Almanya’da spor içinde şiddet eğilimi gün geçtikce daha da yaygınlaşıyor. Aşırı sağcı düşüncelerin spor kurumlarına ve kulüplerin sızması ise Alman basını ve Alman siyaseti tarafından konu edilirken, kurumlardan sorumlu olanlar bu konuya nasıl yaklaşıyor. Gençliği şiddetten korumak, şiddeti önlemek her ne kadar görev sorunu ise, aynı zamanda şidetin var oluşunu aydınlatıcı şekilde kamoyu ile paylaşmak da bir o kadar önemli bir görevdir.

Hessen Eyaleti Gençlik ve Spor Birliği Sözcüsü Angelika Ripler, spor kurumlarında ırkçlığın önlenmesi için öncelikle mağdurun, ailelerin ve kurumların el ele vermesi gerektiğini söyledi. Ripler ile kurumlarda sağcı eğilim ve şiddetin sonuçlarını ile görüştük.
 
Sayın Ripler, kurumunuz çalışmaları hakkında bize bilgi verirmisiniz?

Gençler ve yetişkinler için çalışma yürütüyoruz. Antrenör, ders eğitmeni, hakem ve benzeri görevler içerisinde yer alan kişilerle günlük ortak çalışmalarımız var. Bizlerin görevi bu kişilerin yetenek ve birikimlerinin göreve uygun olup olmadıklarını ölçmektir. Bu uygunluk özellikle spor alanında gelişen projeleri ve gençler ile yetişkinler için hazırlanan özel eğitim müfredatlarını uygulamada kontrol edilmektedir.
Diğer önem verdiğimiz bir konu ise kurum üyelerimizin birbirlerine karşı göstermesi gereken hoşgörü ve birlik duygusudur. Temel amacımız insanların eşit ve özgür şekilde istedikleri spor alanında faaliyet yürütebilmeleridir.

Bugünlerde Almanya’da sporda gelişen ırkçı eğilim konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Almanya’da spor alanında, spor kurumlarında sağcı düşünce yaşam alanı bulabiliyor mu?

Bizler bu konuyu yıllardır gündemimizde tutuyoruz. Irkçılığa karşı duruş bizler için önemlidir. Ancak ırkçı eğilimler yaşamın her alanında olduğu gibi malesef spor alanında da yaşanmaktadır. Bunu inkar edemeyiz. Fakat bunun yaygınlaşmasını, masum üyelerimizin bu dalgaya kapılmalarını ve bu tür eğilimlere sahip kişilerin kurumlarımızda propaganda yapmalarını önlemek için yıllardır başarılı şekilde çalışmaktayız. Spordaki ırkçılık üzerine bilimsel bir araştırma yok. Yapılan küçük arıştırmalar var ancak yeterli değiller. Küçük araştırmalarda örneğin kaç kez sağcı eğilim olmuş, bunun bir rakamsal gösterisi yoktur.


Sizin görevleriniz nelerdir?
Görevim ırkçılığı önlemek ve kurumların bu konuya karşı hassas olmalarını sağlamak. Bunun için bilgi akşamları, bilgilendirme toplantıları, etkinlikler yapmaktayım. İkinci bir görevim ise olayın gerçekleşmesi ardından mağdura ve mağdurun ailesine danışmanlık hizmeti sunmaktır. Müdahale etme bu bağlamda önemli bir yöntemdir.

Sağcılar kurumlara nasıl sızıyor? Örnek verebilir misiniz?
Örneğin sağcı, NPD-kadrosu olan biri var ve bu kişi bir gençlik kurumunda antrenördür. Diğer bir örnek ise böylesi sağcı eğilimli biri spor kurumlarımıza sponsor olmak istiyor. Bizi zorlayan yapılardan biri de ulusal spor kurumlarıdır. Diğer bir sorun ise belli renklerde dikilmiş veya belli sembolleri taşıyan forma ve şortlardır. Bu formalar sağcı gençler tarafından tercih ediliyor ve giyiliyor.

Peki antrenör olarak ya da sponspor olmak isteyen kişiler, spor kurumlarına tam olarak yerleşebildiler mi?

