İslamabad görüşmelerinin perde arkası
Dünya Haberleri —

Mohammad Marandi/foto:AFP
“ABD son anda geri adım attı” diyen siyasi analist Prof. Mohammad Marandi, Netanyahu’nun sabotajına işaret ediyor.
- Marandi’ye göre ABD’nin Hürmüz ablukası İran’ı “boğmak”tan ziyade küresel ekonomiyi ve özellikle Körfez ülkelerini vuracak. İran’ın gerçek donanmasının yeraltı tünellerindeki sürat teknelerinden oluştuğunu; füze ve hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde sağlam kaldığını belirten Marandi, savaşın uzamasının İran’ı değil bölgedeki ABD müttefiklerini etkileyeceğini söylüyor.
Çeviri: Yeni Özgür Politika
11-12 Nisan 2026 tarihlerinde Pakistan’ın başkenti İslamabad’da, arabulucuların (özellikle Pakistan) katkısıyla ABD ve İran heyetleri arasında kritik görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler, İran-ABD arasında yaklaşık bir aydır süren sıcak çatışmanın ardından ilan edilen kırılgan ateşkesin hemen peşinden geldi. Görüşmelerden somut bir anlaşma çıkmadı ve kısa süre sonra ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda abluka tehdidiyle yeni bir gerilim dalgası başladı.
Bu sürece bizzat katılan İranlı akademisyen, siyaset bilimci ve müzakereci Prof. Mohammad Marandi, görüşmelerin hemen ardından bir podcast programında (Danny Hiong’un programı) detaylı tanıklığını paylaştı. Marandi, Tahran Üniversitesi öğretim üyesi olup, İran’ın uluslararası medyada en sık görülen analistlerinden biri ve İslamabad heyetinde yer aldı.
Taraflar anlaşmaya “çok yaklaştı”!
İslamabad’da 11-12 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen ABD-İran görüşmeleri, dışarıdan bakıldığında başarısız bir diplomatik girişim gibi görünse de, sürece doğrudan tanıklık eden İranlı akademisyen ve müzakereci Prof. Mohammad Marandi’nin aktardıkları çok daha karmaşık ve kritik bir tabloya işaret ediyor. Marandi’ye göre görüşmeler baştan itibaren kırılgandı; ancak buna rağmen son ana kadar ilerleme kaydedilen ve tarafların bir anlaşmaya “çok yaklaştığı” bir süreç yaşandı.
Marandi, İran heyetinin görüşmelere temkinli bir beklentiyle girdiğini belirtiyor: “Yola çıkarken… kimse gerçekten ABD ile bir anlaşmaya varacağımıza inanmıyordu.” Buna rağmen görüşmelerin içeriğinin son derece ciddi olduğunu vurguluyor: “Gün boyunca müzakereler sürdü… ilerleme sağlandı, tartışmalar ve müzakereler yapıldı.” Bu ifadeler, sürecin sembolik değil, somut pazarlıklar içerdiğini ortaya koyuyor.
Tanıklığına göre İran tarafının en dikkat çekici özelliği, müzakere disiplininde ortaya çıktı. “İran heyeti Tahran’ı hiç aramadı. Bir kere bile…” diyen Marandi, bunun heyetin tam yetkiyle hareket ettiğini ve pozisyonunun net olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Buna karşılık ABD tarafının farklı bir görüntü çizdiğini ifade ediyor: “[ABD Başkan Yardımcısı] JD Vance sürekli birileriyle telefon görüşmesi yapıyordu… Netanyahu dahil.”
Eş zamanlı diplomasi ile askeri baskı
Görüşmeler sürerken sahadaki gelişmeler ise güven ortamını ağır şekilde zedeledi. Marandi, “ABD’ye ait iki gemi Basra Körfezi’ne girmeye çalıştı… İran uyarınca geri dönmek zorunda kaldılar” diyerek diplomasi ile askeri baskının eş zamanlı yürütüldüğünü aktarıyor.
Görüşmeler sırasında Washington Post’un İran heyetinin öldürülmesini açıkça savunan bir yazı yayınlaması ise delegasyonda endişe yaratmış. Marandi, “dönüşte uçağımıza füze atılabilir” kaygısıyla hareket ettiklerini belirtiyor.
Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri ateşkesin kapsamıydı. Marandi’ye göre İran tarafı, ateşkesin yalnızca iki ülke arasında değil, bölgesel düzeyde ele alınmasını savunuyordu ve Lübnan’ın da bu çerçevede anlaşmaya dahil edilmesini kırmızı çizgi olarak görüyordu. Trump’ın daha önce kabul ettiği bu talebin Netanyahu’nun baskısıyla son anda kapsam dışı bırakılması, görüşmelerin çöküşündeki en kritik nedenlerden biriydi.
