
Sıcak savaşların kadın, çocuk ve doğa üzerindeki yıkıcı tahribatları bilinmektedir. Fakat erkeğin kadına karşı yürüttüğü sinsi savaşın sonuçları bu tahribatları kat be kat fazlalaştırmaktadır. Kadının cinsiyetinin kontrol altına alınması evlilik ritüeli yolu ile yapılmaktadır. Ve bu toplumsal kanser üretim yeri olan evlerde yani ataerkil aile biçiminde kadına karşı erkeğin erkekçe hakları sergilenmektedir. Bunlar dövme hakkı, tecavüz, taciz hakkı, öldürme hakkı, yaşamın her alanını sınırlama ve en son öldürme hakkı da dahil hastalıklı egemen erkek tutumunu meşru gören yaklaşımlardır.
Genel analizler daha fazla da olabilir. Fakat biz analizler ile birlikte çözüm arama yolunda ilerlemek istiyoruz. Sosyal, kültürel, ekonomik, ahlaki- politik, bilimsel ve cinsler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldıracak çalışma alanlarında geliştirilecek çözümler nüfus sorununu da beraberinde çözecektir. Bu açıdan esas yoğunlaşma alanları olarak her kadının bu konuda kendi düşüncesini paylaşması ve geliştirilecek projelere hazır olması dönemin ön açıcı yaklaşımı olacaktır.
İran İslam Cumhuriyetinin fobisi kadındır
Uzun vadede geliştirilecek bu çalışmaların yanında kısa vadede kadınlar kollektif bir örgütleme ile her gün farklı protestolarla kendi kurtarılmış alanlarını oluşturmalıdırlar. Her alanın kadın kollektifleri olmalıdır. Kıyafetten, sağlığa kadar, kadının his dünyasından dünyaya bakış açısına kadar egemen erkek zihniyetiyle işleyen her konuyu gündemleştirip kendi iradeleri doğrultusunda ve geliştirecekleri eğitimler sonucunda çözüme dönük karar ve planlara ulaşabilirler. Burada alınacak bir gösteri yapma, protesto etme kararının ne kadar zorlayıcı ve acılı olacağı bilinmektedir. Fakat hiçbir zorlanma erkeğin vicdansızlığına mahkum edilmiş kadının yaşadığı zorlanma kadar ağır olamaz. Hiçbir felaket tecavüze maruz kalmış kadının yaşadığı ruhsal bunalım kadar feci olamaz. Kadın iradesi ve ruhsallığının yıkımı olan bu felakete karşı kendi sömürücü erkek zihniyetini felakete uğratan eylemlerinin olması kadının öz savunma hakkı olmaktadır. Örgütlü öz savunma alanlarını kendi eylemleri ile geliştirebilecek kadınlara saygı duymak sömürücü zihniyetin aşılması ile olabilecektir. Bu nedenle eril zihniyetin aşılmasını sağlayacak her türlü zorlanma kadın özgürlüğünün iradesi ve bilinçli bedel ödemesi olacaktır
Kadın sorunu İran İslam Cumhuriyeti’nde adeta bir fobi konumunda. Yazımızın önceki bölümünde, İran’da kadının tüm dünya kadınları gibi kendi haklarına sahip olmalarını destekleyen birçok imam, politikaca var, ancak bunları dile getirmeye cesaret edemiyorlar, diye ifade etmiştik.
İran’ın 7. Cumhurbaşkanı olan Hatemi gibi politikacıların kadına çok büyük vaatlerde bulunarak, kadınların kendisinin seçilmesini istemesi ve seçim sonrasında bütün sözlerini unutması erkek karakterinin yalan kültürünün bir biçimidir. Her durumda bu yalan kültürü farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır.
