Irkçılık; Genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması olarak algılanır.
Bu tanıma göre düşünüldüğünde kafatasçı düşünce sahibi otoritelerin siyasi anlamda ırkçılığa dayandıkları, kendisi dışında herkesi hor gördükleri, dıştaladıkları, ya da sömürgeci asimilasyonist politikalarıyla hükmederek, kendileri gibi yapmayı hedefledikleri belirtilebilir. Irkçılığın politikadaki ifadesi de faşizm olmaktadır.
Muhafazakar, sağcı ve sağ merkezci tüm partilerin dayandığı düşünce yapısı ideolojik anlamda liberalizm ve faşizmden beslenmektedirler. Keza modernize olmuş kavramla milliyetçi düşünce ve ideolojilere sahip tüm parti ve oluşumların zihinsel olarak dayandığı nokta faşizm olmaktadır.
Bu hangi milletten olursa olsun fark etmez. Her türlü milliyetçilik, ırkçı-soy kökenci anlayış ve politikalara götürür. Bu da ayrımcılık, zulüm, baskı, şiddet, işkence, yok etme, imha, ret ve faşizm olmaktadır.
21.yy’da yaşıyoruz. Bu yüzyılda ulus-devletler giderek parçalanıyor. Sorun çözmüyor. Hastalıklı ve sürekli kriz üreten, yozlaşmış yapılara dönüşüyor.
Finansal ve endüstriyel kapitalizmin birer acentesi durumuna düşen ulus-devletlerin halklara, uluslara ve insanlığa bundan sonra getireceği tek şey kriz, kaos ve insanlığın, doğanın ve evrenin tahrip edilmesi olmaktadır, olacaktır.
Irkçı milliyetçiliğin, dinciliğin, bilimciliğin ve cinsiyetçiliğin eksen aldığı tüm politikalar günümüzde aşılmıştır. İnsanlığa yeni gelecek sunmamaktadır. Bu eğilim ve anlayışlar bunun politik dayanakları insanlığa, halklara ve toplumlara zarar vermektedir. Bu çerçevede düşünüldüğünde son günlerde yaşanan iki ayrı olay farklı coğrafyalarda yaşanmış, yalnız olaylara bakıldığında zihinsel, ideolojik ve politik açıdan aynı siyasi anlayışın ürünü olan iki olay durumundadır. Bu anlayış da zihniyet, ideoloji ve politikasını ırkçılıktan, (rasizm) almaktadır.
Biri George Flody olayıdır. 25 Mayıs 2020 günü Amerika’nın beyaz polisi Derek Chauvin tarafından George Flody adlı ABD’li siyasi yurttaşın ensesine dakikalarca basıp, nefessiz bırakıp öldürmesi, tüm dünya kamuoyunda büyük bir infiale yol açtı. ABD’nin 40 eyaleti başta olmak üzere Hollanda, İspanya, Fransa ve birçok dünya ülkesinde koronavirüs yasakları dinlenmeden milyonlarca insanın haklı tepkisine yol açmış ve beyaz ırkçılık protesto edilmiştir.
İnsani olarak da Derek Chauvin’in emlakçılık yapan eşi ırkçılığa bir tavır olarak hızla mahkemeye başvurmuş, boşanma davası açmış, mahkemede mal ve eşya bölüşümünü de ret ederek eşinden boşanmış, George Flody’un ailesinden de özür dileyerek, aileye başsağlığı dilemiştir.
İkinci olay ise Türkiye’nin başkenti olarak bilinen TC devlet siyasetinin ana merkezi durumunda olan Ankara’da yaşanan Barış Çakan olayıdır.
Barış Çakan, Agirî Patnos’lu 20 yaşında bir genç ve yaşamını inşaat işçiliğinden kazanan biri olarak sade ve sakin yaşayan bir ailenin çocuğu.
31 Mayıs günü saat 20:30 dolaylarında Karslı bir arkadaşıyla sokakta Kürtçe müzik dinlerken tartıştıkları üç Türk genciyle kalbinden bıçaklanarak katlediliyor.
Basına yansıdığı kadarıyla Barış Çakan’a saldıran gençler 21 yaşlarında Kubilay Han Yıldırım ve Alperan Başaran adlı gençlerle birlikte 18 yaşından küçük Ö. K. Y. olarak ismi geçen gençtir. Daha önce dizayn edilmiş bir senaryo gibi 21 yaşlarında olan olayın failleri Kubilay Han Yıldırım ve Alperen Başar suçu 18 yaşından küçük olan Ö. K. Y.’ye yükledikleri belirtiliyor.
Türkiye’nin başkenti, Türkçülük politikasının merkezi Ankara’dan Barış Çakan Kürtçe müzik dinlediği için katledildi.
