Macaristan’da ne değişti?
Hatice ERGÜN Haberleri —
- Macaristan’daki hükümet değişikliğinden salt yeni başbakanın geçmişi ve bugünü itibarıyla değil, aynı zamanda mevcut rejimin yerleşikliğiyle radikal bir değişim beklemek mümkün görünmüyor.
HATİCE ERGÜN
Macaristan’da 12 Nisan’da yapılan parlamento seçimlerinde Victor Orbán’ın başkanlığındaki Fidesz (Macaristan Yurttaş İttifakı) partisinin 16 yıllık iktidarı son buldu. 16 yıl boyunca Macaristan’ı Hristiyan değerlerinin hâkim olduğu, Batı’nın liberal geleneğinden uzak duran, AB’den mesafeli, Orbán ve takipçilerinin retoriğinde AB’nin baskıcı uygulamaları karşısında Macar halkının özgürlüğünü savunan, liberal olmayan demokrasi ülkesi yapma vaadiyle yönetti. Karşısındaki en güçlü rakibi yine Fidesz’den, Orbán’ın takipçilerinden Péter Magyar’ın başkanlığında Tisztelet és Szabadság Párt (TISZA, Saygı ve Özgürlük Partisi) seçimlerden çoğunluk oylarla çıktı ve 16 yıllık Fidesz hükümetlerine son verdi.
Hem Orbán’ın yakın çevresinden olup hem farklı siyasal dosyayla seçimlerden iktidarla çıkmakla yeni karşılaşmıyoruz. İktidardaki partiyle aslında genel olarak örtüşen, salt retorik nüanslarla ve henüz hükümet programı olarak tescillenmemiş, belirli konulardaki vaatlerle ayrışan iki yıllık bir siyasal partinin yönetime geliyor olması, siyaset biliminin anaakım açıklamalarında seçmenler arasında yenilik arayışı olarak okunur. Radikal bir kopuştan ziyade bir siyasal partinin eskidiği, yıprandığı tespitiyle yerine nispeten genç bir siyasal oluşum getirilir. Temsili demokrasi mantığı böyle işler.
Orbán’ın örneklediği siyaset ise temsili demokrasinin değil, seçim demokrasisinin 16 yıllık izleğinden yontulan bir diktatör pratiğidir: “İnsanları kaybeden, ideolojileriyle ve hedefleriyle çatışan bilgiyi kaybeden güçlü adamlar”ın (Ruth Ben-Ghiat, 2021, 96) pratiği… Erdoğan, Trump, Putin, Netanyahu örneklerinde olduğu gibi gerekçeleri kendinden menkul baskı, savaş, şiddet politikaları uygulayan, kitle medyasını kişisel propaganda aracına dönüştüren, herhangi bir mantıksal formu bir kenara iten, duyguların siyasetini içgüdülerin – ya da Ben-Ghiat’ın (2021, 9) ifadesiyle “ham hissiyat siyasetinin” - konuştuğu bir düzlemde işe koşan bir pratik. O nedenle, Orbán seçim propagasında AB’yi ve Batı medeniyetini Macaristan’ın bağımsızlığına tehdit olarak vurgularken, seçimlere birkaç gün kala, JD Vance’ın İran’la ateşkes görüşmeleri için Pakistan’a giderken Macaristan’a uğrayıp Orbán için oy istemesi bir yandan absürd ama bir yandan anlaşılırdır. Vance’ın konuşmasında Macaristan’daki seçmenleri, Hristiyan inançları, Batı değerleri, AB’deki bürokratların baskısından kurtulmak için Orbán’ı seçmeye davet etmesi aynı absürdlüğün örneği. Keza, Orbán’ın muhalifleri yabancı gizli servislerle iş birliği yapmakla suçlarken seçim kampanyasında Vance’ın konuşması siyasetin kakafonisinin örneği. Birbiri üzerine yığılan, çoğunlukla eril, çoğunlukla varsıl görüntülere eşlik eden ve yine birbirine dolanan seslerin oluşturduğu, aklı büyük ölçüde reddeden bir yönetme iddiası…
Peki Magyar ne kadar değişik bir portre sunuyor? 16 yıllık Fidesz hükümetlerinden sadece son iki yılda kopan, kopmasıyla birlikte iktidar partisine yozlaşma, baskı politikaları üzerinden yüklenen, Fidesz hükümetinde Adalet Bakanlığı yapan, 2022’de boşandığı Judit Varga’nın 2023’te bir çocuk istismarı aklaması nedeniyle bakanlıktan istifasına dayandıran, hiç şüphesiz pragmatik nispeten genç bir siyasetçi ve yepyeni partisi. AB ile bağlantıyı güçlendirmeyi, Putin ile ilişkilerde mesafelenmeyi, ülke ekonomisini düzeltmeyi, yolsuzlukları adalet sürecine sokmayı vaat ediyor. Aralarda, Orbán’ın ihlal ettiği insan hakları arasında yer alan LGBTİ+ haklarına göz kırpsa da hak-temelli siyasete seçim gündeminde somut yer ayrıldığını söylemek mümkün değil.
Güçlü adamların [diktatörlerin] kurumsal iktidardan düştüklerinde ortadan kalkmadıkları, yönettikleri halk üzerinde bıraktıkları izlerle devam ettikleri göz önüne alındığında Macaristan’daki hükümet değişikliğinden salt yeni başbakanın geçmişi ve bugünü itibarıyla değil aynı zamanda mevcut rejimin yerleşikliğiyle radikal bir değişim beklemek mümkün görünmüyor. Diğer bir ifadeyle, Orbán siyasetinin bittiğini söylemek için henüz erken…
Magyar’ın seçim zaferi kutlamalarında öne çıkan müzik de bunun ipuçlarını veriyor. Özellikle Queen’in We Are the Champions’ı absürdlüğün devam edeceğini gösteriyor.
Güçlü adamların kurdukları diktatörlüklerin tarihsel izleğinde tanıklık ettiğimiz yıkımlar, savaşlar, biteviye şiddet düşüşlerinde barışı getirmeli umudumuzla direnmeye devam edeceğiz – yeryüzü barışın yüzü oluncaya dek.







