İran’ın Latin Amerika’daki derinliği

Dünya Haberleri —

Latin Amerika/foto: Freepik

Latin Amerika/foto: Freepik

  • ABD, İran, Hizbullah ve bağlantılı ağların Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde varlık kurmaya çalıştığını biliyor. Savaş, bu varlığın yorumlanma aciliyetini artırdı.
  • Latin Amerika, İran’a tam da ana muharebe alanının dışında yer alıp Batı yarımküresindeki güvenlik kaygılarına dokunduğu için seçici stratejik derinlik sunuyor.

* Stefanie B. HIJERRA/Yeni Özgür Politika

ABD-İsrail ile İran savaşıyla dikkatler doğal olarak Körfez'e ve geniş Ortadoğu’ya odaklandı. Bazı gözlemciler, Rusya ve Çin’e kadar uzanan “doğal müttefikler” arayışına girdi. Dünyanın öbür ucunda, Latin Amerika’da da İran’ın köklü bağları bulunuyor. Siyasi, diplomatik ve ekonomik bu bağlar gerçek olsa da savaş zamanındaki değerleri dengesiz ve sıklıkla abartılıyor.

Tahran, yıllardır kendisiyle ortak bir düşmana (ABD) sahip devletler ve hükümetlerle bağlantılar kurdu. Bu anti Amerikan duruşa sahip ülkeler arasında Venezuela, Bolivya, Nikaragua ve Küba öne çıkıyor. İran, ABD-İsrail bombardımanlarının dalgalarına maruz kalırken, bu bağların niteliği ve derinliği giderek daha belirgin hale geldi. Bunlar gerçekten stratejik ilişkiler mi yoksa daha çok genel bir 'antiemperyalist' dayanışma duygusundan mı ibaret? Bu ayrım çok önemli, çünkü İran’ın Latin Amerika’daki varlığını tanımlarken kullanılan dil, sıklıkla “etki”den çabucak “tehdit”e kayıyor. Bazı endişeler, Hizbullah bağlantılı finansmanla ilgili. Diğerleri ise daha gevşek bağlantılara, eski kanıtlara ya da sempatizanları, suç ağlarını ve merkezden yönetilen faaliyetleri birbirine karıştıran güvenlikçi anlatılara dayanıyor. Ciddi bir analiz, iki aşırı uçtan kaçınmalıdır: Konuyu sadece retorik olarak görmek ya da yakın bir ikinci cepheye dönüştürmek. Daha inandırıcı yaklaşım daha dar kapsamlıdır: Latin Amerika, İran’a seçici ve sınırlı bir stratejik derinlik sunuyor; bu derinlik dolaylı ve koşullara bağlı.

Destek biçimleri

Ortadoğu dışında stratejik derinlik, salt askeri terimlerle anlaşılmamalıdır. Latin Amerika’da bu kavram; uluslararası forumlarda diplomatik destek, yaptırımlar döneminde ortaklıklar, krizleri aşan devletlerarası kanallar, Washington’un kendi yarımküresinde sembolik bir varlık ve istihbarat, lojistik veya finansal operasyonları kolaylaştırabilecek izin verici ortamları kapsar. Bu, vekil savaşı kavramından daha geniş, ancak daha gerçekçi bir tanımdır.

İran’ın bölgedeki bağları, kültürel yakınlıktan ziyade, özellikle ABD baskısına karşı ortak düşmanlık ve izolasyon karşısında dış ortak arayışı gibi örtüşen siyasi çıkarlar tarafından şekillendirilmiştir. İran’ın Venezuela ve Bolivya ile ilişkileri üzerine yapılan çalışmalar, bu bağların sabit bir ittifak mantığından ziyade liderlik değişikliklerine, ideolojiye, yaptırım baskısına ve emtia döngülerine göre değiştiğini gösteriyor. Stratejik derinliğin bu geniş tanımı, devlet ilişkilerini Hizbullah bağlantılı faaliyetler gibi daha tartışmalı konudan ayırmaya da yardımcı oluyor. Politika analizleri, grubun Latin Amerika’daki 30 yıllık varlığının öncelikle fon toplama ve lojistik amaçlı olduğunu, bunun da doğrudan sempatizanlardan daha gevşek ve dolaylı bağlantılara uzanan ağlar üzerinden yürüdüğünü ortaya koyuyor.