Devlet yetkilileri, Ankara valisi, iletişim bakanı Fahrettin Altun, AKP’nin sözcüsü Ömer Çelik olay hakkında aynı çerçevede açıklamalar yaparak olayın ezan okunmasına saygı gösterilmesi için müzik sesinin azaltılması uyarısıyla başladığı anlamına gelen kurgulanmış yalan beyanlarda bulundular. Oysa ki basından da birçok açıklamadan da belirtildiği gibi ezan okuma saatinden yaklaşık 20 dakika sonra yaşanan bir olaydır. Devlet yetkililerinin bu açıklamasını AKP’li troller medyası da borazancı başı gibi tüm TV ve gazetelerde aynı nakaratı tekrarlayarak ırkçı ve faşist politika ve uygulamalarını örtbas etmeyi hedeflediler. TC devletini yönetenlerin bu yöntemi özel savaşa girmektedir.
Barış Çakan olayına karşı devlet yetkililerinin gösterdiği tepki izlendiğinde aklıma ilk gelen 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Sara, Rojbîn, Ronahî arkadaşların katledildikten kısa bir süre sonra dönemin AKP sözcüsü Hüseyin Çelik birçok devlet yetkilisi ve R. T. Erdoğan’ın olay karşısındaki yalan beyanları geldi.
Olay sonrası günlerde basına yansıyan aile çevresi ve görgü tanıklarının bilgileri dikkate alındığında Barış Çakan’ın planlı bir tarzda üç genç tarafından katledildiğini söylemek abartı olmaz.
Kürtçe müzik dinleseniz Barış Çakan gibi olursunuz, demeye getiriyorlar. Devletin askeri, polisi, çeteleri her yere yetişmese de bizim paramiliter Kubilaylarımız, Alperenlerimiz vardır, sizin – Barışlarınız da olsa sonunuz ölüm olacaktır mesajı bu olayda tüm Kürtlere verilmiştir.
Bu ırkçı ve faşist politikaların yaşamda pratik ifadesi olmaktadır.
George Flody’un öldürülmesine, ırkçılığa karşı milyonlar tepki gösterdi. Peki Barış Çakan olayındaki Türk ırkçılığına neden hiçbir ses yok, neden hiçbir tepki gösterilmiyor? Siyaha karşı beyazın uyguladığı ırkçılığa tepki gösterenler, Kürt söz konusu olduğunda Türk ırkçısının dayattığı ölüme neden tepki gösterilmiyor?
Biri beyaz ırk karşısında siyahın direnişini ve masumiyetini savunma ise diğeri de yeşil kara Türk ırkçılığı karşısında Kürt’ü ve Kürtçeyi savunma olmalıdır. Kürt müziği dinlediği için öldürmeyi duygu ve vicdan olarak kabul etme ırkçılığın en kara faşist biçimindir.
Kürtler, Türkler ve diğer halklar Barış Çakan’ın özgürce şarkı dinleme hakkını ne zaman savunacaklar. Hele hele kendine sol, sosyalist, demokrat, halkçı diyenler George Flody’un öldürülmesine haklı olarak ses çıkarırken, Barış Çakan’ın öldürülmesi karşısında neden suskun kalıyorlar?
Botan’da Hürmüz ve Şimoli adlı Keldanileri katleden ırkçı anlayış, Ankara’da Barış Çakan adlı Kürt gencini katleden anlayıştır.
Soy kökenine göre siyaset yapan AKP–MHP faşist iktidarının Ankara’daki politikası da Şırnak’taki, İstanbul, Antalya’daki politikası da Kürdistan’ın diğer bölgeleri ve Kürtlerin yaşadığı diğer alanlarda yürüttüğü politikaları da Kürtler söz konusunda olduğunda ırkçıdır, faşisttir.
AKP–MHP faşist iktidarı yıkılmadıkça, bu ırkçı ve soy kökenci politikalar son bulmayacaktır.
Barış Çakan anısına tüm Kürtleri başta olmak üzere demokrasiye duyarlı olan herkesi her 31 Mayıs günü Kürtçe şarkıları dinlemeye davet ediyorum. 31 Mayıs’ın Kürt şarkılarının seslendirildiği ve dinlenildiği gün olmasını temenni ediyorum.
Yine Barış Çakan davasının peşi bırakılmamalı, Hrant Dink olayı oranında ciddiye alınmalı, hatta Barış Çakan anısına büyük sahiplenmelerle etkinlikler ve protestolarla AKP–MHP’nin yarattığı Türk ırkçılığı teşhir edilmeli, uluslararası platformlara siyasi ve hukuki açıdan taşınmalıdır diye belirtmek istiyorum.