Birey, toplum, yaşam ve bilginin toplamı
Yaşamın toplamı olan kadın, kendi yaşam bilgisinin bilimini yapmaktadır. Kadının bilim yaparken ya da kendi yaşamını bilimselleştirirken çok fazla araştırma ve entelektüel ayrıntılarla, günümüzün karma karışık bilgi çöplüğüne ihtiyaç duymaz. Kadının yaşam deneyimlerinin kendisi bilimdir. Kadının elinden zorla alınmış bilgi birikimini kendi zamanımıza uyarlayarak yeniden canlandırmak istiyoruz. Daha güzel, daha iyi ve daha doğru bir yaşam ve toplum için kadın kendi yaşam tecrübelerini canlandırmaktadır. Kadının hapsedilen akışkan enerjisi, aşındırılmış düşünce yapısı, baskı altında ezilmiş duyguları, his ve empatiyi daha fazla açığa çıkaran yanlarını kaynak alarak yeni bir bakış açısına yöneliyoruz. Fakat duygu, his ve empatimiz mevcut bilim disiplinlerinin bilgi yapısını düzeltmekle sorumludur. Bu nedenle Jineoloji ile kadınca bakış açısını güncelleyip gündemleştirirken mevcut bilim disiplinlerini tek tek eleyip dokuyor ve sömürücü bilgi çöplüğünden, iktidarından arındırıyoruz.
Kadın bilimini geliştirirken devleti bu kapsamda ele alıyoruz. Devleti oluşturan ve devleti devam ettiren tüm mekanizmalara sahip düşünceye devletçi zihniyet diyoruz. Devletçi zihniyette kadının yeri, belirlenen baskıcı hiyerarşik düzene göre oluşturulmuştur. Kadın, erkeğin ev esiri, çocuğun belli bir yaşa kadarki annesidir. Tekrarlayayım; çocuğun belli bir yaşa kadarki annesidir. Çünkü şu an her birey ve toplum annelerin çocuklarıdır ve bu çocuklar kendi annelerinin katili durumundadır. Devletçi hanedan zihniyetinin ana kadına verdiği en önemli rol ve misyon; hiyerarşik sistemin devam etmesini sağlayan çocuklar yetiştirmesidir. Bunun içinde iradesi dışında, bütün bireysel, insani hakları çiğnenerek elden geldiğince çok çocuk doğurup sisteme vermesi istenir.
Kadın sokakta, erkek toplumunun süs eşyasıdır. Erkeğin boş zamanını ve zevklerini tatmin eden ikinci ve üçüncü derece varlık olmaktadır. Çünkü erkeğin dolu zamanı genelde yalan kültürünü üretmek ve bu yalanlarını toplumlara kabul ettirme savaşları ve soykırımları ile geçmektedir. Tüm bu konular ayrıntılı ve çok geniş olarak ele alınacak konulardır. Yaşamın toplamı olan kadının bu baskılar altında son statüye indirgenmesi yaşamın kalitesinin son statüde olması anlamına gelmektedir. Ve tüm bunların hepsi devletçi erkek aklının toplumda kadına biçtiği rol ile bağlantılıdır, devlet sistemi kadının inkarı üzerinden gelişen ve ilk darbeyi kadına indiren bir sistemdir.
Hastalığı iyileştirmeye nerden başlayacağız?
Kocası denilen erkek karikatürü tarafından başka bir erkek karikatürüne satılan kadının, dinin esas özünden uzak en çarpıtmacı yorumlarıyla ve zina yaptı diye recm edilmesi talancı zihniyet senaryosudur. Dünyanın tüm varlıklarını insan aklının erişemediği bir aheng ile yaratan enerjinin ya da tanrı denilen gücün kadın için böyle bir yargısı olamaz. İnsan inançsız yaşayamaz. Kadın veya erkek hatta sezgilerimin netleştiği oranda diyebilirimki varlıklar inançsız yaşayamaz. Manevi yaşam ve manevi kültür, insanın ruh dünyasının gelişimidir. Bu ruh dünyasında recm, küçük düşürme, dövme, tecavüz etme, öldürme, tutuklama, onur kıran hiçbir yaklaşımın yeri yoktur. Kadın karakterinde bu icranın yeri yoktur. Kadın için geliştirilen bu özel yaptırımların, inanç gereği olarak uygulanması erkek hastalığıdır.
Günümüzdeki erkekliğin en yaygın bulaşıcı hastalığı bu erkek zihniyet hastalığıdır. Kadın bilimi olan JİNEOLOJİ erkeğin bu hastalığını iyileştirme arayışındadır. Nereden başlayacağız? Önce günümüzdeki verileri gözden geçirelim ve hangi yaptırımın gerekmediğini sıralayalım. Kadın bilimi için gereken verileri toplarken gerekmeyen yanlarını da bir tarafa bırakalım.
