl boyunca mahkemeye çıkarılmadan Evin Cezaevi’nde hücrede tutularak işkence gördü. Yaşadığı yoğun ve insanlık dışı işkencelere dayanamayan Ercan, gözaltına alınmasından 5 ay sonra “İhanete ve insanlık onuru rencide eden işkencelere karşı” dilini kesti. Uzun süren uğraşların ardından tedavi olan Ercan, geçirdiği iki ameliyatın sonunda konuşmaya başladı. Evin Cezaevi’nde yaşadığı vahşeti ilk kez DİHA’ya anlatan Ercan, tüyler ürperten rejim işkencesini ve idamla yargılanan tutsakların ne tür uygulamaların sonunda idam edildiğini anlattı.

Yıllarca sürecek işkenceden habersizdim

İran’a tedavi olmak amacıyla gittiğini söyleyen Ercan, “İran’da birkaç gün kaldıktan sonra Güney’e geçeceğim zamanda İran istihbaratı tarafından gözaltına alındım. Alındığım andan itibaren bir sürü saçma iddialarla karşı karşıya kaldım. Tutumları ve yaklaşımları insani boyutta olmadığı için başta ilkesel olarak konuşmamaya karar verdim. Alınır alınmaz gözlerim ve ellerim bağlandı. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Rejimin nasıl olduğunu bildiğim için başıma geleceklere hazırdım, ama yine de içinde tarifi olmayan acılar taşıyarak sürükleniyordum. Götürüldüğüm andan itibaren periyodik olarak işkenceler başladı” dedi.
Kendisine rahatsızlığından kaynaklı ağrı kesici yerine uyuşturucu verildiğini anlatan Ercan, kesintisiz işkencelere maruz kalacağı Evin Cezaevi’ne götürülüşünü şu sözlerle anlattı: “Verdikleri ilaçlarla her geçen gün daha kötü oluyordum. Etkilerini fark ettikten sonra ilaçları dilimin altına koyup istihbaratçılar gittikten sonra ağzımdan çıkarıyordum. 8 gün boyunca gece gündüz sorguya alınıyor ve itirafçı olmam isteniyordu. Özellikle isim vermem, birilerinin idamına vesile olmam isteniyordu. İddiaların hiçbirini kabul etmedim. Daha sonra sorgumun bittiğini, Tahran’a mahkeme çıkarılacağımı söyleyerek, uçakla gözlerim kapalı bir şekilde götürüldüm. Gözaltı sürecinin kaba darpla bitirmiş olmasının sevincindeyken, Evin Cezaevi’ne götürüldüm.”

‘Bana düşen tek şey direnmekti’

Evin Cezaevi’nin 209 nolu istihbarat bölümüne götürüldüğünü söyleyen Ercan, “İstihbarat denildiğine bakmayın. Yerin 4 kat altında, karanlık, küçük bir hücre. İçerisinde lavabosu olan, kokan iğrenç bir yerdi. Orada birilerini görmek imkansız. Sadece işkence sesleri duyabiliyordum. Tutukluları görmediğimiz gibi beni sorgulayan kişileri de görmüyordum. Düşündüğüm tek şey, gerekirse ölürüm ama ihaneti kabul etmemek” diye konuştu.
Her geçen gün işkence yöntemlerinin ağırlaştırıldığını anlatan Ercan, “İşkence yöntemleri o kadar iğrençti ki şu an hatırlarken bile kötü oluyorum. Vücudumun elektriğe verilmesi karşısında dayanılmaz acı karşında kıvranırken, soğuk buzlu havuzda dakikalarca bekletildikten sonra soğuk klima altında saatlerce titreyerek beklediğimi hatırlıyorum. İlk başlarda vücudumda iz kalmasın diye bu yöntemleri deniyorlardı. Falakayla başlayan ağır işkenceler ben konuşmadıkça tüm işkence yöntemlerini bana yapmak için kendilerini mubah görmeye başladılar” diye anlattı.

