İran’ın jeopolitiği
Dünya Haberleri —

İran/foto:AFP
- Siyasi güç ile dini gücün birleşimi, İran'a ekonomik ve askeri gücüyle değil, öncelikle dışında bulunan “sadık müminler” aracılığıyla genişleme imkânı verdi.
* M. SEYYID RASSAS-Çeviri: Yeni Özgür Politika
Pers (1935’ten itibaren İran) topraklarında kurulan Ahameniş İmparatorluğu (MÖ 550–330), bugünkü Pakistan’dan Mısır’a uzanan bölgede bölgesel hegemonya eğilimi gösteren dördüncü devlet kurulumudur. Mezopotamya’daki Akkad İmparatorluğu (MÖ 2334–2154), Mısır’ın Yeni Krallığı (MÖ 1550–1069) ve Anadolu’daki Hitit İmparatorluğu (MÖ 1400–1180) takip etti.
Ahameniş İmparatorluğu’ndan önce, MÖ 7. ve 8. yüzyıllarda bugünkü İran’ın kuzeybatısında ve doğu Mezopotamya’da Med Krallığı ortaya çıktı. Medler bölgesel genişleme girişiminde bulunmadı; Asurlular ile Mezopotamya’da yaşadıkları çatışma, onları yalnızca Asur devletini yok etmek amacıyla (MÖ 616–609) batıya yöneltti. Ahameniş İmparatorluğu’nun kurulmasından sonra Medler de bu imparatorluğa dâhil edildi.
Pers topraklarında imparatorluk niteliği taşıyan ve bölgesel genişleme gösteren devletlerin dış yenilgiler sonucu çökmesi, genellikle değişen sürelerde de olsa Pers imparatorluk devletini yeniden kurma eğilimini beraberinde getirdi. Bu durum, Ahameniş İmparatorluğu’nun Büyük İskender tarafından yıkılmasından (MÖ 330) sonra Part İmparatorluğu’nda (MÖ 247 – MS 224) görüldü; bu imparatorluk bugünkü Afganistan’dan Fırat Nehri’ne kadar uzandı. Ardından Sasani İmparatorluğu (MS 224–651) batıda doğu Akdeniz’e (Bizanslılarla çatışarak), Körfez’e, Yemen’e, Hindistan’ın bazı bölgelerine ve kuzeyde Ermenistan’a kadar genişledi. Bu eğilim, 1501’de Safevi devleti ile yeniden ortaya çıktı.
Safeviler, Sasani İmparatorluğu’nun Raşidun Halifeliği karşısında çökmesinden (632–661) 8,5 yüzyıl sonra, Pers bölgesinde belirli bir ideolojiyle (On İki İmamcı Şii İslam) imparatorluk statüsünü yeniden tesis eden ilk devlettir. Bu dönemde, Sasani-Safevi arası dönemde Abbasilerin Emevi devletini 750’de yıkan hareketinde güçlü Pers rolü görüldü; ardından Horasan’da Tahiri devleti (821–873), Sistan’da Seffari devleti (861–1003) ve Orta İran’da Samani devleti (819–1005) gibi Abbasi Halifesi’ne nominal bağlı özerk devletler ortaya çıktı. Bu sonuncusu, Fars dili ve kültürünün canlanmasını simgeliyor. Bunlardan sonra 934’te Deylem bölgesinde Büveyhiler ortaya çıkıp 945’te Bağdat’a hâkim oldular. 11. yüzyılda Orta Asya’dan gelen Selçuklu Türkleri, Pers topraklarını ele geçirdi, 1055’te Bağdat’ı aldı ve 1071 Malazgirt Savaşı’yla Bizanslıları yenerek Anadolu’ya yayıldı.
Bölgesel genişleme iradesi ve hırsı taşıyan imparatorluk devletinin restorasyonu, Raşidun Devleti’nin Hz. Ali ibn Ebi Talib döneminde 656’da Hicaz’dan Irak’a taşınmasından ve Kufe’yi başkent yapmasından sonra Hicaz’da görülmedi. Aynı şekilde, Levant’ta Emevi devletidin çöküşünden (661–750) sonra da görülmedi; Emeviler, Levant tarihinin tek imparatorluk devletidir. Emevi dönemi dışında bölge, başkalarının etki ve çatışma alanı olarak kaldı. Mezopotamya’da da Abbasi devletinin Moğollar tarafından 1258’de yıkılmasından sonra bu restorasyon yaşanmadı; Abbasiler, el-Mütevekkil’in 847’de öldürülmesinden beri zayıflama sürecine girmişti.