Jineoloji olarak temel konularımızın en başında dinlerin çarpık, özünden uzaklaştırılmış yorumlarıyla, kadını kapattığı zindandan kurtarmanın yol ve yöntemlerini mercek altına alıyoruz. Etik, estetik, tarih, felsefe, sanat, demografya, ekonomi konularında kadın rengiyle yapılacak çalışmaların kadına kazandıracağı statü.
- Varlıklar arasında nesne ve özne ayırımına dayanan eşitsizliği red ediyoruz. Mevcut İran İslam Rejimi kendisini özne ve aslında tanrının yeryüzündeki somut hali olan mollalar rejimi olarak göstermektedir. Tüm toplum ve özellikle kadın nesneleştirilmiştir. Bu ayrışmaya dayalı tüm dayatma ve bilme biçimlerini red ediyoruz.
- Kadına karşı geliştirilen tutum ve yaptırımları red ediyoruz. Belirlenmiş yaş sınırlamaları, ölümle eş anlamlı olan geleneksel evlilik sınırlamalarını, erkeksiz kadının bağımsız yaşayamayacağı saplantısını red ediyoruz. Toplumun geri geleneksel, töre ve adetlerine karşı, bilinç ve saygı içeren ilişki ve yaşam biçimini esas alıyoruz.
- Verili kadın kimliklerini red ediyoruz. Özellikle erkeğin gölgesinde tanımlanan kadın kimliğini red ediyoruz. Adamın eşi, A’nın dul eşi, A’nın boşanmış eşi, A’nın ikinci, üçüncü, dördüncü eşi, B’nin kızı, C’nin kız kardeşi tanımlamaları kadın kimliğini tanımlamamaktadır.
- Kadının bilinci ve iradesi dışında yapılan her tür yaptırım, taciz ve tecavüzdür. Dolayısı ile tüm doğa ve çocuklara yapılan yaptırımlar kadına yapılan taciz ve tecavüzlerdir. Bunların tümünü red ediyoruz.
- Bilimsel veriler adı altında kadının biyolojik yapısına ilişkin yapılan tek taraflı, erkeğin kadın fobisinin sonucu olarak ortaya çıkan verileri red ediyoruz. Özellikle kadının zayıf ve yetersiz ya da erkeğin himayesine muhtaç olarak gösteren tüm hastalıklı düşünce kalıplarını red ediyoruz.
- Empati ve duygu bütünlüğünü yadsıyan ve çarpıtan tüm dini, bilimsel, geri –geleneksel bakış açısını red ediyoruz. Kadın recminin fetvasını veren mollanın kendisini o kadının yerine koymadan ve kendisini tecavüze uğramış bir kadının yerine koymadan verilen bütün kararlar ancak birer saptırma ve resmi tecavüz olur.
- Bireysel bilinç ve iradeden korkan, sığınmacı kişilik (genelde evli kadın olmaktadır) ezberlerini red ediyoruz. Kendisine bilgisi ve yaşam tecrübesi ile güvenen, yaşamı kendisi yorumlayabilen ve kendisi için misyon biçen kadın kimliğini açığa çıkarmaya çalışıyoruz.
- Mevcut erkek karakterini olduğu gibi kabul eden ve mücadelesiz, boyun eğmeci kadın duruşunu red ediyoruz. Erkeğin dünyasında özgür kadının yeri yoktur. Erkek kendisini komplocu zihniyetin senaryoları ile kadına kabul ettirmektedir. Bu kabul ediş ve erkek karakterlerini ilmek ilmek dokuyup baştan yaratan kadın kendi erkeğini yaratabilecektir. Kara çarşaf altında dünyası karartılmış kadının önce renkli dünyasına dönüp karşısındaki katiline bakması ön koşuldur.
Red ettiklerimizin gerisinde ne kaldı diye bakarsak, kendi sistemsel canavarı ile çırıl çıplak baş başa kalmış bir erkek karakteri ve ona hizmet eden merkezleri kalır. Kendisini dönüştürmeyen ve ahlaki politik toplumun erdemli üyeleri olarak dönüşmeyen bu karakterlerin bizim dünyamızda yeri olamaz.
Tüm redlerin alternatifi olarak geliştirmeye çalıştığımız Jineolojinin Demokratik Moderniteyi oluşturmada üstelenceği rol ve misyon ve bu bağlamda kurulacak Akademiler belirtililebilinir. Ahlaki ve politik toplumu oluşturma dinamikleri olarak kadının öznesi olduğu komün ve meclisler örgütlü çalışmamızın başlangıcı olmaktadır.