‘Diyarbakır direnişi aklıma geldi’

İstihbaratçıların, hem zihinsel hem de bedensel olarak tutsakları zayıflatarak, itirafçı yapmaya çalıştığını belirten Ercan, şöyle devam etti: “Ellerim sorgu sandalyesine bağlı bir şekildeyken başıma çullandılar. Bana ‘Çok konuşma dilini keseriz’ dediler. Kaybedecek bir şey kalmamıştı. Dilimi çıkardım ‘Alın kesin’ dedim. O an birinin elini çeneme vurmasıyla dişlerim dilime oturdu ve kanadı. ‘Alın şunu atın hücreye gebersin’ dediler. Hücrede ne yaptıysam dilimden akan kan durmuyordu. Artık dayanamıyordum. İnsanlık dışı işkencelere ve itirafçılığa karşı Diyarbakır Cezaevi’ndeki direniş aklıma geldi. Odamda tepede yanmayan ampul vardı. Şuurum yerindeydi ve 3 battaniye üst üste koyarak ampulü zıplayarak indirdim. Sonra battaniyenin içinde ses duyulmasın diye kırdım. O an ‘Öleceksem de öleyim, ama onların istedikleri olmasın’ dedim ve ampulün parçasıyla dilimi kestim. Rejime karşı koyabileceğim hiç bir şey yoktu. Rejim özgürlüğüm için benden konuşarak ihanetçi olmamı istiyordu, ama ben ömür boyu konuşmamayı, hatta ölmeyi göze alarak dilimi kestim.”

Kanıyla ‘Bimre ixanet’ yazdı!

İran rejiminin Kürt hareketi hakkında birçok şey bildiğini dile getiren Ercan, “Ben Farsça bilmiyordum. Benden Farsça yazıyla ifade alamayacaklarına göre sözlü bir şekilde söyleteceklerdi. Bu işkencenin belirli bir süresi yoktu. Sadece konuşmamam gerektiğini biliyordum. Düşüncelerim daha ağır bastı, büyük bir acı çekmeme rağmen dilimi kestim. Dilimin parçasını bulmasınlar diye ampulün parçalarıyla birlikte tuvalete attım. Dildeki ince damarlardan dolayı çok aşırı kan kaybından dolayı başım dönmeye başladı. Hücremin duvarlarına kanımla ‘Bimre ixanet’, ‘Berxwedan Jiyane’ yazdıktan sonra kanlar içinde yere düştüm. Ne zaman beni bulduklarını bilmiyorum. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Hala dilimin kesildiğini anlamış değillerdi. Elimi göstererek sağlıkçılara dilimi gösterdim. Beni o zaman Evin Cezaevi içindeki hastaneden dışarıdaki bir hastane götürdüler” dedi.

İstihbaratçılar ameliyat odasında!

Ameliyathaneye istihbaratçıların girmeye çalıştığını anlatan Ercan, “Devlet hastanesiydi. Doktorlar, polislerin girmesine izin vermedi. Ama istihbarat birimindekiler ‘İçeri girmezsek ameliyat edemezsiniz’ diyerek, ameliyata alınmamı bir saate yakın engelledi. Sonra durumun kötü olduğu ve kanı durduramadıkları için istihbaratçılar içeri alınmadan ameliyat odasına alındım. Doktor dilimin parçasını sordu. Ben cevap vermedim” dedi. Doktorun Türkçe bildiğini ve kendisine yardım etmek istediğini söylediği için ameliyat olmayı kabul ettiğini belirten Ercan, “Ameliyat olmayı ilk başta kabul etmedim. Sonra ilk o gün adımı ve ailemin telefon numarasını kağıda yazdım. Ailemi aramasını, durumum hakkında bilgi vermesini istedim. O gün yanımda aradıktan sonra ameliyat olmayı kabul ettim” diye konuştu.
Günler sonra doktorun dışarı haber vermesi üzerine kendisinden haber alındığını belirten Ercan, “Dilimi kesip uzattılar. Ameliyattan sonra hastanenin alt katında bir hafta kaldım. Kaldığım süre zarfında bir elim ve ayağım ranzaya kelepçelenmiş bir şekilde başımda iki memur bekledi. O arada doktorun haber vermesiyle Türkiye ve dünya beni konuşmaya başladığını öğrendim. Tabi İran devleti benim konuşulduğumu öğrenince doktorların onayı olmadan beni hemen hastaneden çıkardı“ diye aktardı. Tedavisinin yarıda kesilerek tekrardan Evin Cezaevi’nin istihbarat birimine götürüldüğünü söyleyen Ercan, yaralı olmasına rağmen işkencenin cezaevinde de devam ettiğini belirtti.

Hücrede güneş görmeden bir yıl...

Bir yıl boyunca hücrede güneş görmeden tek başına kaldığını belirten Ercan, “Sonra beni savcılığa çıkardılar. İfade vermeyeceğim için 3 ay ek süre istediler ve tekrardan cezaevine götürdüler” diye aktardı. Bir yıl boyunca mahkemeye çıkarılmadan Evin Cezaevi’nde tutulduğunu söyleyen Ercan, “3 ayda bir beni savcılığa çıkarıyorlar. Hukuki kılıf olsun diye gözaltı süremi uzatarak tekrar cezaevine getiriyorlardı. Dışarıyla bu süre zarfında hiçbir bağlantı kuramadım. Ailemin İran’a geldiğini ve beni para karşılığında bırakacaklarını söyleyen rejim yetkililerine, ailemin para verdiğini, parası alınan ailemin sınır dışı edildiğini çok sonra öğrendim” dedi.

