İran, 2011’de PJAK gerillalarına karşı kapsamlı bir saldırı başlattı. Kandil’e girmeye çalışan İran ordusu, iki hafta süren çatışmalar sonunda geri adım atmak zorunda kaldı. Daha sonra 2 Eylül’de ikinci kez saldırdı. Bu saldırı ise üç gün sürdü. İran karadan operasyon yaparken Türk devleti de aynı günlerde Kandil’i havadan bombalıyordu. Bu sürecin sonunda ise Temmuz’da karşılıklı ateşkese gidildi.

2011’den bu yana PJAK ile İran arasında ilan edilen ateşkesi Tahran yönetimi defalarca ihlal etti. Özellikle Rojava’da Kürtlerin yeni bir statü elde etmesi ve Türkiye’de gelişen ‘süreç’, İran’ı düşmanca bir tutum almaya itti.

Türkiye açıktan Rojava’da Kürtlere katliam yapan IŞİD’i ideolojik ve askeri olarak desteklerken, İran ise her türlü kirli yola başvurdu. Haseke’deki saldırılar ve Kuzey Kürdistan’da Hüda-Par’ın eliyle geliştirilen provokasyonlar bir İran planlamasıydı.

Türkiye’nin iç siyasetinden, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de siyasi ve askeri olarak oldukça aktif bir konumunda olan İran, sadece Doğu Kürdistan’ı değil, Rojava’daki kantonları da Türkiye’deki ‘süreci’ de bir ‘iç sorun’ olarak görüyor. 

Özellikle son günlerde Doğu Kürdistan’dan gelen haberler endişe verici. PJAK yetkilileri, İran rejiminin ateşkes anlaşmasına uymadığına dikkat çekiyorlar.

İdam cezalarının açık bir savaş tahriki olduğunu ifade eden PJAK yetkilileri, “Ateşkesin şartlarından biri idamların olmamasıydı. Ama şimdi idamlar üzerinden Tahran bize net bir mesaj gönderiyor. Bu da ateşkesi anlamsız kılıyor” diyorlar.

Tahran yönetiminin Kürtlere yönelik idam ve infaz politikasına ağırlık vermesi bölgesel gelişmelerle doğrudan bağlantılı. 

Bölgedeki kırılmalar, yeni dengeler ve Kürtlerin Rojava’da yeni bir statü elde etmesi Türkiye gibi İran’ın da mevcut düzenini sürdüremez hale getiriyor.

PJAK yetkililerinden Şerzad Kemanger, Rojava ve Güney Kürdistan’da İran’ın zemin kaybetmesi durumunda içeride Kürtlere yönelik uyguladığı baskıyı daha da ağırlaştırabileceğine işaret ediyor.

Nitekim İran’ın Doğu Kürdistan’daki askeri varlığını son dönemlerde olağanüstü düzeyde arttırdığı görülüyor. Sonbahardan bu yana Sine ve Urmiye’deki karargahlara ciddi bir askeri sevkiyat var. Koruculuk sistemi giderek yaygınlaştırılıyor, yeni karakollar inşa ediliyor. Aslında İran da tıpkı 90’lardaki Türk devletinin uyguladığı kirli savaşı derinleştiriyor.

İran’ın aynı zamanda sınırı tahkim eden Kandil’i de tehdit eden bir siyasi ve askeri tutum içinde olduğu yönünde bilgiler geliyor.

Şerzad Kemanger’e göre İran’ın bu durumunun giderek tehlike arz ettiği ve her an bir savaşa dönüşebileceği riskinin dikkatten uzak tutulmaması gerektiğine işaret ediyor.

Geçen yıl PJAK kadro ve sempatizanlarından 760 kişinin konulduğu cezaevlerinde şu an bu sayı 1500 civarında. İdamla yargılanmayan Kürtlerin cezalarının dahi idama cezasına dönüştürüldüğünü vurgulayan Kemanger, “Ele geçirdiği hemen her PJAK kadrosu ve sempatizanına idam cezası veriyor. Hemen her gün 15-20 kişi gözaltına alınıyor. Artık şehirlerde en ufak gösteriye bile izin verilmiyor. Yoğun bir ajanlaştırma politikası devreye konulmuş durumda. Çok ciddi bir baskı, işkence var” diyor.

PJAK, ateşkes sürecini barış sürecine çevirmeye çalıştı. Ama Tahran yönetimi ise “Hepimiz İranlı ve Müslümanız” diyerek buna gelmedi. PJAK şimdi, ateşkese bağlı kaldığını ve sürdürülmesinden yana olduğunu söylüyor. Ancak bu sürecin ne kadar devam edeceği şüpheli.

Topraklarında hiçbir zaman iç savaşa izin vermeyen İran, savaşı hep başka topraklarda yaptı. Diplomasiyi çok etkili kullandı. Bölgedeki kriz ve savaşlar içinde kendini yaşatmasını iyi bildi. Şimdi Suriye ve Irak parçalanırken, hem Körfez ülkeleri hem ABD ve İsrail tarafından kuşatılmış durumda olan İran’ın, Kürt inkarı üzeri politika yürütmesi artık zor görünüyor.

Rojava, Kürtlerin eskisi gibi hiçbir yerde yönetilemeyeceğinin son kanıtı. Eski Kürtler yok. Askeri olarak ezmek, siyasi olarak kandırmak mümkün değil. İran bir çıkmazda. Eğer Kürtlerle demokratik bir uzlaşı gelişmez ise çatışmaların İran’a kayabileceği yönünde çok sayıda işaret var.