Kadının kendisini anlatan dili geliştirmesi için, defalarca kendisini gözden geçirmesi öz bilincini geliştirecektir. Ruhsal, düşünsel, duygusal ve hissel güzelliğimizi ve doğamızı koruyacak öz savunmamızı geliştirirken tüm saldırılara karşı mevzilenmiş olacağız. Özgürlük mevzilerinde hep beraber buluşmaya davet ediyoruz.
Tüm kadınlar özgürlük heyecanı yaşamalı
Kendi özgürlüğü için mücadele etmenin heyecanı hiçbir heyecan ile ölçülemez. Bu heyecan Ortadoğu toprakları üzerinde yaşanır. Birçok kadın hareketi Ortadoğu dışında farklı ülkelerde İran kadınına ilişkin çalışma yürüttüğü ve belirtilen sorunların çözümüne ilişkin mücadele ettiği iddiasındadır. Bu Avrupai havalarla Ortadoğu kadınının ve özellikle İran’daki kadının hiçbir sorunu çözülemez. Sorunun çözümü çıktığı kaynaktan ele alınır ve çözümü yapılır. Sistemsel bir ele alış ve bu bağlamda yapılacak çözüm arayışları ancak sonuç alıcı olabilecektir. Bu temelde ilgili tüm örgütlenmelerin uzaktan bakarak değil sorunun kalbinden bakarak çözüm üretmesi daha yerinde olacaktır. Yoksa gün geçtikçe kalpler daha fazla kuruyacak.
Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin özgürlük arayışçıları olarak açıklanan ve daha açıklanmamış olan tüm sorunlara çözüm gücü olmak ve bu uğurda özgürlüğe kendini adamış bireyler olarak tüm kadınların his ve düşünce dünyası ile buluşmaya çalışmaktayız. Bu buluşmada şehid Şirin Elemhuli ve Sarya (Nurcan Demir) gibi binlerce yoldaşın özgürlük onurunu yüceltirken, kendimize erdemli bir mücadeleyi esas almaktayız. Herkesin özellikle de bütün kadınların bu erdemli ortamda, bu büyük mücadele zemininde yeri vardır. Örgütlü mücadelede yer almak isteyen her kadının kendini geliştirdiği oranda mücadeleye sunacağı düşünsel ve pratik katkısı olacaktır. Kürt kadınları olarak YAŞAMIMIZIN anlamını JİNEOLOJİ ile ifade ediyoruz.
Tecavüzü meşrulaştıran uygulamalar
İran molla rejimi bu dünyasını cehenneme çevirdiği kadını öbür dünyada da cehenneme gönderme bahanesiyle çok çirkin uygulamalara da sahiptir. İslamiyete göre “bakire ölen kızların cennete gideceğinden” hareketle bu rejim, geçmişte ölüm cezasına çarptırdığı siyasetçi genç kızlara idamdan önce tecavüz ettirip daha sonra bunları katletmiştir. Yani rejim öldüreceği bir kadının cennete gitmemesini bahane göstererek esir olan kadına tecavüzü meşrulaştırarak en insanlık dışı uygulamalara bile başvuracak kadar kadın cinsine tepkilidir. Bu nedenle çokca topluma dayattığı “cennet annelerin ayakları altındadır” sözü de kendi uygulamaları ile tam bir tezat oluşturmaktadır. Kadınların egemen rejim mollalarının ayakları altında tutulduğu bir sistemde cennet nasıl kadının ayakları altında olabilir ki?
Rejim anayasası, yasaları ve genel hukuk sistemi detaylı incelenirse sistemin kadını ne kadar aşağıladığı konusunda çok kapsamlı bilgilere ulaşmak mümkündür. Biz burada molla rejiminin karakterini iyi anlaşılması açısından hayati bazı örnekler vermeye çalıştık. İran’da kadın olmak belkide Hitler’in Almanyasında Yahudi, Apartheit rejiminin Güney Afrikasında siyah derili, bir dönemlerin Amerikasında Kızılderili olmak gibidir.
Kadının bu durumunu büyük bir adaletsizlik olarak yorumlayan İranlı feminist yazar Mehrangiz Kar: ‘Şialar, çaresizlikle simgeleştirdikleri Zehra şahsında tüm İranlı kadınları Zehra’ya benzeştirme çabasındadırlar’ diyor. BİTTİ
RUMET MARDİN