‘Her an idam edileceğimizi...’

Konuşmadığı için El Kaide bağlantılı Cundullah örgütü üyeleriyle aynı koğuşa konulduğunu söyleyen Ercan, “Deneme amaçlı beni El Kaide örgütü bireylerinin içine koydular. 24 saat bizi kamerayla izliyorlardı. Sürekli işkence sesleri geliyordu. Çığlık atan kadın ve erkeklerin sesleri geliyordu. İşkence seslerini duymak, yaşamak kadar kötüydü. Hücrede lavaboya giderken bile kapıyı çalıp günde bir defa gidiyorduk. Haftada bir defa banyo yapıyordum. O da sadece iki dakikada girip çıkıyordum. Daha fazla kalmak yasaktı” dedi. 18 ay sonra, yapılan işkencelerin ardından idamla yargılanmaya başladığını aktaran Ercan, “Mahkemeye çıkarıldığım zaman hala dilim tam açılmadığı için gırtlağımdan konuşuyordum. Mahkemeye çıkarıldıktan sonra Evin Cezaevi’nde Umumi bölüm diye adlandırılan normal koğuşa geçtim” dedi. Normal koğuşa geçtikten sonra dışarıyla iletişim kurduğunu söyleyen Ercan, “Kendimi toparlamaya çalışsam da psikolojik olarak toplayamıyordum. Her an idam edileceğimiz düşünerek yatıp kalkıyorduk” dedi.

‘Allah’a karşı geldi, idam!’

Evin Cezaevi’nde 2 yıl kaldıktan sonra yargılanmaya başladığını belirten Ercan, “Hala konuşmakta zorlanıyordum, doktorlar tekrar ameliyat olmamı söylemişti. Acil ameliyat olmam gerekiyor, ama cezaevi izin vermiyordu. Bu şekliyle ifade vermeyeceğimi söylemem üzerine mahkeme ameliyat olmama karar verdi. Sonra ikinci ameliyattan sonra konuşmaya başladım” diye aktardı. 12 Haziran 2007 tarihinde ikinci duruşmasının görüldüğünü söyleyen Ercan, “Öyle bir dosya hazırlamışlar ki, korkunç. Cezaevinde olduğum süre içerisinde eylem yaptığım bile belirtiliyordu dosyada. Beni ‘Allah’a karşı gelmek’ ile idamla yargıladılar. Şeriat kanunlarıyla yönetilen İran’ın kanunlarına karşı gelmek Allah’a karşı gelmekle eş değerdi. Bunun üzerine 2 buçuk yıl sonra idam cezası aldım” diye anlattı.

Evin Cezaevi’nde idam günleri

Metin Ercan, Evin Cezaevi’nde beraber kaldığı, toplu idam edilen Kürt tutsaklar Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Elin Heyderiyan, Şirin Elemhuli’nin son günlerini de anlattı. Somut herhangi bir delil olmamasına rağmen “Allah’a karşı gelmek” iddiasıyla idam cezası aldığını, bu cezaya hemen itiraz ettiğini belirten Ercan, “Yargılama sürecinde mahkeme formalite icabı bana bir avukat vermişti. Beni savunmuyordu. İran devletinin yasalarını savunuyordu. Ceza verildikten sonra cezaevindeki arkadaşların çabasıyla avukat tuttum. Mahkemenin verdiği cezaya hemen itiraz ettim. İtiraz kabul edildi ve bana verilen ceza idamdan, 10 yıla düştü. O an sevindiğimi söylesem yalan olur. Artık cezaevinde bir ortam oluşturmuş, siyasi kimliğimiz kabul edilmese de PJAK üyelerini aynı yerde bulundum” dedi.
Hala işkencenin izlerini üzerinde taşıdığını söyleyen Ercan, “Cezaevinde iki defa felç geçirdim. Vücudumun bir bölümü felç oldu. Arkadaşlarımın çabası ve kendi irademle iyileştim. Hala Evin Cezaevi’nin izlerini üzerinde taşıyorum” dedi. Hakkında verilen 10 yıl cezaya yaptığı itiraz sonucu cezasının 5 yıla indiğini belirten Ercan, 6 yıl cezaevinde kaldığını, 2011 yılında tahliye edildiğini söyledi. Psikolojisinin hala iyi olmadığını, halen o günleri unutmadığını dile getiren Ercan, aynı cezaevinde kaldığı arkadaşlarının idama götürülüş günlerini anlatırken, halen cezaevinde onlarca Kürt tutsağın idamı beklediğini belirterek, kamuoyunun sessizliğinden yakındı.