Venezuela ile ilişkiler

Eğer İran’ın Latin Amerika’da ana devlet ortağı varsa, o Venezuela’dır. Caracas-Tahran ilişkisi, eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez ve eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde derinleşti ve her iki liderlik sonrası da devam etti. Muhtemelen İran’ın bölgedeki en güçlü ilişkisi budur; devlet ziyaretleri, ticaret ve güvenlik iş birliğiyle örülmüştür. Venezuela, İran’ın Batı yarımküresinde kalıcı bir varlık kurabileceğini gösterdi, ancak ülke artık eskisi kadar istikrarlı bir demirbaş değil. Nicolás Maduro’nun Ocak'ta ABD güçleri tarafından kaçırılmasının hemen ardından Yardımcısı Delcy Rodríguez’in geçici başkanlığı devralmasıyla Washington, Caracas’a İran ve Küba dahil ABD karşıtlarıyla iş birliğini azaltması için baskı yapıyor. Venezuela birdenbire ABD müttefiki olmasa da İran’ın bölgedeki en derin tarihi dayanağı artık daha akışkan bir siyasi ortamda bulunuyor. Stratejik derinlik, sabit değildir; devlet ortaklarının dayanıklılığına, yönetici elitlerin sürekliliğine ve eski ağların değişen hesaplamalara uyum sağlayıp sağlayamamasına bağlıdır. İran, Caracas ile yılların kurumsal bağlarından hâlâ yararlanabilir, ancak bu kanal Maduro döneminde olduğundan daha az güvenli durumdadır.

Bolivya ile ilişkiler

Bolivya, günümüzün test vakası olarak tartışmada farklı bir yere sahip. Sembolik ağırlık veya Tahran’la ekonomik tarih bakımından Venezuela ile eşit değil, ancak şu anda ABD’nin endişelerinin merkezinde bulunuyor. Washington, Ocak'ta Bolivya’dan şüpheli İran ajanlarını sınır dışı etmesini ve Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah ve HAMAS’ı terör örgütü olarak ilan etmesini istedi. İsim vermeyen güncel ABD yetkilileri ve diplomatik çabalara doğrudan bilgi sahibi kaynaklar, bu endişeyi dile getirirken, eski CIA Caracas şefi Rick de la Torre, Bolivya’yı Tahran’ın ikincil düğümlerinden biri olarak tanımladı; gevşek karşı-istihbarat koşulları ve merkezi coğrafi konumuna dikkat çekti. Bu iddialara temkinli yaklaşsak bile, Bolivya artık politika düşüncesinde çevresel bir yerden daha fazlasını işgal ediyor. Önemli olan operasyonel erişim kanıtı olması değil, İran etkisinin stratejik değer kazanabildiği siyasi koşulları göstermesidir.

İlişki, özellikle 2006-2019 yılları arasında Evo Morales’in başkanlığı döneminde ve halefi Luis Arce (2020-2025) döneminde en görünür şekilde genişledi. Bu bağlar da asla Venezuela ile ulaşılan derinliğe ulaşmadı. 2023’teki Bolivya-İran anlaşması, keşif dronları, nehir botları, siber güvenlik iş birliği ve askeri eğitimi kapsıyordu, ancak uygulama derecesi hâlâ belirsiz. Bu belirsizlik öğreticidir. Daha küçük ve daha az denetlenen bir ortak, izin vericilik, inkâr edilebilirlik ve gelecekteki projeksiyon için alan yaratması sayesinde stratejik ağırlık taşıyabilir.

Üçlü Sınır bölgesi

Arjantin, Brezilya ve Paraguay’ın birleştiği Güney Amerika’daki sınır bölgesi “Triple Frontier” (Üçlü Sınır) olarak bilinir ve özellikle 1992 Buenos Aires İsrail Büyükelçiliği bombalaması ile 1994 AMIA (Arjantin İbrani Karşılıklı Yardımlaşma Derneği) bombalamasından sonra ABD ve bölgesel güvenlik tartışmalarında merkezi bir yer tuttu. (Arjantin, İsrail dışında dünyanın en büyük Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır.)