Kimileri bu konuda ‘sızmaktan’ bahsediyorlar. Bir kuruma sızan bir sağ eğiliminde bahsediyorlar. Hessen Eyaleti içerisinde böylesi bir sızmayı göremiyorum. Çünkü bizim daha çok karşılaştığımız durumlar şunlardır. Kimi üyelerimiz sağcı ve NPD üyesidir. Fakat aynı zamanda sporcu, baba ve evinde eş olarak yaşıyorlar. Ve üyelerimiz NPD üyesi olduklarını saklamadan “bakın, ben gençlik kasasına 500 Euro bağışlıyorum, bu paradan kendilerin formalar alabilirler” diyebiliyor. Bunu çoğu kez yaşadık. Fakat hedefli olan bir sızmayı kendim bugüne kadar izlemedim, yaşamadım.
Fakat Hessen Eyaletinde bunun yaşanmaması demek diğer eyaletlerde de yoktur anlamına gelmez. Biz doğu eyaletlerindeki kurumlarla ortak çalışmalar yapıyoruz. Birçok kez doğu eyaletlerindeki kurumlara straejik bir sızmanın var olduğunu örnekleriyle duydum.

Alman basını son günlerde ‘fanatikler’ üzerine yazılar yazmaktadır. Bazı röportajlarda İngiltere, Polonya ve Rusya gibi ülkelerde şiddette bulunan ‘Holigan’ grupları ve spora verdikleri kötü imaj anlatılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya Futbol Birliği (DFB – Deutscher Fussballbund) tarafından geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin bir açıklama yapılmıştı. Bu açıklamada daha sert güvenlik kurallarını ve şartlarını sağlamak önemli ve acil hedeflerden biri olduğunu vurguladılar. Güvenlik önemli bir konudur. Fakat güvenlik sadece şiddet alanını kapsamıyor, bunun yanında ırkçılık ve sağcı eğilime karşı da önlemleri içeriyor. Kimi kurumlar ve spor kulüpleri bunu önlemek için sağcılığa karşı açık adım atıyorlar, kimileri ise bunu sessizce uzaklaştırmaya çalışıyor.
Şu an stadlara o kadar çok kameralar kurulmuş ki, her türlü pankartı, afişi, el kol hareketleri izlemek ve kayıt altında almak mümkündür. Yani hiç kimse görüntülenmeden bu stadlardan çıkamıyor.

Gençleri ırkçılığa karşı ne derece bilgilendiriyorsunuz? Örneğn derslerinizde spor içinde şiddet ve ırkçı eğilim gibi konuları ele alıyor musunuz?
Spor, kültürleri ve inancları birleştirmek, yabancı olanı yakınlaştırmaktır. Yabancıyı dost kılabilmek. Bu konuda eğitim serilerimiz önemli bir yer alıyor. Sadece pratikde değil, aynı zamanda teorik çalışmalarımızda hoşgörü ve birlik duygusu verilmeye, iletilmeye çalışıyor.
Üniversitelerde birçok seminerler verdik. Bu seminerlerde spor ve ırkçılık konusu önemli boyutları ile anlatıldı ve tartışıldı. Bilgilendirmeyi süreklileştirmek önemlidir. Bilgilenderme bu konuda birinci adım olduğu kadar ardındaki danışmanlık hizmeti de bir o kadar önemlidir. Çünkü birçok spor kurumları tedirgin ve bilgisizler ve bu konuya karşı nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilmiyorlar. Kimi kurumlar aralarında sağcıların bulunduğunu dışarıya anlatmazlar.

Kurumlar, aşırı sağcı eğitmenlere sahip olduklarını neden açıklayamıyorlar?

Kurumlar imaj kaybetmemek için bu konuyu ele almaktan çekiniyorlar. İkinci bir neden (korku) ise üye kaybı. Velilerin kendi çocuklarını bu kurumlardan almaları, uzaklaştırmalarıdır.
Eğer sağcı bir eğilimi olduğu bir kurum kendisini teşhir eder ise, bu üç ayrı sorun ile karşılaşabilir. Bunu da her kurum göze alamıyor ve bundan dolayı bu konunun gizli kalmasını tercih edebiliyor.