Sessiz bir şekilde idama götürüldüler

İran Evin Cezaevi’ndeki tutsakların kendisi kadar şanslı olmadığını anlatan Ercan, “Benim mahkemelerim dünya gündemine taşındığı için idam cezam düştü. Ama İran rejimi tarafından sessiz sedasız ailesinin bile haberi olmadan idam edilen çok kişi vardı. Ve daha idamı bekleyen çok kişi var” dedi. İran devletinin binlerce kişiyi idam ettiğini belirten Ercan, “Evin Cezaevi’nde sağ kurtulmak bir şanstı. Akşam birlikte yattığımız arkadaşlarımızı, sabah yataklarında bulamıyorduk. Sessiz bir şekilde idama götürülüşler. İdamlar sabaha karşı oluyordu. Herkes her an idam edilme korkusuyla yaşıyordu. Bu duyguyu anlatmak imkansız. Her akşam bir birimizden helallik alıyorduk. Sözler bitmişti bu noktada. Birbirimizin gözlerinin içine bakıyor, sessizce uğurluyorduk” dedi.
Cezaevinde tutsaklara uyuşturucu madde dağıtıldığını da belirten Ercan, “Tutsakların birçoğunu madde bağımlısı yapıp iradesizleştiriyorlardı. Bu uygulamayı bize yapmaya çalışsalar da başarılı olamadılar, ama adli tutsaklar tamamen insanlıktan çıkarılıyordu” dedi. Sabah 6’da sayım saati adı altında havalandırmaya çıkarıldıklarını anlatan Ercan, “Kar kış demeden bizleri havalandırmaya alıp saatlerce bekletiyorlardı. Yüksek duvarlı işkencehane evi olan Evin Cezaevi’nde yaşanılanlardan kimsenin haberi yoktu. Giren sağ çıkmıyor ya da yaşadığı vahşet karşısında dilsiz sağır kesiliyordu” diye belirtti. Kendileri için ölümün bir diğer adının Evin Cezaevi olduğunu ifade eden Ercan, “Her an idam olacak adli tutsaklar başka tutsakları öldürüyordu ki yeni bir dosya açılsın ve ömrü uzasın. Bizler idam olmanın yanı sıra bir de her an birileri tarafından bıçaklanarak öldürülme korkusuyla da yaşıyorduk” dedi.

4 Kürt tutsağın idam edildiği gün

2009 yılında muhalif grupların cezaevinde aynı bölümde kaldığını dile getiren Ercan, “Bizler yan yana koğuşlarda kalmaya, örgütlenmeye başladık. Artık arkadaşlarla haberleşiyor, aynı saatte hastane ya da spora çıkarak görüşmeye başladık” dedi. İlk tutuklandığındaki vahşetin iki katını çıktığı cezaevinde 2010 yılında idam edilen Kürt öğretmen Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Elin Heyderiyan ve Şirin Elemhuli ile birlikte kaldığını dile getiren Ercan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu arkadaşlarla cezaevinde tanıştık. PJAK üyesi oldukları iddiasıyla tutuklanmıştılar. Ferhad Wekili arkadaş kendi halinde yurtsever bir arkadaştı. 4 çocuğu vardı. Kürt kurumlarında çalıştığı için tutuklanmıştı. Ferzad Kemanger arkadaş ise öğretmendi. İnsan hakları çalışmasında yer aldı. Kardeşi dağda olduğu için onu tutukladılar. Elin Heyderiyan ise yeğeni dağda olduğu için tutuklanmış, onun yerine idama mahkum edilmiştir. İran devleti Kürt hareketine karşı o kadar tahammülsüzdü ki başkası yerine idam cezası verebiliyordu.”
2009 yılında Türkiye, İran ve Suriye arasında gizli bir anlaşma imzalandığı değerlendirmesinde bulunan Ercan, “2009 yılında Türkiye’de KCK operasyonları başladı. Suriye elindeki siyasi tutsakları Türkiye’ye teslim etti. İran ise o dönemde elinde bulunan Kürt siyasetçilerin idam cezalarını onayladı. Bu işbirliğinin kurbanı Kürt öğretmen Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Elin Heyderiyan ve Şirin Elemhuli oldu. 4 arkadaştan adli tutuklular bile çok iyi bahsediyordu. Davranışları ve duruşlarıyla direnişi temsil ediyorlardı. İdam edildikleri güne kadar İran devletinin onlara yaptığı akıl almaz işkencelere rağmen pişman olmadılar. İran devletinden özür dilemediler” dedi.
İdama götürülen Kürt tutsakların ailelerine haber verilmeden sessiz bir şekilde idam edildiğini anlatan Ercan, 4 arkadaşının idama götürüldüğü günü şöyle anlattı: “Mahşeri bir sessizlik vardı cezaevinde. Erkenden bizi koğuşlarımıza koydular. Cezaevinde kaldığım süre içerisinde ilk kez böyle bir şey görmüştük. Önce anlam veremedik. Herkes odasına çekildi. Sabah kalktım arkadaşlar yoktu. İdam edildiklerini anladım. Ben büyük çaresizliği o gün yaşadım. Hayat durmuş, sessizlik kaplamıştı. Hala o günü dün gibi hatırlıyorum. Keşke ben de onlarla birlikte idam etseydim de arkalarında çaresizce yas tutan olmasaydım.”