İran ajanları ve Lübnanlı vekili Hizbullah’ın bu saldırılarda rol oynadığına yaygın olarak inanılıyor. Bu saldırılar, kıtadaki yasa dışı finansman ve lojistik destek ağlarıyla ilgili sonraki endişelerle de ilişkilendirilmiştir (Arjantin bu ay Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü ilan etti). Yine de kamuoyuna açık sınırlı bilgi, Hizbullah’ın operasyonel kapasitesi hakkında sağlam sonuçlar çıkarmayı zorlaştırıyor. Grubun doğrudan eylemleri ile bağlantılı veya sempatizan unsurların eylemlerini ayırt etmek de önemlidir.

Latin Amerika, İran’a küçük bir hükümet kümesinden diplomatik sempati, uluslararası izolasyonunun tam olmadığına dair sembolik kanıt ve yaptırımlar altında yıllar süren iş birliğiyle şekillenmiş pratik kanallar sunabilir. Küba ve Nikaragua bu noktayı iyi yansıtır. Her ikisi de Maduro’nun yakalanıp iade edilmesini egemenlik ihlali olarak kınadı. Nikaragua bunu bölgesel kendi kaderini tayin hakkına saldırı olarak nitelendirirken, Küba devlet terörü olarak tanımladı.

Nikaragua, 28 Şubat’ta ABD-İsrail hava saldırılarında İran  Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Tahran’a taziye mesajı gönderdi. Bu, diplomatik dayanışmanın kriz anlarında İran’a hâlâ nasıl hizmet edebileceğini gösteriyor. Bağlar ne kadar derin olmaktan ziyade işlem temelli olsa da bu uyumun değeri vardır. Tahran’a, yakın çevresinin ötesinde de ortakları olduğunu gösterme imkânı sunar.

İkinci bir cephe yok

Latin Amerika’nın İran’a makul şekilde sunamayacağı şey ikinci bir cephedir. Bölge siyasi olarak dengesiz, askeri dengenin çekirdeğinden coğrafi olarak çok uzak ve dayanıklılığı garanti edilmeyen dar bir devlet partnerleri kümesine bağımlıdır. İstihbarat çevrelerinde Hizbullah’ın Latin Amerika’daki varlığının sağlam bir ağ mı yoksa fon toplama, kolaylaştırma ve diasporaya bağlı finansal akışların gevşek bir karışımı mı olduğu konusunda tartışma olduğu biliniyor. Bu nedenle İran’ın ayak izi ağırlığını esas olarak dolaylı derinlik olarak taşıyor; alan ve zaman zaman kaldıraç sağlıyor. Savaşın nerede sonuçlanacağını temel olarak değiştirmiyor.

ABD, İran, Hizbullah ve bağlantılı ağların Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde varlık kurmaya çalıştığını uzun zamandır biliyor. Ancak savaş, bu varlığın yorumlanma aciliyetini artırdı. Bolivya daha büyük önem kazandı, Venezuela’daki geçiş daha kritik hale geldi, Küba fiili petrol ablukası altında Washington’la son derece zorlu görüşmelere zorlandı ve Üçlü Sınır hakkındaki eski tartışmalar yeniden güç kazandı.

Bölgedeki her İran ilişkisi yakın bir tehdit oluşturmaz, ancak coğrafya, savaşın seyrini belirlemese bile siyasi ağırlık taşır. Latin Amerika, İran’a tam da ana muharebe alanının dışında yer alıp Batı yarımküresindeki güvenlik kaygılarına dokunduğu için seçici stratejik derinlik sunuyor. Bu, stratejik hesapları etkilemeye yetiyor ama belirleyici bir ikinci cephe oluşturmaya yetmiyor.

* Politika analisti ve antropolog Stefanie Butendieck Hijerra'nın Al Majalla'daki makalesi çevrilerek düzenlendi. Politika analisti ve antropolog

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.