Buna karşılık Mısır, Ptolemaios devletinin Actium Savaşı’nda (MÖ 31) Romalılara yenilmesinden, ardından Bizanslıların, Raşidunların, Emevilerin ve Abbasilerin Nil Vadisi’ni kontrol etmesinden sonra, bölgesel genişlemeci bir devletin merkezi haline geldi: Magrib’den gelerek 968’de Mısır’ı ele geçiren Fatımi devleti, daha sonra Levant ve Hicaz’a hâkim oldu. Bu durum, Memlükler (1260–1517), 19. yüzyılda Muhammed Ali Paşa ve 20. yüzyılda Cemal Abdülnasır ile tekrarlandı.
Anadolu’da ise Hititlerden sonra bölgesel genişlemeci devlet ilk kez Bizans İmparatorluğu ile kuruldu; İmparator Konstantin (306–337) ile başlayan bu süreç, Osmanlıların 1453’te Konstantinopolis’i ele geçirmesine kadar devam etti. Osmanlılar, başkenti Astana (İstanbul) yaparak imparatorluk ölçeğinde genişleyen bir devletin merkezini buraya taşıdı.
Safevi devleti (1501–1736), bölgede Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi rakibi oldu; Mezopotamya, doğu Anadolu ve Azerbaycan üzerinde rekabet etti. Bu devlet yalnızca batıya değil, doğuda bugünkü Afganistan’a, kuzeyde Kafkasya’da Ermenistan ve Gürcistan yönüne, Hazar Denizi’nin doğu kıyısına (bugünkü Türkmenistan) kadar genişledi. Bu imparatorluk eğilimi, Afşar Hanedanı’nın kurucusu Nadir Şah (1736–1747) döneminde de görüldü; Nadir Şah, Delhi’ye kadar Hindistan’a sefer düzenledi.
Pers, Kaçar Hanedanı döneminde (1796–1925) zayıfladı ve Rusya’nın güneye, İngiltere’nin ise Hindistan’dan kuzeye doğru genişlemesiyle etki mücadelesinin arenası haline geldi. Pers, Pehlevi devleti ile yeniden güç kazandı: Reza Pehlevi (1925–1941), oğlu Muhammed (1941–1979), ardından Humeyni (1979–1989) ve ondan sonra Ali Hamaney (1989–2026). Hamaney, bölgesel etkisini Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Yemen ve Afganistan’a yayarak İran’ı “bölgesel süper güç” konumuna taşıdı.
Hamaney’in durumu, siyasi güç ile dini/ahlaki bir gücün (Velayet-i Fakih ilkesine dayanan On İki İmamcı Şii ideolojisi) birleşimidir. Bu, Hamaney’e sınırların ötesinde sadece İran’ın ekonomik ve askeri gücüyle değil, öncelikle İran dışında bulunan “sadık müminler” aracılığıyla genişleme imkânı verdi. Ayrıca Arap rejimlerinin Arap-İsrail çatışmasından çekilmesi, İran’ın 1948’den beri Ortadoğu jeopolitiğinin ve birçok ülkenin iç işlerinin ana motoru olan Filistin meselesinde başlıca oyuncu olmasını sağladı.
Hamaney’de (ve ondan önce Humeyni’de) görülen bu durum, yalnızca Cemal Abdülnasır’da ve daha sınırlı ölçüde Safevilerde görülmüştü. Bölgesel gücünün zirvesinde “Körfez’in Jandarması” unvanını alan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, askeri ve ekonomik gücün ötesinde siyasi bir güce sahip değildi. Muhammed Ali Paşa’nın durumu da İran Şahı’na benziyordu; bu nedenle ikisinin siyasi gücü de hızla çöktü (İlki 1840’ta İngilizlere karşı yenilgiden sonra, ikincisi ise Humeyni önderliğindeki iç devrimle.)
* Gazeteci-yazar Muhammed Seyyid Rassas'ın The Kurdish Center For Studies'teki makalesi çevrilerek düzenlendi.