Şirin Elemhuli’nin destansı direnişi

Bağdat’ta 12 Mayıs 1974’te Baas rejimi tarafından idam edilen Leyla Qasım’dan sonra Şirin Elemhuli’nin de tarihe direnişiyle destan olabilecek özellikte olduğunu ifade eden Ercan, “Şirin Elemhuli’nin idamı sadece onun şahsının idamı ile sınırlı değildi. İran’ın Kürt kadınını bastırma, yok etme girişimiydi. Kadını boğma hareketiydi. Heval Şirin’in idamı kadından intikam almaydı. Şirin arkadaşın vücudunda damla damla naylon eritmişlerdi. Vahşice işkencelere tabi tutmuşlar konuşturtmak için. İran rejimi, Şirin arkadaşın verdiği direnişle yenilmiştir” dedi.

İdamları gibi mezarları da gizlendi

İdam edilenlerin cenazelerinin ailelerine verilmediğine dikkat çeken Ercan, “İdam edilen 4 arkadaşın bir mezarı bile yok. Ailelerine haber vereceklerini söyleyip idam sehpasına götürmüşler, ama kimseye haber vermemişler. Şu an o arkadaşlar gibi binlerce kişinin bir mezarı yok ve idam edilmeyi bekleyen binlercesi de mezarsız tabutlara gömülmeyi bekliyor. Bu arkadaşlar idamların başlangıcı oldu, her geçen gün idamların sayısı çoğalıyor. İnsanlık ölmüş” dedi. İran’da sürekli olağan üstü hal olduğuna dikkat çeken Ercan, “İran’da halkların kimlikleri inkar edilmez, ama herhangi bir sivil toplum örgütü kurman ve çalışma yürütmen yasak. Sadece bir parti o da Allah’ın partisi vardır. İran’ın yasalarına karşı gelmek Allah’a karşı gelmektir. Sonu idamdır. İran diğer ülkelerle çelişki görünse de işin özünde Kürtler söz konusu olunca ortak hareket ediyorlar” vurgusu yaptı.

‘İran’da vahşet yaşanıyor, ama…’

İnsan hakları örgütlerinin İran’da yaşanan idamlara yeteri kadar tepki göstermediğinden yakınan Ercan, “İran’da bir vahşet yaşanıyor. Kimsenin sesi çıkmıyordu bu duruma. Kürtler idam ediliyor, kimse tepki göstermiyor. Kürtler yerine başka kişiler idam edilseydi kamuoyu baskısı daha fazla olurdu. İnsanlık Kürtlerle birlikte idam edildi. Kürtler siyasi malzeme yapıldı, ama nasıl idamlardan kurtarırız üzerinden çalışma yapmadılar” dedi.
İran’da insanların yaşam haklarının elinden alındığını dile getiren Ercan, “İran’da kim kazanırsa kazansın siyaseti değişmez. İran’da günde ortalama 15 ile 20 kişi idam ediliyor. İran üzerinde kamuoyu oluşturmak gerekiyor. Hala idamla yargılanan ve her an idam edilecek yüzlerce kişi var. İdamlar biraz siyasi atmosfere bağlıdır” dedi. Ercan son olarak şunları söyledi: “İran’da adil olmayan cezalara karşı ayağa kalkılması gerekiyor. Herkesi Evin Cezaevi’ndeki tutsakların sesi olmaya çağırıyorum. Artık idamların olmaması, kamuoyunun vereceği tepkiye bağlıdır. Kendim orada yaşadım. Orada idam edilen sadece o insanlar değildir, tüm insanlıktır.”


HÜLYA EMEÇ/DİHA/İSTANBUL