Diğer bir konu ise sağcıların güçlü pozisyonları. Eskide toplum imaj konusunda düşük bir sevye bulunan sağcılar bugün spor kurumlarında büyük başarılar elde ediyorlar. Diğer yönde ayrıca zengin olan sağcı eğilmli işverenler ise spor kurumlarına cüzdanları ile yaklaşarak, sponsorluk yapıyorlar...
Bana göre kurumlar “dışarı” ve “içeri” diye ayrım yapıyorlar. Yani  kurumlara göre sağcı eğilimli olan kurum dışında istediği hareketi yapar, sağcılığını yaşar. Böyle ve kurum üyesi kalabilir ve sporunu yapabilir, kimisi antranör olmaya devam edebilir; yeterki kurumda bir şeyler yapmasın. Fakat bu sağcı eğilimli kuruma girdiği sürelerde bu düşünce ve ilkelerini aktarması, anlatması veya yaymaya çalışması yasaktır. Yani sağcı ideolojinin kurumda yayılmamasına dikkat ediyorlar. Örneğin diğer spor kurum üyelerin ücretsiz rozetler, yapıştırılabilinir sözler ve semboller, konser giriş biletlerini hediye olarak dağıtmak ve böylece sağcı konserlere davet etme gibi girişimler yasaktır. Fakat kurum içinde sakin ve sessiz kaldığı sürece hiç bir sorun yaşayamaz.
Diğer bir sorun ise gönüllülük. Biliyorsunuz Almanya’da faaliyet yürüten çoğu kurum çalışanları gönüllülük temelinde yani maddi ücret almadan çalışıyorlar. Eğer bir gönüllü sağcı eğilimli biri gençlik antrenör ise ve bu antrenörün gitmesi durumunda yerine yeni bir gönüllü antrenör bulmanız gerekiyor. Bu konuda bizlere büyük görevler düşüyor ve bu kurumlara destek vermemiz gerekiyor.

Sporda aşırı sağcılık göçmenleri hedef alırken, diğer bir hedef alanı ise farklı ideolojilere, farklı kültürlere ve düşüncelere karşı olmak ve eşcinsel, engelli gibi toplumun diğer kesimlerini seçiyor. Sporda göçmenlerin yanında eşcinselliğe karşı şiddet uygulayan sağcı eğilimleri izleyebildiniz mi?
Aşırı sağcılığın temeli ırkçılıktır. Buna ek olarak homofobi korkusu da mevcuttur. Bu da sporda bir konudur. Ve kimi olaylarda bu da açık ifade edilmiştir. Hakaretler, karşı davranışlar birçok örneklerde olduğu gibi spor alanında da mevcuttur ve bunu temelinde karşıdakini dışlama, kabullenmeme düşüncesi yatmaktadır. Bunları da görevlerimiz arasında görmekteyiz ve toplumun her kesimini bu konuda eşit şekilde yaşamasına kendi imkanlarımız ve alanlarımızda destek vermeye çalışıyoruz. Bu hakaretvari sözlerin sahipleri, genelde meyhanelerde masa başında sızar, daha sonra alanlarda, kurumlarda yayılır ve düşüncelerini teşhir eder.
Almanya spor sisteminin yaklaşık 27 milyon üyesi vardır. Bu çok büyük bir rakamdır. Böylece Almanya’da her üç vatandaşdan biri bir spor kurumundadır. Ve örneğin her hafta sonu 80.000 futbol yarışmaları vardır. Bu gibi yoğun ziyaret edilen alanlarda tabi ki zaman zaman ırkçılık-sağcılık olayları yaşanabilinir. Bu okullarda, kiliselerde, toplumun diğer sosyal alanlarında olduğu gibi spor kurumlarında da mümkün olan bir gidişat olgusudur. Fakat çok şükürdür ki bu sağcı eğilimler bir avuç içine sığacak kadar azdırlar ve olumsuz olaylar bundan kaynaklı çok şükür ki istisnadır.

Irkçılığı önlemek için çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu konuda şiddet görmüş bir mağdura nasıl davranmalı. Kimileri korku nedeni ile, kimiler utanç, kimileri dışarıya yansımaması için susmayı tercih ediyor ve şiddete boyun eğiyorlar. Bu mağdurlar kendisini nasıl koruyabilir, ne söyleyebiliriz?
Öncelikle mağdurun kendisini nasıl korumaktadır, hangi durumdadır, ona bakmak lazım. Bunun yanında şiddetin yayılmaması ve şiddetin karşı şiddet doğurmaması için neler yapılabilinir. Önce onu ölçmek gerekiyor. Mağdur ise şunu gözönünde bulundurmalı. Ben şiddet gördüğüm, yaşadığım anda ortada yalnız mıyım, yoksa yanımda arkadaşlarım da mı bulunuyor, bu şiddet eğilimine karşı durabilmem mümkün müdür? Buna önemle bakmak gerekiyor. Yalnız isem, her an tokat ve dayak yiyebilecek konumda mıyım? Mağdur önce bu çevre şartlarını ölçebilmelidır.
Bunun yanında cesaretli karşılık vermek herzaman iyidir. Sadece böylesi anlarda yanlız kalmamak gerekiyor. Ve şunu önleyebilemek için 3 aylık bir eğitim de gerekmiyor: “Dur, bizim Kurumumuzda bunu yapamazsın!” diyebilmek için 3 aylık eğitime gerek yoktur. Eğer birileri bizim sorumlu olduğumuz kurumların turnavalarında ve benzeri faaliyetlerinde “Kanaken raus!” ve benzeri sözleri sarfediyor ise, bu kurumuzda onun yeri yoktur. Ve o anda ev sahipliği hakkı vardır ve o ziyaretçiyi hemen kurumdan çıkarabilirsiniz.
Bu savunmanın diğer bir boyutu ise velilerdir. Velilerin en önemli aktörler arasında oldukları belki kimi veliler tarafından farkedilmemiştir. Velilerin çocuklarında sorun hissettikleri anda ilk adım olarak antrenöre giderler. Bu konuda en önemli faktör güvendir. Veli ile çocuk arasındaki güven önemlidir. Veli, çocuk ve antrenör arasında da güven önemlidir. Bu konuda dertleşme imkanı olmalıdır. Ve burada hem velilere hem de antrenörlere önemli görevler düşüyor.