Vance: ‘İran taleplerimizi karşılamadı’
Sürecin kırılma noktası ise görüşmelerin son aşamasında yaşandı. “Sonlara doğru ABD aniden pozisyon değiştirdi ve çok olumsuz bir noktaya geldi” diyen Marandi, kopuş anını şöyle anlatıyor: “JD Vance bir anda masadan kalktı… ‘İran taleplerimizi karşılamadı’ dedi.” Oysa İran heyetinin beklentisi, görüşmelerin ertesi gün devam etmesiydi.
Marandi’ye göre bu ani değişimde İsrail’in etkisi belirleyiciydi. “Vance Netanyahu’ya rapor veriyordu… Netanyahu da belli ki ona ‘hayır, anlaşma yok’ dedi” ifadelerini kullanan Marandi, bu iddiayı Netanyahu’nun kendi açıklamasıyla da destekledi. Netanyahu, görüşmelerin hemen ardından kamuoyuna yaptığı açıklamada “Dün JD Vance ile konuştum. Bana İslamabad’dan uçağından detaylı rapor verdi. Bu yönetimdeki üyeler her gün olduğu gibi bana rapor veriyor” diyerek Vance’in kendisine brifing verdiğini bizzat doğrulamıştı.
İran heyeti açısından bu sonuç sürpriz olmadı. Marandi, “kimse şaşırmadı… herkes bunu bekliyordu” diyor. Heyet üyeleri (erkek-kadın, genç-yaşlı) dönüş yolculuğunu “ölüm uçağı” olarak nitelendiriyor, alternatif rota ve trenle Tahran’a dağılarak gittikleri belirtiyor. İran tarafında moral ve kararlılığın yüksek olduğunu vurgulamak için, “Kimse ‘[aman başıma bir şey gelir diye] birkaç gün İslamabad’da kalayım’ demedi” şeklinde ekliyor.
Diplomatik süreç askeri gerilime evrildi
Görüşmelerin çökmesinden hemen sonra ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukası ilan etmesi, diplomatik sürecin hızla askeri gerilime evrildiğini gösterdi. İran tarafı buna sert karşılık vereceğini açıkladı: “Eğer limanlarımızı ablukaya alırsanız… bize de bölgedeki limanları hedef alma hakkı doğar.” Marandi, Trump’ın İran’ın döşediği mayınlar nedeniyle boğazın tehlikeli hale geldiği yönündeki iddialarına da değinerek, İran’ın düşman ülkelere ait olmayan tankerlere boğaz geçişlerinde eşlik etmeye hazır olduğunu belirtti.
Marandi’ye göre ABD’nin Hürmüz ablukası İran’ı “boğmak”tan ziyade küresel ekonomiyi ve özellikle Körfez ülkelerini vuracak. İran’ın gerçek donanmasının yeraltı tünellerindeki sürat teknelerinden oluştuğunu; füze ve hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde sağlam kaldığını belirten Marandi, savaşın uzamasının İran’ı değil bölgedeki ABD müttefiklerini etkileyeceğini söylüyor. Gıda üretiminin yaklaşık %90’ını kendisi karşılayan, Pakistan-Afganistan-Türkmenistan üzerinden karayolu ticareti yapabilen ve savaş öncesinden itibaren Pakistan’la gıda ve enerji takası için hazırlık yapmış vaziyette olan İran’ın hazırlıklı olduğunu, buna karşılık Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin çöl ikliminde, altyapıları kırılgan ve büyük ölçüde Körfez limanlarına bağımlı durumda olduklarının altını çiziyor. Marandi’ye göre yaz mevsiminin (özellikle Mayıs’tan itibaren) yaklaşması bu ülkeler için ek bir tehlike oluşturuyor.
Marandi’nin genel tezi İran savaşının ve son abluka kararının, ABD’nin değil, İsrail lobisinin ve Netanyahu’nun öncelikleri doğrultusunda yürütüldüğü. Trump’ın ani pozisyon değişikliklerinin buradan kaynaklandığını savunuyor. İran’ı ise hem askeri hem toplumsal dayanıklılık açısından üstün konumda görüyor; halkın enerji tesislerini canlı kalkan yaparak korumasını bunun somut kanıtı olarak dile getiriyor.