NİHAL BAYRAM




‘Sağcılar önce yerlerini yapar’


“Aşırı sağcı olanların ilk hedefi elbette göçmenlerdir. Fakat bunun yanında topluma ‘ait’ görülmeyen engelli, eşcinsel, öğrenimde geri kalmış olanlar da çoğu kez saldırıya maruz kalıyor. Üzücü olan nokta ise özellikle beyinsel engelli olanların bu konuda bunu yeterince ifade edememeleridir.”

Spor içinde şiddeti ve kriminal suçu önleme uzmanı, Berlin Eyaleti Spor Birliği ve Gençlik Spor Direktörü Dr. Heiner Brandi ise, daha çok ırkçılığa karşı alınan tedbirleri anlattı.
 
Dr. Brandi, söyleşiye başamadan önce Eyalet Spor Birliği’nin öncülüğünde başatılan bir yardım inisiyatifini bize kısaca anlatabilir misiniz?

Kurulan bu inisiyatifin ismi ‘aşırı sağcılığa karşı spor ve siyaset’ Alman Olympik Spor Birliği DOSB (Deutscher Olympische Sportbund), Almanya Futbol Birliği DFB (Deutscher Fussballbund), Eyalet Spor Birliği LSB (Landessportbund), Federal İçişleri Bakanlığı ve Federal Aile Bakanlığı bu inisiyatifde ortak üyedirler. Ben de Eyalet Spor Birlikleri’nin başkanı ve aynı zamanda başdanışmanıyım. Bizler böylece Berlin Spor Birliği’nin çatı örgütü olarak sağcılık ve spor içinde şiddet konularına karşı hassas davranıyor ve bu konuları derinden inceliyoruz. Berlin kentinde günümüzde 2 binin üzerinde spor kurumu var. Bu kurumların yaklaşık 560 bin üyesi var. Bundan dolayı üstün başarı sağlayan spor gruplarımız da vardır. Bunlardan bir kaç örnek verirsek ALBA Basketbol ekibi, Hertha BSC Futbol Grubu, EHC buz ayıları Eishockey grubudur. Berlin’in diğer bir özelliği de çok kültürlülük. Berlin kenti büyük ve kültürler arası bir kenttir. Burada her 3 çocuktan biri göçmen çocuğudur. Berlin toplumun dörtde biri ise göçmendir. Yani göçmenlerimiz çok sayıda Berlin kentinde yaşamaktadırlar. Bu birlik ve ortak yaşam tarzı bizleri konu itibari ile sevindiriyor.
 
Almanya’da sporda şiddet ve ırkçılık üzerine birçok araştırmalarınız oldu. Araştırmalarınızı açabilir misiniz?

Şunu biliyoruz, Almanya’da aşırı sağcılar spor alanlarına girmeyi deniyorlar. Buralarda bir yer edinmeye çalışıyorlar. Böylesi örnekleri Sachsen-Anhalt, Niedersachsen ve Hessen eyaletlerinde birçok kez duyduk, okuduk. Bizler bunun üzerinde Berlin’de bütün uzmanlarımızı biraraya getirdik ve şunu araştırdık. Berlin’de buna benzer olaylar gerçekleşmiş midir? Veya aşırı sağcıların ve sağcı kişilerin kurumlarda etki kazanmalarını denedikleri duyulmuş mudur? Rakamsal baktığımızda sağcı şiddetin duyulduğu Berlin eyaleti içinde spor içinde aşırı sağcıların vaka sayısı yüzde 1’in altındadır. Yani Berlin’de sevinerek söyleyebilirim ki, böylesi olumsuz vakaları fazla duymadık.
 
Bu kurumlara sızmayı, bu kurumlarda etkin rol almayı sağcı gruplar ve kişiler nasıl deniyorlar?

Sağcılar önce kendilerini teşhir etmezler. Önce kurumlara girerler, ders hocaları olarak yerlerini yaparlar, yönetimlere girerler, aktif üye olarak yer alırlar. Böylece ilk dönemde aşırı sağcı oldukları anlaşılmıyor. Bu ama konum, tutum ve düşüncelerin açıklandığı andan itibaren fark edilip anlaşılıyor. Bu kişiler özelikle gençleri ve çocukları kandırmaya, kendi etkileri altına lamaya çalışıyorlar. İşte o zaman çoğu kurumlar reaksiyon gösterip buna karşı tepki gösteriyorlar ve karşı çıkıyorlar.
 
Aşırı sağcılar, diğer üyelere nasıl yaklaşıyor?

Onlar tabii ki özellikle gençleri kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Küçük büyük hediyeler dağıtıyorlar. Gençlik sorunlarına ilgi gösteriyor. Şunu da Almanya’nın genelinde aşırı sağ grupların kurumlara sızma denemeleri nadirdir. Her kurumda böylesi tehlike yoktur. Bunu açık söylemek gerekiyor. Fakat bu dikkatli olunmalıdır. Her zaman bu tür sağcı eğilimlere karşı hazır ve temkinli olmak gerekiyor. Önemli olan bu gençleri yanlız ve sorunlar ile tek başına bırakmamaktır. Eğer bir gencimiz sağcı düşüncelerini paylaşmaya başıyor ise, bu birbirinden etkinlendiğini gösterir.  Bilgi kirliliği elde etmiş ve sağcı olma riskini taşıyor. Bu gencimizi mutlaka kurumun üyesi olan göçmenler ile tanıştırma, diğer kültür farklılıkları aktarma gibi yaklaşımlar ile yanlış yoldan geri çevirmemiz gerekiyor. 
 
Basın nasıl bir tavır sergiliyor?

Alman basının sorumluluğu bu gibi vakaları kamuoyuna aktarmak, gündemleştirmek ve böylece toplum içinde tartışmaya açmaktır. Böylece önleyici tutum kazanmak mümkün olabilir. Medyanın rolünü bundan dolayı önemli ve ön açıcı görmekteyim. Tabii ki bunu yaparken sağa yakınlık gösteren medyaları da teşhir etmek oldukça önemlidir. Ki kimi olaylarda yaşandığı gibi özelikle göçmenler konusunda sağ düşünceli ve tutumlu yapılan bir çok haberler aşırı sağcı grubların işerine gelmektedir ve onlara destek sunmaktadır. Bunu önlemek teşhir ve aydınlatma ve sorumluluk ile mümkündür. Ne yazık ki günümüzde sağcı eğilim halen çok ‘normalmiş’ gibi toplum içinde sessizliğe bürünüyor. Yani çoğu insan, göçmenlere karşı sağ düşünceleri ‘o kadar tehlikeli’ olarak görmüyorlar. Bu konuda üniversitelere, okullara, kurum temsilcilerine ve özelikle spor yönetim kurullarına önemli görevler düşüyor.
 
Aşırı sağcılığın yöneldiği nokta sadece göçmenler midir yoksa örneğin eşcinseller ya da fiziksel ya da engellileri de hedef alıyor mu?

Aşırı sağcı olanların ilk hedefi elbette göçmenlerdir. Fakat bunun yanında topluma ‘ait’ görülmeyen engelli, eşcinsel, öğrenimde geri kalmış olanlar da çoğu kez saldırıya maruz kalıyor. Üzücü olan nokta ise özelikle beyinsel engelli olanların bu konuda bunu yeterince ifade edememeleridir. Biliyorsunuz, Almanya’da engelliler sporu gün be gün daha aktif büyümektedir. Bunlardan bir örneği Berlin Engelliler Spor Birliği’dir. (Behinderten-Sportverband Berlin e.V.) Bu kurum son yıllarda spor içinde önemli yer edinmiştir. Çoğu engelli gençlerimiz spor alanında üstün başarı gösteriyor. Maalesef böylesi başarılar aşırı sağcılar tarafından hedef olarak görülmektedir. Böylesi üzüntü veren haberleri zaman zaman duyuyor, okuyoruz. Henüz bir ölüm vakası yaşanmadı fakat uygulanan baskılar, sözlü ve fiziki şiddet elbette hepimizde endişe yaratıyor. Bu konuda spor kurumların daha dikkatli ve hassas davranmaları, izlenilen herhangi bir baskı vakasını hemen bildirmeleri önemlidir. Ki önlenmeyen bir şiddettin ve özellikle dalga dalga büyüyen bir aşırı sağ şiddetin önü bir daha alınması zor olur.